Bölüm 5: TANIŞMA

26 3 0

                                                               TANIŞMA

 Odamdan adımımı içeri atar atmaz dışarıdaki hayatla bağlantımı koparıyor gibi oluyorum. Acı ve keder,nefret ve öfkeden çok uzaklarda bir yer burası. Aynı dünyanın farklı atmosferi ili sarılmış,farklı ritimlerin kulakları çınlattığı bir yer burası. Kitabı okumadan dahi, sayfalarını koklayarak dünyasına düştüğün bir yer burası.

   Odam; bugün ayrı bir huzur vermişti. Belki de bunun sebebi ihtiyacımın doruklarını yaşıyor olmasıydı. Bir amcayı eve almam , ona yardım etmem bu mutluluğu ve huzuru karşılayabilirdi , ama işin acı tarafı benim için daha ağır basıyordu. Bu , onun;hasta,aç bi aç sokağa terk edilmiş olmasıydı. Bir evcil hayvanı dahi sokağa atamayacak kadar vicdani birikimi kendi doğasında yer eden insan; bunu yapabilmesi için kendi özbenliğinde ve yahut insanlık bilincinden dehşet derece de sapmış olması gerekirdi.

  Belki de bu sorun bu tip olaylarla nadir karşılaşmamdan dolayı beni derin bir üzüntüye itmiş olabilir ki bu gayet normal bir durum diye düşünüyorum. İnsanlar sık karşılaşmadıkları durumlar karşısında daha büyük tepkiler verebiliyor buna bugünü örnek vermek hiç de fena olmaz.

   Vakit epey geç olmuştu. Amca uyumadan önce yanına bir uğrayıp son durumunu görmem çok iyi olacaktı. Bu son birkaç gün çok kritik olabilirdi.

    İki fincan kahve yapıp aşağıya inmeye karar kıldım. Bu vesileyle tanışma faslını başlatmış ve hem de evin durumunuda yoklamış olurudum. Vakti çok da geçirmeden hemen kahveleri altlıklara koyup aşağıya indim.

  Kapıya vardım, boğazımı temizledikten sonra;

‘’Amca,müsait misin?’’dedim.İçeriden

 ‘’Evet evladım.’’ Diye onayladıktan sonra kapıyı açtı.

   Giydiği kıyafetlerle bana bir an Derviş Amcayı uyandırdı. O an elini öpüp sarılasım geldi. Ona Derviş Amca’nın koltuğuna oturmasını rica ettim, bende onun karşısında bir yer buldum. Bana olan her hareketinde bir minnet vardı, bende bu hareketlerinin gereksizliğini yansıtacak mimik ve jetlerle onu daha fazla mahçubiyet altında bırakmamaya çalışıyordum. Kahvemizin yarısına kadar hiçbir konuda konuşmadık. Ben de bu aradan fırsat bulup evimin resmini çizecek kadar gözlemledim. Eşya bakımından bir eksiği yoktu. Yalnız yiyecek ve içecek konusunda bir takviye gerekiyordu. Yavaş yavaş konuşmaya başlamam gerektiğine inandığım en uç noktada söze başladım;

‘’Amcacığım, nasılsın, iyimisin şimdi?’’

‘’Çok sağol evledım, iyiyim, sayende. Umarım yaptığın iyilik karşılıksız kalmaz ki ben bunun için hep dua edeceğim.’’

   Yüzümde hafif bir tebessümün acı ile harmanlandığı bir eda ile teşekkürlerimi sundum.Sorularımı kişiselliğe biraz daha indirgeyerek;

‘’Adınız nedir amca? Ne yazık ki dünkü telaş bunu sormama olanak vermedi.’’

‘’Adım,Lütfü.’’

‘’Benim adımda Ahmet Fazıl ama sadece Fazıl diyebilirsiniz. Herkes öyle der de.’’

‘’İsminiz çok güzelmiş kim verdi bu ismi size?’’

‘’Dayım. Ben henüz doğmadan söz almış anne-babamdan kız olursa Fulya; erkek olursa  Ahmet Fazıl olacak diye.’’

   Her soru ve cevaptan sonra soğuk , sessiz bir boşluk oluşuyordu. Şu an o boşluğu doldurabilecek pek bir şeyim yoktu. Sadece bitmek üzere olan kahvenin telvesiyle oyunlar oynuyordum. O da benden pek farklı değildi. Arada göz uzuyla baktığımda, fincanın üzerinde ki desenlerde parmaklarını gezdirirken buluyordum. Tanışma faslının bu yanını oldum olası sevmemişimdir. İki taraf da bir ıstırap bir acı içinde kıvranıp durur. Küçük oyunlar, göz kaydırmalar ve bunları takip eden haykırışlarla bu sessizlik aşılmaya çalışılır. Bunu başarıp zinciri koparanlar büyük bir manevi rahatlık yaşarlar. Aradaki bu boşluğu cümlenin sonuna nokta ile beraber konulan gülüşmeleri ile doldururlar.

  Benim bağlı olduğum zincir olağandan daha güçlüydü. Çünkü karşımda mahçup bir amca vardı; utangaç,çekingen. Oturuşunda bile bir huzursuzluk vardı. Sırtını koltuğa yaslamamış, ayaklarını tam anlamıyla serbest bırakmamıştı. Kahvesini yudumlarken büyük bir özen gözteriyor, ses çıkarmamaya çalışıyordu. Gözlerini halıya odaklamış simetrik devam eden işlemeleri takip ediyordu. Bu haliyle ne kadar kasılmış bir vaziyette olduğunu görebiliyordum.

Kişisel sorularımdan birini daha yöneltip, konuşmayı sürdürdüm;

‘’Bir aileniz yok mu,neden sokaklarda yaşamınızı sürdürüyorsunuz?’’

‘’Benim, evet, bir ailem var.’’

‘’Neden onlardan ayrısınız peki?’’

   Bu sorum Lütfü Amca üzerinde hafif etki bırakmış olacak ki başını hafi öne eğip gözlerini sakladı. Biraz yumulu tuttuktan sonra tekrar eski vaziyetine döndü. Gözyaşlarını içine akıtmak için bulduğu bir yöntemdi bu sanırım.

Gözyaşlarını kalbi üzerine sağanak halinde bırakmıştı.

 ‘’Ben hiçbir zaman onlardan ayrı kalmak istemedim.Benim için önemli olan sokakların soğukluğu değil,hele ki açlığım hiç değil. Benim için önemli olan tek şey onların sıcak bir tebessümleridir. Onlarla mutlu geçireceğim bir gün dahi ömrümün sonuna dek kafi olacaktır.’’

    Verdiği bu cevapta yaşadığı ağır hüznün izleri mevcuttu. Kelimelere yaptığı yineleme ve vurgular buna sadece şahitlik ediyorlardı. Ben ise bu soruyu sormam konusundaki pişmanlığım ile kalmıştım. Nasıl olsa öğrenecektim, bugün hiç vakti değildi.

   Onu teselli etmek için hemen bir atılımda bulunmama gerekiyordu. Hiç geciktirmeden;

 ‘’Lütfü Amca,lütfen böyle konuşmayın. Hem bakın daha çok yorgunsunuz. Üstelik burada sizinle mutlu bir gün geçiremediği için onlar üzülmemliler,ki inanıyorum sevginizin zerresinden haberdar olsalardı sizi karanlığın hakim olduğu bu sokaklara bırakmazlardı. Şöyle dönüp arkanıza baktığınızda üzülmenize,mutluluğunuzu yitirmenize değecek bir varlık olduğunu düşünmüyorum. Şu an önem vereceğiniz tek şey var oda tabi ki sizsiniz.’’

   Lütfü Amca az da olsa tatmin olmuştu konuşmamdan. Bende daha fazla soru sorup yarasını deşmek istemediğimden bir süre konuşamadım. Ailesi hakkında bilmek istediğim çok şey vardı oysaki ama bunları yarın veyahut başka bir gün öğrenebilirdim. Bugün yapılabilecek en mantıklı şey gecenin sarhoşluğuna kendimizi bırakmamız yani uyumamız olacaktı.

 ‘’Amcacığım vakit baya geç oldu,özellikle senin dinlenmeye ihtiyacın var. Dediğim gibi bu ev artık senin yatak odası da dahil, orada uyuyabilirsin. Ben çıkıyorum ardımdan kapıyı kilitlersin,hadi Allah rahatlık versin!.’’

    Amca bugünü en doğal ve sıcak gülümseyişiyle yüzündeki ağır duyguyu attı ve;

 ‘’Sağol evladım,sanada.’’

Sonra yavaşça yerinden kalkıp bana sarıldı,kalbinin hızla çarpışını hissedebiliyordum. Elimde olmadan bende amcaya sıkı sıkıya sarıldım. Ve sonra neden ki omuzumda hafif bir ıslaklık hissettim.  Amcanın gözyaşı olabilme ihtimalini düşünmeden sarılmaya devam ettim. Ardından yavaşça elini bıraktı ve gözlerimin içine bakarak;

 ‘’Çok teşekkürler’’ dedi ve odasına doğru çekildi.

Bende kapı üzerindeki anahtarı alıp ardından kilitledikten sonra kapının altındaki boşluktan anahtarı tekrar içeri attım. Yarın erken uyanmak üzere kendimi sarhoş bir uykuya bıraktım…

Kayıp ve ArayışBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!