GY! - "Affet!"

887 91 9

“Öküzüm.” Dedim mırıltıyla ve gözlerim gülümsemesi ışık saçan kızdayken,

“Öküzsün.” Dedi Buğra.

“Öküzüz diyeyim de tam olsun!” dedi Batu. Göz devirdim onun bu seslenişine. İrem benim suratıma dahi bakmıyordu. Gerçi Arya bana bakmamasının daha iyi olduğunu eğer bakarsa tüküreceğini söylediği için biraz daha mutluydum. Ama bir yandan da tükürük yemek pahasına da olsa onun gözlerini görmek istiyordum. Buğra ayaklandı,

“Ben leydimin yanına gidiyorum. Ne yaptığın umurumda değil Aras.”

“Otur oturduğun yere!” diye tısladım dişlerimin arasından.

“Kendini affettirmek için bir şeyler düşün salak.” Ve beni takmadan İrem’in yanına ilerledi.

“Lan elimde kalacak şu!” diye söylenmemi kimse takmadı. Buğra ellerini çenesinin altında birleştirerek zıplayıp durdu. Dudaklarından ‘Lütfen’ kelimesi dökülüp duruyordu. İrem hafifçe güldü ve elini sallayarak ‘Pekala’ dedi. Bunun üzerine Buğra sevinçle İrem’e sarılıp kendi etrafında döndürdü. Ardından sırıtarak bize doğru ilerledi.

“Ne oldu orada?” diye tısladım dişlerimin arasından.

“İrem benimle yemeğe çıkmayı kabul etti.” dedi Buğra sırıtarak.

“Ne yaptın ne yaptın?” dedim gözlerimi kısarak ona delici bakışlar atarken. Buğra korkuyla yutkunurken Mertcan ve Batu seslice söylendiler,

“Kaç!” ben hızla sandalyemden fırlarken – ki sandalyem yeri boylamıştı – Buğra da geriye doğru koşmaya başlamıştı,

“Buraya gel Buğra!” evet biz 20 yaşında değil 5 yaşındaydık. Buğra sağa saptığında bende oraya saptım. Bahçeden sınıfların olduğu tarafa kaçamazdı. Dekan ya da proflardan birine yakalanırsak sonumuz pekiyi olmazdı. Yani alanımız dardı ve ben onu her hâlükârda yakalardım,

“Kaçma! Bak valla bir şey yapmayacağım!”

“Durursam kırarsın kafamı!”

“Eh doğru bir tahmin!”

“La yeter yoruldum Aras!”

“Kes sesini ve dur!” hâlâ koşuyorduk ve yorgunluktan haşatım çıkmıştı. Bahçedeki herkes bizi izliyordu. Çoğunluğu gülerken bazıları ayıplıyordu.

“Lan dur!” dedim son anda hızlanarak.

“Saçmalama be! Azgın boğa!” Buğra bir anda İrem’i aramıza alacak şekilde İrem’in arkasına geçti,

“İrem koru beni!” İrem ise şaşkınca bakınıyordu. Ah zavallım benim. Anlamadı tabi. Kıyamam.

“İrem çekil aradan!” ben sağa hamle yaptıkça Buğra İrem’i sağa çekiyor, sola hamle yaptıkça sola çekiyordu. İrem’in ağzından ise küçük çığlıklar kaçıyordu,

“Ay yeter ama! Ne oluyor!” diye kızdı sonunda.

“Aras seni kıskan-”

“Buğra!” diye üstüne bir atladım ki sormayın gitsin! Allah’tan İrem’i itmeyi becermiştim de o yan tarafa kaymıştı. İrem çığlıkla kenara sıçradığında,

“Boğayım mı oğlum seni!” diye gürlüyordum. Ta ki kulağımdan çekilene kadar,

“Ah!” diye inledim acıyla. Ardından Buğra’nın da benden farkı olmadığını gördüm,

“Salak mısınız? Okul burası! Aslında sizi bırakıp dekanı çağırmalıydım ya neyse! Gidin başka yerde edin kavganızı!” diye kızdı İrem. Kulaklarımız uyuşmuştu tabi bu arada. Bizi yavaşça bir araya getirip kafalarımızı tokuşturdu.

Gençlik Yılları!Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!