Nişan (Bölüm 23)

88.4K 5.1K 456

Bu da, günün sürprizi olarak gelsin; keyifli okumalar...

...
Mine, karşısındaki kızın bir içim su haline bakıp, kendisinden memnun bir şekilde gülümsedi. "Evet, bu işte iyiyim!" diye düşündü, yaptıklarını beğenerek. Genç kızın üzerinde su yeşili, kolsuz, boynunu ve narin omuzlarını açıkta bırakan bir elbise vardı. Hafifçe üzerine oturarak, incecik belini, hoş kıvrımlı kalçalarını sararak aşağı iniyor, dizlerinin hemen üstünde bitiyordu. Açıkta kalan, düzgün, sütun gibi bacakları, ay ışığında yıkanmış gibi göz alıyordu. Aslında, Mine çok daha başka tuvaletlerde ısrar etmiş; ancak, bu sefer İpek'e kabul ettirememişti. Başrolünde olduğu bu oyunda, göze batmamaya çalışıyordu. Heyhat! Boş bir çaba olduğunun farkında bile değildi. İstemese de; bütün gözler, kızın üzerinde olacaktı. Özellikle, Levent'in!

Güzel saçları, zarif bir topuzla ensesinde toplanmış; kulaklarında minik, yeşil elmas küpeleri, başını her çevirdiğinde ışıltılar saçıp duruyordu. İnce boynunda; küpelerin eşi, elmas ve pırlantadan oluşan kolyesi, bu güzelliği tamamlıyordu. Elbisenin rengi, kızın mermer beyazlığındaki tenini daha da ortaya çıkarmış, esrarlı bakan, iri lacivert gözleri, yapılan hafif makyajla daha dikkat çekici hale gelmişti. Ancak, gece kadar derin o lacivertler, bu akşam mutluluk değil, hüzün doluydu. Kendisine dayatılan bu evlilik, onun için meçhullerle doluydu; genç adamın, ne hissettiğinden bile emin değildi. Yaklaşmaya cesaret edemeyeceği, hiçbir şeyini paylaşamayacağı, yanında sürekli tetikte bekleyeceği, kendisine üstten bakan bir nişanlısı, kocası mı olacaktı? Annesinden sonra, dünya yüzündeki yalnızlığı devam mı edecekti? Yoksa...

Genç kız, bu üzüntü verici düşünceler içinde çırpınırken, nasıl kırılgan bir görüntüsü olduğunun farkında bile değildi. Çaresiz, başka alemlerden gelmiş bir peri kızı gibiydi; alınıp kaçırılması ve sonsuza kadar saklanması gereken...

"Harika oldun canım!" diyen Mine'nin sesiyle, kendisine geldi. Şu Mine Ablası ne iyi, kalbi merhametle, sevgiyle dolu bir insandı... Keşke, ailenin geri kalanı da öyle olsaydı, ne vardı! İri gözleri üzüntüyle çırpınarak, karşısındaki sevimli, güzel kıza kalktı.

"Öyle mi dersin ablacım? Yine kızmasın da..." dedi hafif bir sesle. Onun bu sözleri Mine'yi şaşırttı.

"Kim, abim mi? Niye kızsın güzelim?"

"Doğum gününde giydiğim elbiseyi beğenmemişti; sanırım açık bulmuş..." dedi bakışlarını kaçırarak.

Bu cevap Mine'yi güldürdü; uzanıp, karşısında, tereddütler içindeki güzel kızın elini tuttu. "Sevgili abim çok kıskanmış anlaşılan! Eh, bu da normal! Senin gibi bir hatunu, kolay kolay kaçırmaz erkek milleti; kaptıracağım, diye korkmuştur. Sen ona bakma! O, hep peşinden koşulmasına alıştı; şimdi, durumun tersine döndüğünün farkında değil. Biraz kıskandırmak iyidir! Erkek dediğin, aklı eksik yaratığı her zaman ayık tutar..."

Bu laflar, İpek'i de güldürmüştü. Aşağı inmeyi, hem istemiyor; hem istiyordu. İstemiyordu; Cahide Hanımın, nefret saçan bakışları altında ne yapacağını bilemiyor, canı yanıyordu. İstiyordu; geçen haftadan sonra, onu ilk defa görecekti; kalbini yerinden oynatan bakışların yeşil harelerinde kaybolmayı istiyordu. İtiraf etmesi zordu; ama, ona karşı zaman zaman zorba olan, davranışları ve sözleriyle gururunu defalarca rencide eden bu adamı özlemişti. Ona karşı ne hissettiğini, kendisine bile itiraf edecek cesareti yoktu, henüz...

Ekrem Bey; o hafta sonu, yüzüklerin takılarak durumun resmileşmesini istemişti. Yeğeninin, köşke geleceği yoktu. Onun ruh halini az çok anlayan yaşlı adam, fazla üzerine gitmek de istemiyordu. Olayı büyütmeden, hızlıca halletmek en doğrusuydu.

İpek Böceğim (TAMAMLANDI)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!