45 "Aile"

94.9K 4.4K 861

ASYA

Etrafıma baktığımda uçurum da olduğumuzu gördüm. Şaşkınlıkla Yiğit'e baktım, hâlâ oldukça kızgındı.

"Buraya neden geldik?" Cevap vermedi ve sertçe arabanın kapısını kapattı. Arabanın önüne yaslanıp uçurumu izliyordu...

Arabadan indim ve yanına geldim.

Gözüm direkt yanağını bulurken kalbim sızlamıştı. Yiğit sadece derin nefesler alıp veriyordu.

"Yiğit?" Yüzüme bakmamıştı, gözlerini kapattı. "Sana neden buraya geldiğimizi sordum?" Dedim.

"Kafamı dinlemek istiyorum Asya, git ne yapıyorsan yap." Dediğinde ofladım.

Hafif ilerlerken çok derin bir uçurum da olduğumuzu fark ettim. Normal de hava sıcak sayılırdı fakat burada ki havayla aynı değildi. Burası yüksekte olduğu için rüzgar esiyordu.

Rüzgar hafif üşümemi sağlarken kollarımı önümde birleştirdim.

"Araba da montum olacak." Yiğit'in sesini duymamla yüzüne baktım. "Onu al ve giy." Gözleri hâlâ kapalıydı.

Üşüdüğümü nasıl anlamıştı? Demek ki bir ara beni izlemişti. Bu gülümsememe sebep oldu.

"Gerek yok." Dedim ve ilerlemeye devam ettim. Aşağıyı görünce ürkmeden edemedim. Çok fazla derindi, buradan atlanırsa insanın ölüsü dahi bulunamazdı. Yiğit burayı nereden bulmuştu?!

"Aptal gibi aşağıya bakmayı kes ve arabaya bin." Sinsice gülümsedim.

Uçuruma biraz daha yaklaştığımda Yiğit'in gözleri çoktan açılmıştı.

"Asya beni sinirlendirme!" Diye bağırmasıyla korkuyla yerimde sıçradım. Bir an dengemi kaybederken Yiğit büyük bir hızla gelip beni kenara çekmişti.

Göğsüm korkuyla inip kalkarken sinirle homurdanıyordu.

"Sana arabaya bin dedim değil mi? Ne sikime ileriye gidiyorsun?!" Kahramanım tabii ki hemen yetişmişti.

"Bir şey olmaz sandım!" Dedim.

"Ben tutmasaydım olabilirdi!" Dediğinde ofladım.

Yiğit tekrar arabanın önüne yaslandı.

"Arabaya bin Asya!" Sesi sertti. "Ulan şurada şu güzelim sessizlikte kafamı dinlemeye geliyorum, sen yine rahat durmuyorsun!" Yavaşça yanına gittim. Gözlerim tekrar yanağındayken içim sızlıyordu... Herhangi bir iz yoktu, kızarıklık bile yoktu ama benim canım acıyordu.

Hafifçe kucağına doğru yanaştım. Bir tepki vermemişti. Kollarını aldım ve belime doladım. Kendimi ona biraz daha yasladım. Şu an da Yiğit arabaya yaslanmıştı, ben ise onun kucağına yaslanmıştım.

"Ne istiyorsun baş belası?" Diye sordu Yiğit ama sesinde bir alay yoktu... Beni gerçekten baş belası olarak görüyordu belki de...

"Seni." Dememle alayla gülmüştü.

"Git arabaya dedim sana." Kollarını belimden çektiğinde ona döndüm.

"Beni buraya sen getirdin!" Dediğimde ofladı.

"Evde olsan sürekli beni arayacaktın!" Doğruydu.

Elimi yanağında gezdirdim, içim pişmanlık doluydu. Sanki bir ok kalbime saplanmış gibiydi... Yanağına dokundukça kalbime daha çok saplanıyordu...

Yiğit bileğimi tuttu ve elimi indirdi.

"Arabaya bin." Dediğinde umursamadan koca gövdesine sarıldım. Başım göğsüne geliyordu. Yiğit çok uzun bir adamdı ve oldukça yapılıydı.

Serseri Patronum Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!