"Size cenneti vaat ediyorum."

140 12 9

"Efendim üç çocuk daha getirdik. On iki, on üç yaşlarındalar."

"Pekala, onları hazırlayıp huzuruma getirin."

"Emredersiniz efendim."

Malum kişinin önünde saygıyla eğilip oradan ayrılmıştı genç oğlan. Yeni getirilen üç çocuğun yanına gidip onları hazırlaması için birkaç kişiyi görevlendirmişti. Görevlendirilen diğer çocuklar yenileri alıp bir odaya götürmüştü. Onlara daha düzgün ve bulundukları yere uygun kıyafetler vermiş ve onlara Malum Kişi önünde nasıl davranmaları gerektiğini anlatmışlardı.

Üç çocuk da hazırlandıktan sonra önlerindeki çocukların peşine takılmışlardı. Tekrar baş fedai dedikleri on yedi yaşlarındaki gencin yanına getirilmişlerdi. Baş fedai üç genci alıp Malum Kişi'nin huzuruna çıkarmıştı.

"Sizler buraya seçildiğiniz için kendinizi şanslı olarak görebilirsiniz. Benim fedaim olma karşılığında size cenneti vaat ettiğimden haberiniz olmuştur elbette. Tabi bu vaatin havada kalmaması için size ikna edici birkaç şey göstereceğim."

Malum Kişi bir el hareketiyle üç çocuğun önüne hoş kokulu içecekleri serdirtmişti.

"Önünüzdeki içecekleri içiniz. Bu, size vaat ettiğim cennete götürecek."

İki çocuk hevesle içeceği içerken daha beyaz ve çelimsiz olan içmekte tereddüt etmişti. Buraya geldiğinden beri içinde tuhaf bir his vardı. Baş fedai ona dik dik bakmaya başlayınca o da hemen içeceği kafasına dikti.

Hafiften mayışmıştı. Başı ağrıyordu. Yavaş yavaş duyu yetilerini kaybetmeye başlamıştı. Bilincini açık tutabilmek için kafasını sağa sola sallamıştı ama başarılı olamadı.

Çocuklar bilincini kaybettiğinde kapıda bulunan birkaç görevli bayılan çocukları alıp cennete götürdüler.

Malum Kişi, sarayı eline aldığında Pers prenslerinin eğlenmek için kullandığı yeri tam bir cennete çevirmişti. Her çeşit hayvan, her çeşit ağaç, huriler ve cennette olabilecek her şeyi buraya getirmişti. Görevliler çocukları cennete bıraktıktan birkaç saat sonra ayılan çocuklar etrafı hayranlıkla süzmüşlerdi. Soluk tenli çocuğun içini halen bir şeyler rahatsız etse de anın tadını çıkarmaya karar vermişti.

Hepsinin emirlerinde olan birer tane hizmetçileri vardı. Fakat bu hizmetçiler konuşamıyordu. Bu durum yine soluk tenli olanın dikkatini çekmişti. Neden cennetteki bir hizmetçi dilsiz olsundu ki?

Cennette geçirdikleri birkaç saatin ardından hizmetçiler çocuklara tekrar içecek getirmişti. Soluk tenli başta içmeyi reddetmişti. Hizmetçinin elinden kaçmak istedi fakat hizmetçinin bakışları ve belinde parlayan hançeri onu durdurmuştu.

Cennette neden şiddet vardı? Cennetteki bu hizmetçi neden bir hançer taşıyordu?

Kafasını karıştıran sorular eşliğinde içeceğini yudumlamıştı. Yine aynı şeyleri hissediyordu. Yine bilinci kapanıyor ve güçsüzleşiyordu. Direnmeye çalışsa da hiçbir şey yapamamış ve kendini karanlığa teslim etmişti.

ㅡㅡㅡㅡㅡㅡ
Bu hikayeyi kendi tarihimizdeki bir olaydan esinlenerek yazıyorum. Umarım böylesine etkileyici bir hikayeyi kendi hikayeme uyarlarken batırmam.

Ogień [TaeGi]Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!