Giriş

5K 298 65

 "Ve sonra büyük kral, kılıcını göğe kaldırmış ve Leydi Camelot'un önünde büyük yeminini etmiş" diye devam etti Prens Rhys. Ancak hikâyenin son kısmında gülümseyerek susmayı tercih etti çünkü küçük kardeşi bu hikâyenin sonunu kendisinden çok daha iyi biliyordu.

Helen, heyecanlı bir nefes aldı. "Seni ve krallığımızı ebediyen koruyacağım. Ne cadılar ne iblisler ne de başka hiçbir şey bizim olana zarar veremeyecek" dedi.

Rhys, sevecenlikle gülümsedi. Helen'in kızıl dalgalı saçlarını okşadı. On iki yaşındaki küçük kız bu hikâyeyi gerçekten çok seviyordu. Camelot, dünyanın en büyük üç krallığının başında geliyordu. Bu ülke zenginlik ve refahla doluydu.

Aileleri on beş yıldır Camelot'u en iyi şekilde yönetiyorlardı. Üç kardeşin en büyüğü Rhys, ortanca Cameron ve en küçüğü aynı zamanda tek kız olan Helen' di. Rhys sorumluluklarının bilincindeydi. Gelecekte bu ülke onun yönetimine kalacaktı. Bütün geleceği şimdiden belirliydi. Kiminle evleneceği, nasıl bir politika izlemesi gerektiği, nasıl ve kimlerle nasıl savaşması... Hepsi ayarlanmıştı çoktan.

Rhys'in hayatı kesinlikle sonuna kadar planlıydı ve o da bu şekilde yaşayacaktı. Çünkü Camelot'un iyiliği bunu gerektiriyordu.

Genç adam elini saçlarının içinden geçirdi ve derin bir nefes aldı. Elbette her mükemmel krallığında bazı sorunları olurdu. Çoğu ülkeler hırsızlarla, fahişelerle, savaşlarla ya da kendi içlerindeki yolsuzluklarla uğraşırlardı. Camelot'un böyle bir sorunu yoktu. İnsanları ferah içinde yaşamak için kendi bencil arzularından vazgeçmeye razı olmuşlardı.

Hayır, Camelot insanlarından yana şanslıydı. Ancak krallığın kuruluşundan bu yana iblisler ve şeytanlar her zaman bu krallığın en büyük sorunu olmuşlardı. Bu yüzyıllardır süren bir savaştı. Rhys'in büyük büyük büyük büyük babası ilk kral bu krallığı kurmak için büyük iblis Aoda'yı ulu kılıcın içine hapsettiğinden beridir de bu savaş devam etmekteydi.

Camelot Leydisi... Bu çok eski bir şarkıydı. Camelot'un kuruluşunu ve ilk kralın kahramanlıklarını anlatırdı. Büyükler bu şarkının gerçek olduğunu söylüyorlardı.

İlk kralın kılıcı söylenenlere göre hala bu şatonun içinde bir yerlerdeydi ancak nerede olduğunu bilen yoktu. Kimse kılıcın lanetine maruz kalmasın diye mühürlenip gizlendiği söyleniyordu. Kılıcı sadece ilk kralın kanından gelen biri kullanabilir ancak kınından çıkardıkları anda ulu iblis Aoda'nın etkisi altına girerdi. En azından söylenenler bu yöndeydi.

Rhys, kendini büyük yatağa bırakıp ellerini başının arkasında birleştirdi. Helen, bu şarkıdaki aşk hikâyesini seviyordu. İlk kralın ve Camelot Leydisi'nin büyük aşklarını dinlemek on iki yaşındaki bir kız çocuğu için en büyük zevkti. Ancak artık yirmi iki yaşına gelmiş olan Rhys için atalarının mirası onu daha çok ilgilendiriyordu.

Kimse bilmese de geçen zaman içinde Rhys ve Cameron defalarca şatoyu aramışlar ancak hiçbir yerde lanetli kılıcı bulamamışlardı. Tabi ki bütün bunlar çocukluklarında kalmıştı. Cameron artık iyi bir komutan olmak için çalışıyordu ve Rhys'da bu ülkeyi en iyi şekilde yönetmek için gereken her türlü eğitimi alıyordu. Kardeşlerin başını kaşımaya zamanları yoktu artık. Buna Helen bile dâhildi.

İyi bir leydi ve olması gerektiği gibi bir prenses olması için onu son derece acımasız bir eğitimden geçiriyorlardı. Zavallı Helen, eğer babasının planları dâhilinde devam ederse yakında kendilerine müttefik bir krallığa anlaşma amacı ile evlendirilecekti. Rhys, bunun olmasını zerre istemiyordu. Ancak yönetim babasında olduğu sürece bu konuda yapabileceği bir şey de yoktu.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!