ÖZEL BÖLÜM: '' Lila ve Ensar''

148 10 13
                                        


Keyifli okumalar^^

...

Burası dünyaydı. Hüzün hep baş ucumuzda, mutluluk yastığımızın altındaydı. Şaşkınlık kirpiklerimizde, korku dudak kıvrımlarımızda saklıydı. Gamzesi olanlarda oraya yuva yapan neşe, olmayanlarda bulunduğunuz odanın kapısından bakardı.

Tüm bunların arasında bir de hayaller vardı. Bir his olmasa bile yeri geldiğinde tüm hisleri barındırırdı.

Hayaller kurulur, hayaller kırılırdı. Kimi dünyaya uydurulur, kimi yıkılırdı. Ardında bıraktığı enkaz kimin umrundaydı? Molozlar, yıkımın ayak seslerini duyururken kelimeler acıya bulanırdı. Harabeydi artık, umudun tükendiği düşünülürdü.

Lakin yalnız düşünülürdü.

Lila'nın hikayesi de aslına bakılırsa bir hayaldi. Bir genç kızın bir tarih dersinde dersi dinlemekten sıkıldığı anda yazdığı bir hayaldi. Hayal ki ne hayal! Öğretmenin ders işlemediğini ders bittiğinde fark etmişti.

Öyle ki yüzündeki gülümseme yıllarca aynı dağın zirvesini hedeflemiş ve sonunda ulaşmış birine aitti. Lila, bir dağcıdan bir gülümseme çalmış olabilir miydi? Eğer öyleyse onlara dua etmeliydi. Zira bu aralar çaldığı gülümsemeler sayılarla ölçülemezdi.

Bu düşünce onu tekrar gülümsetti. Lila, o cümleleri yazdığı güne şükretti. O cümleleri yıkımın habercisi olarak yazsa bile, şimdi sevdiği adam, Ensar, Lila'yı o yıkımdan bihaber etmişti.

Lilâ, artık bırakın yıkımı, dünyanın en mutlusu olabilirdi. Yüreğini sevdiği adam yüreğini sevmişti, var mıydı ötesi? Ela gözlerindeki bir bakış şimdi ona tümüyle helâldi.

Ensar'ın ela gözleri gülerken sanki sevdiğini bir kez daha söylerdi. Lila ise her bakışına bir anlam yüklemeyi severdi. Ne garip, hep de sevildiği anlamını yüklerdi. Ensar da kırmazdı, söyleyiverirdi sevdiğini. Lila hep "Haber ver," derdi Ensar'a, bir gün sevildiğini öğrenirken kalpten gidecekti. Ensar ise bir kez daha gülümserdi Lila'ya.

Lila "Al işte bir kalp krizi sebebi daha!" derdi içinden, Ensar'ın kalbinin nasıl hızlı attığını bilmeden.

Düşünceler iyiydi lakin tavadaki patatesler yandı yanacaktı. Ensar elinden zehir olsa yerdi de Lila'nın içi rahat etmezdi. Tavanın altını kapatıp hemen patatesleri bir tabağa aldı. Kahvaltılıkları masaya koyarken her öğün vaktinde yaptığı gibi seslenmeye başlamıştı bile.

"Hamza, Musab, Mihrimah, haydi sofraya!"

Çay bardaklarını sofraya koymuşken eksik olup olmadığına bakıyordu. Birkaç göz gezdirmenin ardından eksiği bulmuştu. Tabi ya! En küçük çocuk eksikti, patatesler o yüzden tabakta fazla duruyordu.

"Ensar'ım, haydi sofraya!"

Ensar, sanki Lila'nın seslenmesini bekler gibi mutfağa gelmişti. Bir dakika, beklemediğini kim söylemişti ki?

Ensar, sandalyesini çekip oturmadan evvel birkaç patatesi ağzına atmıştı. İşte şimdi sofrada eksik kalmamıştı! Lila gülümserken "Hiç değişmiyorsun," dedi. Ensar, ela gözlerini Lila'nın kalbini umursamadan Lila'ya çevirirken "Sen de bu değişmeyen adamı hâlâ seviyorsun," dedi samimi bir sesle.

Sevmez olur muydu?

Ensar, takım arkadaşına sır veren küçük bir çocuk gibi Lila'nın kulağına eğilip "Sana bir sır vereyim mi?" dedi. "O da hâlâ seni seviyor. Hem de çok."

Hamza ve Musab da sofrada yerini aldığında Ensar hemen "Mihrimah nerede?" diye sordu.

O der demez mutfağın kapısında Mihrimah gözüktü ayağındaki pembe çoraplarıyla. Sorun şu ki, çoraplar sadece ayağında değildi. Lilâ, gözlerini devirip derin bir nefes bıraktı. Ensar ise gülüp duruyordu. Ellerine de mi çorap geçirmişti yaramaz kız?

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Aug 02, 2017 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

HAREHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin