SH - 6/ E

257 21 6

Keyifli Okumalar!

Ekin

Sınıfa öğlenden sonra beraber Kadir'le girdik. Altımda müstakbel yengesinden ödünç aldığımız bir pantolon ve üzerimde Kadir'in yedek okul tişörtü vardı. Eve uğrayamamıştım. Anahtarsız, kapı dışarı edilince... Durumu kısa gelen pantolon ve iki üç beden bol gelen tişörtle halletmek zorunda kalmıştık. Bu sınıftaki birkaç kişinin dikkatini çekmiş olacak ki bizi gördükten sonra bize bakarak kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar. Onun o haline sadece gözlerimi devirdim. Neden günümüzde bir kız ve bir erkek sadece arkadaş olarak adlandırılamıyordu ki? İnsan ve insan eşittir arkadaş aslında bu kadar basit. Sırama çantamı attığımda yanlışla Sezen'in kitabına çarptı. Elindeki son lokmayı bile ağzına atmadan soluksuz kitabını okuyordu. Çantam kitabına çarptığında öfkeyle başını kaldırdı. Ona sevimli olduğunu düşündüğüm bir bakış attım ama o aksine gözleri alev çıkan bir ifadeyle bana bakıyordu. Burnundan derin bir soluk aldı. Normalde sevimli bir kız olmasına rağmen şu an tam ejderha gibi duruyordu. Burnundan birkaç soluk daha aldı.

"Özür dilerim." Sesimi sevimli tutmaya çalıştım.

"Dileme, Ekin. DİLEME! Sana kaç defa bunu yapmamanı söyledim. Kitabıma zarar veriyorsun."

Yanına gittim. İnsanlara sarılmayı seven bir insan değildim ama sarılmanın insanı sakinleştirdiğine inanırdım o yüzden kolumu omzuna attım.

"Sakin ol. Kitabına bir şey olmadı. Ayrıca..." lafımı sokmadan duramazdım. "Beni sorduğun için teşekkür ederim. Ben de iyiyim. Sabahtan okula gelemedim."

Konuyu değiştirmem başarılı olmuş gibi Sezen çantamı çekip kitabını inceledikten sonra bana döndü. "Sahi sen neredesin, mesaj attım ama internetin kapalı olduğu için ulaşmadı sanırım." Çantamın yan gözünden telefonumu çıkarttım. Bitmişti. Faturamı ne zaman öderdim bilmiyordum. Bunu Sezen'la paylaşmak istemedim. Böyle yardıma muhtaçmış gibi hissetmemi sağlıyordu. Onun yerine, "Uyuyakalmışım. Bir şey kaçırmadım öyle değil mi?" dedim.

"Sıkıcı bir sürü konu işte. Benden geçirirsin neredeyse hepsini not aldım." Masanın altındaki defterlerini gösterdi. Neredeyse kısmında kitap okuduğunu düşünürsek büyük bir çoğunluğu eksikti defterlerinin ama olsun ona teşekkür ettim. Bir süre öylece oturduktan sonra zil çaldı. Telefonuma bir mesaj düştü. Kimden geldiğini biliyordum. Masanın altında mesajı açtım.

AKŞAM 19.00'DA MEKANDA OL.

Yazıyordu. Normal mesaj atmıştı. Bir de emir vermiş. Şu an paraya ihtiyacım olmasa o emirlerini bir yerine monte etmek isterdim ama onun yerine cevap vermeden telefonu çantama attım. Ders Tarih'ti. Fatih Hoca içeri girdiğinde hepimiz ayağa kalktık. Bazen kendini Fatih Sultan Mehmet'le bir tuttuğunu düşünebileceğimiz şekilde bir heybetle sınıfa girdi. Zaten ders anlatırken kendini fazla kaptırıyordu. Sıraya oturacağım sıra ön sıradan bana bakan bir yüzle karşılaştım. Gözlerimiz buluştuğunda ona gülümsedim. Bu hareketim aramızdaki arkadaşlığa temsilen olsa da sınıftaki çoğu kızın bunu yanlış yorumlayacağına emindim.

Biraz sonra kapı çaldı.

İçeri iki kafadar geldi. Ben de sınıfta bir sessizlik var diyordum.

Dodo ve Onur. İtişe kakışa sınıfa geldiler.

Fatih Hoca, ikisinin bu haline iğrenerek baktı ve, "Eskiden böyle sınıfa girecekti öğrenciler, hocalar n'apardı biliyor musunuz? Ah ah... Gençlik nereye gidiyor? Nasıl adam edeceğiz sizi acaba?"

"Hocam, hep Onur." Diye ispiyonladı Dodo sıraya geçerken.

"Lan sen ittin ya beni, üstüme çıktın resmen."

İstanbul'un Efendisi/ Serseri Aşıklar Serisi - 1Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!