HARE

250 21 32
                                        


Kelimelere sığınanlara ithafen...

Sonbaharın son baharınız olmaması, her "son" dediğinizde ve bunu hissettiğinizde ardından tüm güzelliğiyle "bahar"ın gelmesi ümidiyle...

Kelimenin tam anlamıyla soğuktu. Soğuğu geçtim, canım yanıyordu. Boynuma doladığım atkıyı burnuma kadar çekmeden önce nefesimin duman oluşunu hissettim. Ben alışkındım darmaduman oluşlara, yaralarım kabuk bağlasa da alışmışlığın tenha köşelerinde geziyordum hâlâ.

Canım yanıyordu ve bunu benden başka bir insanoğlu bilmiyordu.

Ayağımın altında ezilen yaprakların çıkardığı hışırtıyı yağmurun sesi bastırdı. Bir kedi atladı yıkık dökük bir duvardan, sesini duydum. Çantamda şemsiyenin olduğunu biliyordum ama içimden çıkarmak gelmiyordu. Yüzüme vuran her yağmur damlası ruhuma kadar ulaşıp yaralarımı ıslatsa da ağladığımı sakladıkları için minnettardım. Yapmam gereken buydu ve ben de böyle yapıyordum. Zaten hep benden istenilenleri yapmamış mıydım?

Avaz avaz sustuğum sokağın sonunda duraksadım. Ben ne yapıyordum? Şu an nereye gidiyordum? En önemlisi, yaptığım her neyse doğru muydu?

Durup elimi ıslanan örtümün altına uzattım. Saçlarıma kadar kırıldığım gibi şimdi de saçlarıma kadar ıslanmıştım. Kalın ve uzun hırkama kollarımı biraz daha dolayıp adımlarıma devam ettim. Havanın soğuğunu içime çektim, ardımda bıraktığım sapsarı caddelerin fotoğrafını çektim ruhumda. Eminim ki bir fotoğrafçı olsaydım ilk başta sonbaharı çekerdim. Tabi bunu yapmam için görebilmem gerekiyordu.

Artık yadırgamıyordum, üzülmüyordum bu duruma. Yazılan böyleydi. Selen olsa şimdi "Senin yerinde olmak isterdim," derdi. "Dünyanın kirini görmemiş olmayı dilerdim. Her gün göğe baksak da geçmiyor içimizin kiri, isi. Oysaki sen... gönlündeki papatya tarlaları kadar gerçeksin, zihninin içinde kurduğun gökyüzü senin gerçeğin,"

Harfi harfine ezberlediğim sözlerini hatırlayınca dudaklarımın iki yanındaki halatlar çekildi, gülümsedim. En acı nasıl gülümsenirse öyleydim, tükenmişliğimi bir daha hissettim.

Nefesim bitmeye yüz tutmuşken görebilirken ezberlediğim yolların sonuna gelmiştim. Buraya kadar koşmuştum ve burada beni harika bir manzara bekliyordu, görmesem de biliyordum.

Birkaç adımı belirli mesafelerle attıktan sonra benim nasibime hep boş olan banka çöktüm. En son Selen'le gelmiştim buraya, can arkadaşım muhtemelen gözlerini denize daldırmışken ben kokusuyla yetinmiştim. Yanımda oluşu yeterdi, geç de olsa fark etmiştim.

Yağmur tekrar hızlanmıştı. Kirpiklerimden yol çiziyor, yanaklarımın durağında dinlenip örtümde yolculuğunu bitiriyordu. Bazense kendinin oluşturduğu birikintiye rastlayıp denize bir fısıltı bırakıyordu.

Hava kararmış olmalıydı. Ya gönlüm? Gönlüm de kararmış mıydı? Mutlu olur muydum ben de bir lahza? Sevebilir miydim tekrardan, 5 seneden sonra?

O an yanıma birinin oturduğunu hissettim. İçime gelen varlığını kontrol etme isteğiyla elimi uzattığımda soğuk bir tenle buluştu ellerim. Ellerimi soğuğa değil de alevlere değdirmiş gibi geri çektim. Bankın en köşesine çekildim.

Ben gitmeyecektim.

"İlk önce ben geldim," gibi çocukça bir bahaneye sığınsam da gitmeyecektim.

Kollarımı kendime sarmaktan vazgeçip ellerimi cebime koydum.

Yanımdaki her kimse aramızda akıp giden dakikalara denizin dalgaları karışmıştı. Kaçıp gitmek gelmiyordu içimden. Sahi kaçıp gitsem nereye kadar giderdim? İnsan ne kadar kaçabilirdi kendinden?

HAREHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin