Kalbimin atış hızı ışık hızına yetiştiğinde, göğüs kafesimdeki akçiğerlerim içine havayı çekmek için kalbimle savaşıyordu. Bana çıkma mı teklif edecekti yoksa?

"Şey. Ben, seni sevdiğimi söyledim. Ve uzun zamandır seni öpmeyi istiyordum. Bunu, bugün bir ara denesek olur mu?"

Kalbime bir kurşun atılmışçasına sarsıldım. Agzımın o seklini aldıgını hissettiğimde, kalbim ışıl hızını sonunda geçmişti.

Gülümsemesi en parlak güneşten daha parlaktı, gözleri en vahşi dalgalara sahip denizden maviydi. Yanakları gül kırmızısıydı; uzun kirpikleri hacimli ve kıvrımlıydı. O derin mavi gözlerindeki denizdeydim hala, kocaman dalgalarla boğuşuyordum. Yalvarıyordum onlara, çaresizce. Canımı almasınlar, özgürlüğümü bana versinler diye. Gamzeleri beni kollarımdan zincirleyip zindana tıkıyordu. Bu zindan bir cehenem değil, aksine onun cennetiydi.

"Konuşmayacak mısın?"

Sonunda akciğerlerime nefesimin gitmediğini farkettiğimde ve morarmayı basladığımda, yakıcı havayı boğazıma çektim. Uzun süredir hic bir şey söylemeden öylece bakmış mıydım?

"Bunu... Bunu bir düşüneyim. Cevabımı bildireyim."

"Tamam..." dedi. Gözlerini kısıp gülümseyerek. Bir kez daha gamzelerini içinde ben tutsak olurken.

Tüm gün bunu düşündüm. Bütün güç hiçbir şey yapmadan tüm zihnimi buna adamıştım sanki. Daha önce beni sevdiğini söyleyen kimse olmamıştı. Birkaç erkekle çıkmıştım ama hiçbiri bana böyle hissettirmemişti. Belki de gizemli havasıydı onu özel yapan, kalbime aşk okunu tam on ikiden vuran.

Bu çocuk beni alıyordu, uzaya çıkarıyordu. Ne oksijen tüpü ne bir astronot giysisi. Tüm çıplaklığımla beni sürükleyip güneşe götürüyordu o gülümsemesi. Ayla şarkı söylüyordum onun gamzelerine dalarken. Gözlerine baktığımda yıldızlarla dans ediyordum; tüm 8 gezegen bana katılıyordu, beraber coşkuyla haykırıyorduk.

Okulu bitiş zili sonunda çaldığında, gözlerim onu aradı. Gözlerimiz buluştuğunda, ayaklarım ona kavuşmak için koşmaya başladı.

"Barış. Konuşalım mı?"

Ailemin bu çocukla görüşmemi istemediğini biliyordum ama başka çarem yoktu. Aşk denilen şey, durdurulamaz bir güçtü. En kudretli kayan yıldızdı evrenin; en şiddetli patlamasıydı. Kalbime istediğim kadar dirensem de söz geçiremezdin. Bir kere saplanmıştı ok yüreğime.

Sürmeli gözlerini bana çevirip muzipçe bir bakış attı.

"Tabii, tatlı şey."

"Bak, dürüst olmak gerekirse böyle bir soru sormanı biraz garipsedim. Neden çıkma teklif etmedin ki?"

Gözleri koyulaştığında başını yere çevirerek somurttu.

"Sen soruma cevap ver sadece."

Gözleri giderek koyulaştığında ellerini yumruk yapmıştı. Sürmeli bakışları ve uzun kirpiklerinin süslediği gözleri sert ve keskin bakıyordu artık.

"Çıkma teklifi etmezsen olmaz."

Bu sefer yüzüme bakarak o gizemli bakışını yaptı ve sonra... Hiçbir şey söylemeden gitti. Hiçbir şey yokmuş gibi yanımdan çekip gitti! Odun!

Ağzım 'o' şeklini aldı, şaşkın gözlerle arkasından bakakalırken.

Eve hışımla gittiğimde, ağzım hala açıktı. Beni seviyor muydu hala? Neden çıkma teklifi diyince çekip gitmişti? Neden beni öpmek isterken benden kaçmıştı? Tüm bu sorular kafamı kurcalarken kendimi attığım yatakta uyurken buldum.

Kar BeyazBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!