İyi okumalar^^
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın :')


19

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

19.Bölüm : Her Şey Kayboldu.

*Ve siyahtan daha karanlık bir renkle tanıştım o an. Hiçlik rengi.*

Bir bebek doğdu, ağladı...
Annesinin kucağına verdiler, sustu.
Karnı acıktı, ağladı...

Sütünü içirdiler, sustu.
Gazı vardı, ağladı...
Sırtını okşadılar, sustu.

Elini çarptı beşiğine, ağladı...
Babası öptü parmaklarından, sustu.
Annesini göremedi, korktu, ağladı...
Annesi yanına koştu, sustu.

Bir bebek doğar, ağlar. Karnı acıkır, ağlar. Altına yapar, ağlar. Annesini özler, babasını özler, korkar, canı yanar, ağlar... Bir bebek hep ağlar, çünkü konuşamayan bir canlının derdini anlatma şekli ağlamaktır. Canım yanıyor diyemez, anne seni özledim diyemez, baba beni kucağına al diyemez, acıktım diyemez, ağlar... Ağlamak birilerine ihtiyacımız olduğunun dışarı vuruş şeklidir aslında. Konuşamayan insan, ağlaya ağlaya "Sana ihtiyacım var." der.

Ben o gece çok ağladım. Konuşamıyordum, acıdan kasılan bedenim dudaklarının arasından hiçbir kelime çıkaramazken gözlerimden yaşlar aktıkça yenileri geliyordu. Yaşlar yanaklarımı ıslatıyordu, dudaklarımı ıslatıyordu. Yaşlar boynuma düşüyordu. Konuşamıyordum, elimi kıpırdatamıyordum, oysa ağlıyordum. Onur'a ihtiyacım vardı, anneme ihtiyacım vardı, babama... Ağlarsam her şey düzelecekmişcesine ağlıyordum. Gözlerim kararırken duyduğum son cümleler Onur'un yakarışlarıydı. Özür dileyişleri, bağırışları... Oysa ben ondan özür dilemek istiyordum. Ona hayatının düzeldiğini söylediğim için, onu mutlu ettiğim için, onu dünyanın en kötü yanılgısına soktuğum için, kolları arasında boylu boyunca yattığım için, annesinin elbisesinin kan içinde kaldığı için ondan özür dilemek istiyordum.

"Sen bunları hak etmedin Onur." demek istedim, dudaklarım aralanmadı.

"Yalvarırım özür dileme!" demek istedim, ağzım açılmadı.

"Onur lütfen ağlama!" demek istedim, nefes alamadım.

Nefesim bir düğüm gibi boğazımı tıkıyor boğazımdan aşağı inmiyordu. Nefes aldıkça boğuluyor gibiydim. Nefes aldıkça bacaklarım kasılıyor, göğsüme giren sancıyla kıvranıyordum. Bilincim yavaş yavaş kaybolurken Onur'un elini göğsümün hemen altındaki o acı kaynağına bastırdığını hissettim. Sonra başka sesler duymaya başladım,

"Ne oldu burada?" diyen tanımadığım şok içinde bir ses.

"Zeynep!" Rüzgar'ın sesi... "Onur ne oldu!?"

"Ambulansı aradım geliyor!" Tanımadığım telaşlı bir ses daha.

Onur'un yüzüme damlayan gözyaşları ve artık konuşmuyor oluşu beni fiziksel acımdan daha çok mahvediyordu. Hali kalmamıştı, acı içinde yüzüme bakıyor, hayatına lanet ediyordu.

Karantina SerisiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!