2. Bölüm

191 16 0

Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Şokun etkisindeyken hala bana sarılıyordu. Sarhoşluğun etkisindendir diye düşündüm ama bende bir onun kadar sarhoştum. O kadar sıkı sarılmıştı ki güzel kafanın etkisiyle bende ona sarıldım. Sarılmamla güçlü kollarını daha sıkı sardı belime. Saniyeler yıllar gibi geçerken tekrardan kulağıma eğilerek ‘’ Hala onu seviyor musun?’’ dedi. Şaşkınlıkla kollarının arasından sıyrılırken ‘’Kimi?’’ diyebilmiştim.

Gözlerini devirerek ‘’Can’ı.’’ Derken gözlerimin içine bakmasını sağladım.’’Seni niye ilgilendiriyor?’’ derken bunu sarhoşluğun etkisiyle sorduğunu düşündüm. Yoksa niye böyle bir şey sorsun ki? Tamam, Atlas’ın en yakın arkadaşı ama özel hayatım onu niye ilgilendiriyor? Soruma cevap vermeden yanımdan kalktı. Sallanarak çıkışa doğru yöneldi. Bardan çıkana kadar arkasından baktım. Barmene dönüp bir bardak daha içki istedim. Bardağı ağzıma götürürken ‘’Biraz fazla olmadı mı?’’ diyen ses döndüm. Bu yüzü ilk defa gördüğüme eminim. Gözlerimin içine baktığında gözlerindeki endişeyi görmezden gelemezdim. Bardağa yöneldiğimde içkiye uzanan elimi tuttu. ‘’Lütfen!’’ dedi endişeli bir ses tonuyla.

 Elini çektiğinde ayağa kalkıp gitmek istedim. Ama sarhoşluğun etkisiyle sendeleyip düşerken bir el belimi kavradı. Beni kendisine çevirirken başımı omuz girintisinde buldum. Kokusu o kadar güzeldi ki sarhoşluğun etkisiyle kollarım kaslı vücudunu kavrarken sıcak nefesini saçlarımın arasında hissettim. Başımı yavaşça kaldırdım. Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki yüzündeki tüm ayrıntıları görebiliyordum. Sarı dağınık saçlarının altından kendini belli eden yeşil gözleri tüm kızları peşinden sürükleyebilecek çekicilikteydi.  Yeşil gözlerini dudaklarıma yönlendirdiğinde nefes alışımın hızlandığını fark ettim. Bir an dudakları dudaklarıma değince ürperdim ama bozuntuya vermedim.

Dudaklarında anlamını çözemediğim bir tat vardı. Ellerim yüzüne gittiğinde yeni çıkmaya başlamış olan sakallarını hissettim. Kafasını yavaşça uzaklaştırdı.’Gitmem gerekiyor.’diyince gözlerinin içine baktım. Daha onu tanımıyordum bile ama beni ona çeken bir şey vardı. Öpüşürken kendimi güvende hissetmiştim. Ama niye? Kapıya doğru ilerlerken ‘Daha seni tanımıyorum bile’ diyince ‘Yakında tanışacağız prenses’ diyince sadece arkasından baktım. Masaya dönerek eşyalarımı alıp dışarı çıktım.

Temiz havayı ciğerlerime çekip kendime gelmeyi diledim. ‘Arya!’ bağıran kişiye bakmak için arkama döndüğümde Atlas yanında bir kızla birlikte bana yaklaşıyordu. ‘Ben gelmiyorum sen git eve’ dedi. Neden hiç şaşırmadım acaba?.. ‘Tamam’ diyip yola çıktım. Gelen taksiyi el işareti yapıp durdurdum. Arka koltuğa sinince şoföre evin adresini verdim. Birinin beni dürtmesiyle uyandım. Taksicilerin benden çektiği nedir ya? Kendime gelip parayı ödedim. Eve doğru yürürken bir yandan da anahtarımı bulmaya çalışıyordum. Tek istediğim bir an önce uyumaktı. Kapıyı açıp sessiz bir şekilde odama çıktım. Üzerimi bile değiştirmeden kendimi direk yatağa attım.

*****

‘Bak bence bu da güzel’ diyince Ada’nın elinden siyah elbiseyi alıp aynanın karşısında kendime baktım. Haklıydı elbise tam istediğim gibiydi. Bu mağazadan da sonunda çıktık. ‘Ben çok açım hadi bir şeyler yiyelim’ dedim Ada’ya bakarak. Olumlu anlamda başını sallayıp cafelerin olduğu yöne doğru yürümeye başladık. Bir süre ortama sessizlik hâkim olduktan sonra ‘Senin neyin var? Buluştuğumuzdan beri aklın sürekli başka yerde’ diyince yüzümü ona çevirdim. Endişeye bulanmış mimikleriyle bana bakıyordu. ‘Yo ben iyiyim bir şey yok’ diyerek gözlerimi tedirgin bir şekilde ondan çevirdim. O sırada yemek yiyeceğimiz yere gelmiştik. Boş bir masaya oturup yemeklerimizi sipariş ettik. Ada son sözümden sonra olayı üstelememişti ama onu tanıyorsam en yakın zamanda bu konuyu tekrardan açacak ve dün akşam olanları ona bir bir anlatacaktım.

Telefonuma mesaj sesi gelince çantamı açıp telefonumun ekranına baktım. ‘Dün akşamı tekrarlamaya ne dersin?’ bir dakika nerden buldu bu telefon numaramı? Kim ya bu? Benimle alıp veremediği ne var bunun? ‘Yüzünün rengi değişti kimdenmiş mesaj?’ diyince Ada’ya baktım.’Hi-i-iç mağazalardan gelmiş’ diyip konuyu kapatmak istedim ama bu mümkün mü? ‘Daha ne kadar uzatacaksın Arya?’ dedi sinirli bir yüz ifadesiyle. ‘Tamam, anlatıyorum ama çok büyütmek yok anlaştık mı?’ dedim çantamdan sigara paketini çıkartırken.

’ Dün akşam sizden sonra ben daha barda kaldım. Batu’yla biraz konuştuktan sonra gitti. Ben içmeye devam ederken biri yanıma geldi. Yüzünü az çok hatırlıyorum. İçmeme karıştı sonra bir anda birbirimizi öpmeye başladık. Gitmesi gerekiyormuş daha kim bile olduğunu öğrenemeden gitti.’ Dedim bir çırpıda. Sigaramın dumanını solurken ‘Eee?’ diye sorunca ‘Ne eesi ?’ anlamında kafamı salladım. ‘Mesajda ne diyor peki?’ diyince ‘Hiç boş ver.’ Dedim. ‘Saçmalama Arya bu kadar anlattıktan sonra söyle artık ne demiş?’ ‘Dün akşam için bir daha tekrarlayalım mı demiş.’ dedim yemeğime yönelirken. Çatalı ağzıma götürürken ‘Numaranı nerden bulmuş peki?’ dedi. ‘Bilmiyorum ama çevremden birileriyle yakın yoksa bana bu kadar çabuk ulaşamazdı.’ Diyince ‘Haklısın.’ Dedi. İkimizde yemeğimize yemeye devam ettik. Parayı ödeyip yürümeye başladık.

 Arabanın yanına gelince ‘Arya benim Berk’le buluşmam gerek. Sen git. Sonra konuşuruz.’ Diyince hemen ‘Ee ben seni bırakıyım.’ Dedim. ‘Hayır ya şuradan taksiye biner hemen giderim.’ Dedi. ‘Saçmalama hem yolda da konuşuruz Berk’le nasıl gidiyor anlatırsın.’ Dedim küçük bir çocuğun annesine yalvarır gibi bir ses tonuyla. Pes eder gibi bir ses tonuyla ‘Tamam hadi gidelim.’ Diyince hemen arabaya bindik.

 Amerika’ya gitmeden önce mezuniyet hediyesi olarak bizimkiler almıştı. İyi ki de almışlar. Buraya gelince rahatça geziyorum. ‘Ben yokken nasıldı buralar?’ Dedim motorun sesini bastırmak için. ‘Sadece Berk’leydik. Okul işleri vardı işte her zaman ki gibi.’ Diyince yüzüne baktım. ‘Diğerleriyle hiç görüşmediniz mi?’ diye sorunca bana baktı. ‘Diğerleri derken?’ diye sorunca önüme döndüm. İsimlerini söylemek istemediğimi biliyor inadına soruyor. Bu kız beni deli edecek. ‘Can ve Toprak başka kim olacak?!’ diyince ‘Haa. Bazen görüştük. Zaten Toprak’la anlaşamadığımızı biliyorsun hiç konuşmadıkta diyebilirim. Can’la arada bir akşam dışarı çıktığımızda karşılaştık. Bardan çıktığı yok yanında sürekli kızlar. Her zaman ki gibiydi. Ama bir tuhaftı. Yüzünde anlamını çözemediğim bir ifade vardı hep. Sen ordayken hiç konuştunuz mu?’ diyince olumsuz anlamda başımı salladım. ‘Seni hala ihtimali var mı?’ dedi bir şeyler öğrenme çabasında ki ses tonuyla. ‘Bilmiyorum ama çok saçma. Ayrılalı neredeyse dört sene oldu. Zaten o zamanlar da beni sevdiğine emin değilim.’ Dedim içimi dökmüş bir vaziyette.

Yol kenarında bekleyen Berk’i görünce arabayı durdurdum. Ada arabadan inerken el frenini çekip bende indim. ‘N’ber prenses?’ diyince Berk’e ‘İyidir sende?’ diye sordum. O sırada Ada’nın beline elini doluyordu. Ada ve Berk şu ana kadar gördüğüm en uyumlu çift desem abartmış olmazdım. Birbirlerine çok uyuyorlardı, hem görünüş hem de huy bakımından.

 Onlarla vedalaşıp arabaya geri döndüm. Radyonun sesini sonuna kadar açıp boş yolda özgürlüğümü konuşturdum. Bağırarak şarkı söylemek rahatlatmıştı. Uzun süre sonra kendimi ilk defa bu kadar rahatlamış hissettim. 

Herkese merhaba :D Bu benim ilk hikayem. Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınız benim için her zaman çok önemli. Bu yüzden yorum yaparsanız çok mutlu olurum. Hikâyenin devamından beklentilerinizi de paylaşırsanız çok sevinirim. Lütfen vote ve yorum yapmayı unutmayın. Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

KüllerBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!