Kaderle Tanışma

46 8 1

Ters bir bakış, birden duran insanlar, abartılı giyinenler, sade giyinenler, eli kameralı turistler, etraftaki tüm güvenlik kameraları... Hepsinden kaçıyordum. Sadece bir telefon bulup küçük mümkünse çok küçük bir odaya girip Isoroku' yu beklemek istiyorum. Onu beklerken uyumak istiyorum. Beni uyandırsın ve elimden tutup annemin, babamın, büyükbabamın birlikte oturdukları bir masaya götürsün istiyorum. Omuzlarımdaki tüm yük kalkmasın. Ben omuzlarımdaki yükü seviyorum sadece onu taşırken bana yoldaşlık edecek gerçek insanlar istiyorum. Benim suçum neydi diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Nasıl oluyor da ABD benim mektuplarımı fatketti? Neden hala buradayım?

Sıkıntıyla iç geçirip gökyüzüne baktım. Arkama dönüp etrafı taradım. Nerede olduğumdan bile emin değildim. Çantamı önüme alıp iyice sıkmıştım. İleride bir büfe vardı. Dergi ve sigara satıyordu. Oraya ilerledim. Bir teknoloji dergisi alıp parasını uzattım. Adam tuhaf bir bakış attı. Büyük ihtimalle sabah maviliden kaçarken yaptığım makyaj akmıştı ve bu dikkatini çekiyordu.

"Telefonunuz var mı?" dedim birden.

Adam ahizeli telefonu gözleriyle işaret etti. Üzerinde "Dakikası 50 Cent " yazıyordu. Kazıkçı.

" Onu demek istemedim, bayım. Benim..."

Cidden adamdan telefonunu isteyeceğim. Hattıyla birlikte ve bir bahanem yok. Düşün...

" Cep telefonuna ihtiyacım var fakat hat alamıyorum. Ben ABD Vatandaşı değilim ama çok acil bir ABD hattına ihtiyacım var."

" Niye?" dedi baygın bakışlar atarak. Adamı öldürsem ne olurdu ki? Şuradan üzerine atlayıp on dokuz saniye boyunca ciğerlerine giden havayı keserdim o da yağlı bedeniyle korkudan kalp krizi geçirirdi. On dokuz saniye havasız kalmakla kimse ölmez ki!

" Size para veririm. Telefona ihtiyacım var." net konuştum.

Elini arkasına götürüp cebinden telefonunu çıkardı. Küçük, sevimli Nokia kir içindeydi. Plastik kaplama bir telefonu nasıl çizmişti bu adam?! Çakıyla özellikle oyulmuş gibiydi.

" Ne kadar vereceksin?" dedi.

" 50 dolar?"

"100 isterim"

İsteyeceğini biliyordum. Yoksa telefon için ayrılmış 200 dolarlık bütçemi önüne dökebilirdim.

" 75 olsun."

" 100 dedim"

" Hadi amaa!"

" Yüz dedim Asyalı!"

" Ama bu telefonu resmen yemişsin. Hiç kimse ikinci el olarak elli dolar vermez bile!"

" O yüzden satmaya niyetim yoktu."

" Ama o son param."

Adam omuz silkti. Şerefsiz. Yalan söylemiyor olsaydım, sadece yüz dolarım olsaydı yine böyle davranır mıydı acaba? Sanki şimdi param olduğunu biliyor da...

" Tamam, alıyorum." deyip çantamda 100 dolar çıkardım adama uzattım ve telefonu aldım. Uzaklaşırken adam pis pis sırıtıyordu. Pislik.

Telefonun kilidini açıp Isoroku'yu aradım. Çaldı çaldı ama açan olmadı. Daha sonra tekrar deneyebilirdim. Şimdi kalacak yer bulmalıydım.

İki saattir yürümenin verdiği yorgunlukla birden yere bağdaş kurdum. Aşırı yorgun olmasam yapabileceğim bir hareket değildi ama şu an dizlerime söz geçiremiyordum.

Biraz dinlendikten sonra kalkıp yine yürümeye başladım. Önümden geçen yaşlı teyzeye "Afedersiniz, bir şey sorabilir miyim?" dedim. Kadın başını salladı. "Benim ucuz bir otel bulmam lazım da... bildiğiniz bir yer var mı?" kadın bir süre düşündü ve yine başını salladı. Bir oteli tarif edince artık bu problemi de hallettim diyerek koşmaya başladım. Yakınlarda olan otelden bir oda alıp yukarı çıktım.

TUHAFBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!