22. Bölüm

7K 453 71

 Arkamdaki kişi elini ağzımdan çekmeden birkaç adım gerilediğinde ben de onunla birlikte geri yürümek zorunda kalmıştım. Kentin bu kısımlarında fazla kişi yaşamadığı için etraf oldukça sessizdi; yalnızca adım atarken ayakkabılarımın yerdeki çakıl taşları üzerinde çıkardığı sesleri duyabiliyordum. Ve bir de arkamdaki kişinin nefes alışverişlerini.

 "Sana orada oturup beni beklemeni söylemiştim." diye fısıldadı, kulağıma doğru. Sert bir ses tonuyla konuşuyordu. Sinirli olduğu ortadaydı. "Anladın mı Holloway?" Omuzlarımdan tutup beni kendine bakacak şekilde çevirdiğinde yüzünde son derece şaşkın bir ifade belirmişti.

 "M-Mila?" diye kekeledi, birkaç dakika sonra. Şuan korkuyor olmasaydım bu anı oldukça gülünç bulurdum.

 "Harry?"   

 "Burada ne arıyorsun?"

 "Buraya, seni görmeye gelip gelemeyeceğimi sormak için cep telefonunu aradım ama cevap vermediğinde endişendim ve-"

 "Tamam Mila, sorun değil." Harry eğilip başımın sol tarafından arkaya bakmaya başladığında kaşlarımı çattım. Madison'ı aradığını tahmin ediyordum.

 "Neler oluyor Harry?" diye sordum, sessizce. Her an onu sinirlendirecekmişim gibi hissediyordum.

 "Benimle içeri gel, sana her şeyi anlatacağım." Başımı olumlu anlamda salladım ve Harry'yle beraber evine doğru yürümeye başladık. Nefes alışlarımı düzene sokmaya çalışarak yürüdüğüm kısa bir yolun ardından Harry'nin son derece büyük evine varmıştık. Cebinden anahtarları çıkarıp kapıyı açtığında bugün Rosalie'nin evde olmadığını anladım. Tabii ki de evde olmayacaktı; Harry muhtemelen Madison'la yalnız kalmak için onu göndermişti.

 "Sana içecek bir şeyler getireyim." dedi Harry, hızlı bir şekilde. Normal davranmaya çalıştığı belliydi ama yine de oldukça tedirgin görünüyordu.

 "Gerek yok-" Harry, cümlemi bitirmeme izin vermeden başını iki yana sallamış ve başka bir şey söylemeden mutfağa doğru ilerlemişti. Ben de üzerimdeki montu çıkardım ve koltuklardan birine oturup Harry gelmeden önce cep telefonumu kontrol etmeye karar verdim. Raina'dan iki tane cevapsız arama ve dört tane de mesaj vardı. Görmezden geldim ve telefonu çantama koydum. Raina'yla eve döndükten sonra ilgilenecektim.

 "Yalnızca pembe şarap kalmış. Sorun olmaz değil mi?"

 "Şey- hayır." Harry bardakları oturduğumuz koltuğun önündeki sehpaya koyduğunda onlara bakmaya başladım. Daha öne hiç pembe şarap içmemiş olmam bir yana, neden böyle bir anda şarap içiyorduk?

 "Şimdi anlatacak mısın?" diye sordum, ellerimi kucağımda birleştirip.

 "Evet. İnan bana, her ne düşünüyorsan tamamıyla yanlış." Omuz silktim. Ne diyebilirdim ki, o kızı öldürme teşebbüsünde bulunduğundan süpheleniyorum mu?

 Harry derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

 "Hatırlıyorsundur, bu sabah sana Madison'ın durumunun ciddi olduğunu söylemiştim." Bir cevap beklercesine bana bakmaya başladığında devam etmesi için başımı salladım. "Madison seans sırasında bir panik atak geçirdiğinde onu özel olarak tedavi etmem gerektiğini düşündüm. Haftalık seansların yanında bir gün de evime gelecekti. Onu bugün çağırdım; bir süre her şey normal gitti fakat Madison bir çeşit halüsinasyon görmeye başladığında kalktı ve evden kaçmaya çalıştı. Ona engel olamadım; evden çıktı ve koşmaya başladı. Ben de peşinden gittim. Daha sonra da seninle karşılaştık ve Madison kaçtı." Harry konuşmayı bitirdiğinde masadaki şarap dolu bardağı almış ve dudaklarına götürmüştü. Söylediklerini iyice anlamaya çalışıyordum. Kafamdaki onca senaryo yanlış mıydı yani? Harry yalnızca Madison'ın iyileşmesini mi sağlamaya çalışıyordu? Eğer bu doğruysa Raina beni neden buraya göndermişti? Belki de asıl soru şuydu: Raina Hudson ne biliyordu?

midnight games | harry stylesBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!