New York turumuzdan sonra, Londra'ya gelmiştik. Londra'ya ayak basar basmaz Zayn'leri aramaya başladık. Alexis'in New York'a gidecek olmasına çok seviniyordum. Ama içten içe onu kıskanmıyor değildim. İçimdeki kıskançlık tohumlarını uzaklaştırarak, Zayn'in yanına doğru koşmaya başladım. Ondan uzak kalmak, beni yeterince üzmüştü zaten. Kollarını açarak beni karşıladı. Sarıldık, öpüştük, özlem giderdik.

"Meleğim.." dedi "..bir daha benden kilometrelerce uzağa gitmeni istemiyorum" Cümlesine karışmama izin vermeden devam etti "Seni özlüyorum" Dudaklarımdan özlemini giderircesine öptü. Bu sırada anı yakalamak isteyen birkaç paparazi flaşlarını üzerimize patlattı.

"Sen beni özlemedin mi ?" dedi Zayn. Ona 'saçmalama' dercesine bir bakış atarak, ironi yaratan cümlemi ortaya attım.

"Hayır" İnsan kendi söylediklerine inanmalı önce. Yoksa diğerleri nasıl inansın ? Dolayısıyla Zayn, inanmış gibi bile yapmadan "Bilmez miyim ?.." diye fısıldadı. "Kokumu uzun uzun içine çekişinden belli beni özlemediğin" Cevap vermeden, mahcupça gülümsedim. Gwen yanımıza geldi ve Zayn'e dönerek:

"Ablamı çalabilir miyiim ?" diye sordu gülerek. Zayn memnun olmadığını söyleyen birkaç kelime mırıldanarak, bizi yalnız bıraktı. Gwen'in sıcacık kucaklayışına sıcacık bir şekilde karşılık verdim.

"Seni de kocacığından ayrı bıraktım ama" dedi neşeli sesiyle.

"Ah, nasıl da beni paylaşamıyorsunuz ama ?" dedim şakayla. Gwen, gözlerini kısarak öldürücü bakışlarını bana gönderdi. "Keşke sende gelseydin.." dedim "..Neler yaşadık neler" fazla birşey yaşadığımızdan değil, amaç; Gwen'in meraktan ölmesini sağlamak. Gözlerini merakla araladıktan sonra "Saniyesi saniyesine anlatıyorsun!" dedi. Kocaman gülümsedim. "Burada değil, şapşal. Eve bir gidelim. Bize gelsene ?" dedim. Gwen kararsızlıkla beyaz ojeli tırnaklarını süzdü. "Bilemiyorum. Zayn seni çok özlemiş olmalı" Tabii ki ! Gülen bakışlarını yakaladığımda ne demek istediğini anladım "Hayır seni salak !" İstemsizce gülümsedim "Özlemiştir, değil mi ?" Gwen, gülen küçülmüş gözleriyle beni onayladı. Her ne kadar, Gwen kardeşim de olsa, utandım.

Biliyorsunuz, utanmak en büyük özelliğim.

"Olsun, gel sen yine de" dedim. Gwen olmaz anlamında kafa salladı. Benim ısrarlarıma dayanamayacağını bildiğimden "Geliyorsun. Gelmelisin" dedim. Fikrini değiştirememiştim. "Ama duymak isteyeceğin çok güzel anılarımız oldu" dedim sinsice gülümseyerek.

"Peki, tamam" dedi ve ilerlemeye başladı.Ona yetiştim ve arabada bizi bekleyen Zayn'in yanına gittik. Arabanın yarı açık camını görmem, kabusumun canlanmasına neden olmuştu. Bu durumu ne Zayn'e ne de Gwen'e belli etmeden arabaya bindim. Zayn, Gwen'i gördüğünde biraz şaşırdı.

"Gwen'i nereye bırakıyoruz ?" diye ekledi. Gülümsememi bastırarak, "Aslında, bizim eve" dedim ve Zayn'in tepkisini görmek için kafamı ona çevirdim. Ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyormuş gibiydi. Ama anlayamadı. İtiraz etmeden -ki itiraz etme gibi bir seçeneği de yoktu gerçi- arabayı çalıştırdı.

Bizim eve geldiğimizde hepimize birer kahve yaptım. Zayn, Gwen'e gülücükler atıyor bana ise somurtuyordu. İçimden bu duruma gülümsedim.

Salondaki koltuklardan birine oturdum ve New York anılarımızı ikisine anlatmaya başladım.

Gwen'den Devam

New York maceralarını dinlerken, Brooke'un heyecanlı heyecanlı anlatışı beni mutlu etmişti. Aynı şekilde Zayn'i de. Zayn'in Brooke'a olan bakışları, insanın içini eritiyordu.

"..Kızıl Kafa yani Olivia, çok tatlı bir kızı ama.." diye devam etti.

Brooke anılarını anlatırken aklım başka bir yere kaymıştı. Brooke, New York'ta iken anneme Brooke'un gördüğü ve aynı şekilde tekrar eden kabuslarından bahsetmiştim. O da bu işlerle ilgilenen bir arkadaşı olduğunu ve onun bize yardım edebileceğini söylemişti. Acaba o kadınla konuşmuş muydu ?

Mrs. Malik (Zayn Malik Fan Fiction)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!