-18- Paranoid Şizofreni

628 54 18

" Neden ? Sen... Gin seni okula geri almam için yalvardı ? Anlayamıyorum... Siz , ikiniz arasında neler dönüyor? ".

Gin , yumruklarını sıkarken derin bir nefes verdi : " Mabelle aslında çok yakın bir arkadaşım.  Okulu bırakmasını istemedim ama o buraya gelip babası ile yaşamak istediğini söyledi. "

Gin böyle biriydi. Yalan söylerdi. İnsanları kendine inandırır ve asıl düşüncelerinden uzak tutardı. Bayan Ryder'ın okul müdiresi olmasının mı yoksa Gin'in beni savunmasının mı bana zor geldiğini anlayamıyordum. Dolan gözlerimi saklamak için başımı eğdim ve Sebastian'ın ellerinden kurtularak dışarı koştum. Bu kadarı fazlaydı. Bu kadarı benim için bile iyi değildi. Acılara dayanlıklı olarak kendimi saymam  yanlış olmazdıysa da ; buna dayanamazdım.  Yurttan atılmıştım. Okuldan atılmıştım. Her şeyi bırakmıştım .  Hala devam edebilmem garip olurdu  , değil mi ?

California'dan beklenmeyecek bir şekilde , gökyüzü görünmeyecek kadar yağmur yağıyordu. Ayağımın altında kayan ıslak toprak , yüzüme düşen yağmur damlaları vardı. Ağlamamak için yanaklarımı şişirdim ve gözlerimi kapattım.

" Mabelle.  "

Gin , arkamdan nefes nefese bir halde bana seslendi. dizlerimin üstüne düşerken " Bu aşk değil ! " diye bağırdım.

" Bu benim doyumsuzluğum olmalı. Bu benim aptallığım olmalı. Aşk bu kadar acıtamaz ! Aşk bu kadar... Canımı yakamaz... "

Gin beni omuzlarımdan tutup ayağa kaldırdı ve beklemediğim bir anda sıkıca sarıldı.  Böyle yapmamalıydı. Tam da onu unutacağım dediğim sırada gelip beni kendine aşık etmemeliydi.  Kollarından kurtulmak için çaba harcamam bir şeye yaramıyordu. Onun kalbinde , onun bedeninde hapsolmuştum. Güçlü kollarıyla beni tutması ondan gidememem için yeterliydi.

" Bırak beni ! " diye bağırdım son kuvvetimle. Ancak o ne ses veriyor , ne de hareket ediyordu. Gin o adam mıydı ? Gitmeme izin veren , benden gözünü kırpmadan vazgeçen o adam mıydı ? Kafam , en za kalbim kadar karışık ve darmadağındı. Bir insan nasıl... Nasıl birinin etrafında dolaşmasını bile özlerdi ?

" Eğer birkaç dakika ... " diye fısıldadı kulağıma usulca. Kalbimin gümbürtüsü bir metre uzaklıktan dahi duyuluyordu. " Sadece birkaç dakika geç ayrîlsaydın yurttan ; sana yetişir ve bizimle hala kalabileceğini söylerdim. "

Kollarının arasında kıpırdandım ancak gitmeme izin vermiyordu. Bana izin ver. Beni rahat bırak. Beni özgür bırak. " Sen beni sevmiyorsun. " diye bağırdım , kısılan sesimle. Sevseydin eğer , ben intiharı bile düşündüğümde yanımda olurdun.

" Sen , senin etrafında koşuşturan kapı komşunu seviyorsun, anlıyor musun ? ... "  diye mırıldandım duygusuz sesimle. Tam olarak böyleydi. Gin , Mabelle'i sevmiyordu. O , onun için her şeyi yapmaya hazır bir gölgeyi seviyordu.Gin bir şeyler demek için ağzını açtığında başımı kaldırmadan elimi dudaklarının üstüne bastırdım ve : " Ben de Gin'i sevmiyorum.  " dedim sesim fısıltıya dönüşürken.  Bir süre yalnızca sessizce kaldık. Bedeninin kaskatı kesildiğini hissediyordum.  Onu duymak istemiyordum. Onun sesi kulaklarımda olsun istemiyordum. Kalbime birkaç bıçak daha saplansın istemiyordum . Yalnızca böyle sessiz kalsın ve beni rahat bıraksın istiyordum.

" Ben ne zaman ihtiyacım olsa beni kollayan o portakalı seviyorum. " dedim o bakışlarını uzaklara sabitlerken .

"Başındaki kese kağıdıyla dolaşan o gizemli portakalı. Gin'i  değil , beni  defalarca yıkan kişiyi değil.  Anlıyor musun ? İkimiz aynıyız. Birbirimize aşık değiliz , öyle olduğumuzu sanıyoruz. "

Ellerimi göğsüne koyup onu ittim.

" Bu senin aşka olan aşkın , Gin. Sen aşık olmuyorsun. Sadece birilerini sevmeyi seviyorsun. Ama bu benim için geçerli değil. Senden şimdi ; vazgeçeceğim. Hatta canımı bile yakmayacak ... "

Kapı Komşum Bay PortakalBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!