Bölüm 4

1.6K 189 5

Fırtına beşinci günlerinde onları yakalamıştı. Kaptan Marcus’un söylediğine göre Şeytan Geçidi’ne yaklaşık bir günlük yolları kalmıştı ve o geçide her yaklaştıkları an tehlikeler daha da büyüyordu. Marcus, onun güvenliği açısından kamarada kalmasını söylemişti.

Rhys, küçük penceresinden dışarı baktı. Yağmur o kadar kötü bir haldeydi ki en ufak bir şeyi bile göremiyordu. Ancak çok tehlikeli bir durumda olduklarını anlayabilecek haldeydi.

Büyük bir şimşek çaktı ve Rhys bir anlığına görüntüsünün cama yansıdığını gördü. Anında geri korkuyla geri uzaklaştı.

Az önce gördüğü şeyin kendisi olmadığına emin değildi. O şeyin gözleri kırmızı renkteydi ve yüzünü siyah renkli tribal, keskin hatlı bir dövme sarmıştı. Kesinlikle bir şeytana benziyordu. Sivri dişleri olan bir şeytana. Rhys, başını iki yana salladı ve kılıcını kontrol etti. Hala belinde duruyordu.

Genç adam arkasını döndü ve korkuyla odadan çıktı. Kamaranın dışı gerçek bir kargaşa halindeydi. Yağmur delirmişçesine yağıyordu. Dalgalar o kadar büyük boydaydı ki gemiyi beşik gibi sallıyordu.

Tayfalar oradan oraya koşturuyordu. Kaptan Marcus geminin kontrolünü ele almıştı. Rhys, odadan çıktığı anda sırılsıklam oldu. Göz gözü görmüyordu gerçekten. Rhys, derin bir nefes aldı. Trabzanlara sıkıca tutundu.

Eğer gözleri onu yanıltmıyor ya da şimşekler bir hayal yaratmıyorsa sanki onlara doğru gelen bir şey vardı. Rhys, gözlerini kısarak öne ileri doğru bir adım attı. Hayır, bu bir yanılsama değildi. Hemen arkalarından onlara doğru hızla gelen bir şeyler vardı.

Rhys, başını kaldırdı ve hemen dümen katına doğru koşmaya başladı. “Kaptan” diye haykırdı.

Marcus başını çevirip ona baktı. “Kamaranızdan çıkmamalısınız” diye bağırdı Kaptan. “Dışarısı şuanda hiç güvenli değil prensim. Lütfen, geri dönün”

Rhys, sinirlendiğini hissetti. Hiçbir zaman korkup saklanan biri olmamıştı. Sadece ülkesinde bile komutanlar ve ailesi tarafından her daim savaşlarda ön saflara atılan biri olmuştu. “Lanet olası bir şey bize doğru geliyor” dedi yaratığın geldiği yönü göstererek.

Kaptan Marcus, gözlerini kısarak bir süre prensin gösterdiği yöne doğru baktı. Dümeni bıraktı ve inanamayan gözlerle tırabzanlara doğru yanaştı. “Topları hazırlayın” diye bağırdı ardından tayfasına. “Silahlarınızı hazırlayın. Hızlanın biraz aşağılık piçler sizi”

Tayfa neler olduğunu anlamayarak bir dakika durdu. Ardından hemen koşuşturmaya başladılar. Marcus, gözlerini yaratığın üzerinden ayırmadan, “Prensim” dedi. “Artık kamaranıza dönün” dedi. “Burası giderek daha da tehlikeli olmaya başlıyor”

Rhys, derin bir nefes aldı. Eli bir an için kılıcına gitti ama durdu. O kılıcı savaşmak için çekerse gemideki bütün tayfayı öldürürdü. Genç adam, derin bir nefes aldı ve geri bir adım attı zorlukla. Başka bir yol bulmazsa ayak bağı olmaktan başka bir şansı olmayacaktı.

Genç adam merdivenlerden inerken gemi ilk darbesini aldı. Rhys, sarsıntıyla beraber merdivenlerden yere düştü. Burnundan sıcak bir şeylerin aktığını hissedebiliyordu. Koluyla burnunu sildikten sonra başını kaldırdı. Bu dev bir ahtapottu ve kocaman bir ağzı vardı. Gemiyi tek lokmada mideye indirmeye niyetli gibi görünüyordu. Rhys, aynı anda patlatılan toplarla beraber tekrar savruldu. Ayağa kalkmaya çalışarak trabzanlara tutundu. Aynı anda dört top darbesi yaratığı etkilememişti aksine daha da sinirlenmişe benziyordu.

Ahtapotun kollarından biri gemiye savruldu ve dört tayfayı aynı anda denize savurdu. Rhys, bunun bir işe yaramayacağını fark etti. Denize düştükleri anda mahvolurlardı. Tayfada durumu anlamış olacak ki kılıçlarına ve silahlarına davrandılar. Ancak bu devasa yaratığa karşı bir işe yaramıyordu.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!