"I Can't Do This Anymore!" Chapter 12

122 4 0

    "Seninle olduğumuzu söyledim. O benim en yakın arkadaşım. Ona haksızlık etmiş gibi hissettim. Ilk o sana söylemişti." "Ama ben onu sevmiyordum. Bunu o da biliyor. Bu haksızlık sayılmaz." Oturduğum yerde doğruldum. Gözleri dudaklarıma kaydı. Kolunu omzumdan çekti ve yanımdan kalktı. "Artık seni eve bırakma zamanı sanırım." Ben de kalktım ve üzerimizi giyinip kapıdan çıktık. Beni eve bıraktı.  Annem eve henüz gelmemişti. Odama çıktım ve ödevlerimi yapmaya başladım. O sırada kapı açıldı ve annem eve girdi. "Bil bakalım sana ne aldım Olivia!" Koşarak merdivenlerden indim. "Ne aldın?" Annem alışverişe gitmişti. Geç gelmesinin sebebi buydu. Bana bir sürü cici almıştı. Hepsini tek tek denedim. Hatta yeni Conakers'lar bile almıştı. Tabii ki siyahtı. Hepsini dolabıma yerleştirdim.

    Akşam yemeği için fikir düşünürken telefonum çaldı. Jace arıyordu. "Efendim Jace?" "N'apıyorsun bebeğim?" "Yemek hazırlıyorduk annemle Jace." "Hmm. O zaman yemekten sonra seni almaya geleyim. Dışarıda biraz takılırız." "Bana uyar ama önce patrona sormalıyız." Annem beni kuşbaşı doğrayıp akşam yemeği yapacakmış gibi baktı. Sanırım yine birşey isteyeceğimi anlamıştı. "Ne diyor yine seninki?" "Yemekten sonra dışarı çıkıp çıkamayacağımı soruyor." "Sen ne diyorsun peki? Gidecek misin?" Yüzüne bir süre kedi gibi baktım. "Yemeğe gelsin. Hem gelirken makarna alsın. Sonra da gideceğiniz yere gidersiniz." Boynuna sarıldım ve annemi öptüm. Jace'e geri döndüm. "Annem akşam yemeğine çağırıyor Jace. Bi de... gelirken makarna alır mısın ya?" Olumlu ve neşeli bir cevap aldım ve hoplaya zıplaya mutfakta dolaşmaya başladım. Masayı hazırladım, annem makarna için malzemeleri çıkardı. Cafe dé Paris soslu yapacaktı herhalde. "Söyle bakalım Olivia. Ne zamandır çıkıyorsunuz?" Elindeki tereyağını karıştırırken konuya girdi. Jace henüz ortalarda yoktu. "Birkaç gündür." Yalan mıydı? Belki de evet. "Anlat bakalım. Nelerden hoşlanıyor?" Nelerden mi hoşlanıyor? Açıkçası hiçbir fikrim yoktu. "Denize girmeye bayılıyor. Özellikle geceleri ve güneş doğarken. Içki kesinlikle içmiyor. Annesi ve babası yok ama aslında mevzu şöyle...." anneme Jace'in bütün aile geçmişini bildiğim kadarıyla anlattım. Dylan sayesinde tanıştığımızı ve Jace'in, Dylan'ın en yakın arkadaşı olduğunu söyledim. Yaklaşık yarım saat sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda uzun boylu sarışın bir çocuk duruyordu. Gözüm kahvelerine kaydı. Erimeye başlayacağım sırada annem seslendi. "Hadi Olivia." Makarnayı anneme götürdük. Yemek hazır olana kadar salonda el ele oturduk. Kafam her zaman olduğu gibi omzundaydı. Yine her zamanki Bvlgari kokusunu içime çektim. "Yemek hazır Oly." Masaya oturduk. Annem her ne kadar ben anlatmış olsam da bir kez de Jace'e sordu. O da ailesini ve şu anki durumunu anlattı. Tabii ki George'la ilgili olan kısmı atlamıştı. Saat 21.00 gibi evden çıktık. Dışarıda dolaşmak istemediğimi, onun evine gitmemizi istedim. Seve seve kabul etti. Onun evinde film izledik. Tabii korku filmi olduğu için kafam hiç ayrılmamak üzere omuzunu buldu. Gözlerim sımsıkı kapalıydı. Yüzüm de omzuna gömülüydü. Bu kadar korkmam ne mi sebep olmuştu? Ilk yarım saat bir halt olmadı! Sonrası mı?! Kafası kopan kadınlar, ölen adamlar, her tarafı kesilen çocuklar... daha saymama gerek var mı bilmiyorum. Benim korkmuş olmam onun işine mi ne yarıyordu herhalde! Ben korktuğumu belli ettikçe o gülüyordu. Ben de elini tırnaklıyordum. Gülmeye devam ediyordu.

-----

    Sabah uyandığımda kendi odamda ve yatağımdaydım. Ama yalnız değildim. Bana belimden sarılmış yatan bir çocuk vardı. Jace. Gözlerimi kırpıştırdım.

    Dün gece ikimiz de başka birşey düşünemeyecek kadar yorgunduk. Beni evime bıraktı ve uykulu gözlerle odama girmeme yardım etti. Sonra ikimiz de uyuduk.

    Biraz hareket ettim. "Uyanmışsın güzellik." Yanağına bir öpücük kondurdum. "Çok yaramazsın Jace. Bütün gece böyle mi uyuduk?" "Evet bebeğim. Ben çok rahattım." Gülümsedi. Ben de güldüm. Dolabımdan yeni giysilerimi aldım ve sarı saçlarıma hızla bir şekil verdim. Lavaboda üzerimi değiştirdim ve odaya geri döndüm. Annem çoktan çıkmıştı. Umarım bizi görmemişti. Birşeyler atıştırıp evden çıktık.

-----

    "Hayır! Sana bunu yapmayacağımı söylüyorum George! Beni dinlesen iyi edersin!" Dylan'ın sesi koridorda yankılanıyordu. Son derse gireli on beş dakika olmuştu. Benim dersim boştu. Dolabıma kitaplarımı bıraktım ve boş koridorda ilerledim. Bu sırada Dylan'ın sesini işittim. George mu demişti o?! Dinlemeye devam ettim. "O benim en yakın arkadaşım! Bunu daha fazla yapamam!"

Don't Trust Me AnywayBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!