HİSSİZ - BÖLÜM 2

135 3 5

Servis şoförüne evi tarif etmeye üşenip ana yolda inmiştim. Karşı kaldırıma geçerken arkamda bir ses hissettim. Başımı çevirdiğimde bu kişinin Alperen olduğunu anladım. Kolumdan tutarak kaldırıma çıkardı beni. "Ezileceksin manyak." Dedi. "Senin ne işin var?" Diye sordum. Kolumu bıraktı, başını öne eğip ensesine elini koydu. Senin için evimden bir kilometre önce iniyorum ve sorduğun sorunun bu olması ne kadar ironik." Dedi. Aaah, hadi ama. Sabahki tripleşmemizi tekrardan mı yaşayacaktık? Bu nedenle hiçbir şey söylemedim, alevlensin istemiyordum. Kendisini biraz toparladı, derin bir nefes aldı. "Selin.." dedi. Gözlerinin içine baktım. O ise kendi gözlerini yere sabitlemişti. "Neden böyle hissediyorum?" Diye sordu. Anlayamamıştım. Gözlerimi kırpıştırıp "Nasıl?" Diye sordum. Yutkundu. "Boşlukta." Dedi. Bu konuda ona tavsiye vermemi beklemesi bencillik olurdu çünkü benim kendime bile verecek tavsiyem yoktu. "Bir süre sonra alışırsın."dedim. Gözlerini devirdi. "Ciddi olamazsın." diyerek benimle kafa buldu. Hafif adımlarla yürüyorduk. Bir süre konuşmadık. "Çok garip birisin." Dedi. "Sorun olmaz sanıyordum." Diyerek karşılık verdim. Bir anda durdu. "Neden diğerleri gibi değilsin? Asi birisin, cesur gibi görünmeye çalışıyorsun ama bir ceylan kadar ürkek ve narinsin." Dedi. Başımı kaldırıp gözlerine baktım. "Ben kimseden korkmam!" Dedim ses tonumu değiştirerek ve sonra yürümeye devam ettim. O ise hala yerinde duruyordu. Arkamdan bağırdı. "Peki ya aşktan?" İçimden ona bildiğim bütün hakaretleri saydırmak istemiştim ama benden beklenmedik bir şekilde kendimi tutarak "Defol!" Diye bağırmakla yetindim sadece. Yoluma devam ettim. Ne hakla bana aşktan bahsediyordu ki? Ona bu özgürlüğü kim vermişti, daha tanışalı saatler olmuştu. O aşk denen ceza bana ne çok zarar vermişti, bundan haberi var mıydı? Ben kimseden korkmam, aşktan da. Hatta ve hatta kendilerinden nefret ederim. Öyle aptal gibi bir erkeğin peşinde koşanlardan hiç olmadım, olmam da. Özellikle de Alperen gibi dengesizlerin peşinde koşanlardan. Zaten erkekler de bana pek yaklaşamaz, izin vermem. Bu çocuk nereden çıktıysa artık başıma? Önemsemiyorum. Ben Hissizim...

                                                       *    *    *

Ertesi sabah servise bindiğimde günaydın demeye yelteniyordu. Yüzüne bakmadan yerime oturdum. Bu dünkü terslememden daha fena olmuştu. Ses çıkarmamıştı ama bozulduğunu anlayabiliyordum. Servis okula vardığında aşağıya benden önce indi fakat benim inmemi bekledi. Her ne kadar belki gider umuduyla oyalansam da aşağıya inip o sevimsiz gerçekle karşılaştım. Yüzüne bakmadan okula doğru yürüyordum. Bir ara kolumdan tutacak gibi oldu fakat durup ona öfkeli bir bakış attım. "Neden bu kadar öfkelendin ki? Aşk ne yaptı da seni bu kadar kızdırdı?" Soru üstüne soru soruyordu. Beynimden dumanlar çıkmak üzereydi. En sonunda "Sana ne!" Diye bağırdım. Etraftaki herkes bağırmamın üzerine durup bizi izliyorlardı. Bahse girerim çoğu sevgili bile sanmıştır. İnsanlara "Asıl size ne? Dönün önünüze!" Diye bağırdım yeniden. Alperene baktım gerçekten mahçup görünüyordu. O sırada Yiğit geldi ve "noluyor?" Gibisinden sorular sordu. Hızlı ve sinirli adımlarla okula girdim. Yiğit ise Alperenle birkaç şey konuştuktan sonra yanıma geldi. Tam ağzını açacakken "Tek kelime bile edersen ağzını dağıtırım." Dedim ve işaret parmağımı gözlerinin hizasına getirdim. Sınıfa girip çantayı bir kenara, ceketi bir kenara savurdum. Sıralar, sandalyeler, defterler.. Hepsi ayrı bir yana dağılmıştı. Yiğit sınıfa girince ne yapacağını bilemedi ve kollarımdan tutup beni sarstı. "O çocuk sana ne dedi bilmiyorum ama hesabını verecek."dedi. Sonra ceketini çantasını bıraktı ve kollarını sıvayarak gitti. Duvarın yanına oturdum. Dizlerimi çektim ve ellerimle kavradım. "İstemiyorum! Ben Hissizim! Hayatımda öyle duygular yok!" Diye bağırıyordum. İçeriye Esin girdi. Beni yerde görünce şaşırdı. Yanıma oturdu. Gözlerimden yanaklarıma akan rimelleri sildi. "Belki de yanlış anlamışsındır onu."dedi. Biliyordum ki, amacı kötü değildi. Ama işte o üç harfli lanet kelimeyi duyunca çıldırıyordum. Şizofren gibi hissediyordum kendimi. Aşık olamadığım, mutlu olamadığım için kıskanan ama aşkı, mutluluğu aptalca bulan biriydim. "Hem Alperen Ceren'den hoşlanıyor diye duydum." Dedi Esin. Kahkaha attım. "Hani şu sınıfın sürtüğü olandan mı? Hahaha!" Diye güldüm. Esin de gülüyordu ve başını salladı. Ah şu erkekler tam bir aptal. Bir gülüşe, bir cilveye kanan yaratıklar. Dünyadaki bütün aşk kırıntılarını alın ve gidin. Bana yalnızca nefret yeterli çünkü.

                                                            *    *    *

İlk dönemin son günüydü. Alperen'le hiç konuşmamıştık. Konuşmaya da pek niyetim yoktu. Okul Esin ve Yiğit sayesinde biraz daha katlanabileceğim bir hal almıştı. Ve doğrusu 4 yıl liseye gitmem mecburiyse geri kalan zamanımı burada doldurabilirdim. Karneleri alır almaz Esin ve Yiğit başbaşa bir şeyler yapmak için erkenden gitmişlerdi. Bende tam okulun kapısından çıkarken arkamdan biri seslendi. "Hey, Selin!" Bu Alperendi. Başımı önüme çevirip yürüyecekken gelip bileğimi kavradı. "Konuşmalıyız." Dedi. Yüzüne bakmıyordum hele de gözlerine. "Konuşacak bir şey yok." Dedim kısık sesle. Bileğimi avuçlarından kurtarmaya çalışıyordum ama gerçekten güçlüydü ve bunu yapmaya çalışmak yalnızca canımı acıtıyordu. Daha ben karşı koyamadan sürükleyip bir sınıfın içine soktu, kapıyı kapattı. "Gerçekten, konuşmamız lazım." ısrarla konuşmak istiyordu. Ses çıkarmadım ve ne söyleyeceksen söyle gitmeliyim imajı yarattım. Bileğimi usulca bıraktı. "Afedersin, buna mecbur ettin." Dedi. Hiç ama hiç konuşmadım. Yerlerdeki desenleri inceliyordum. Açıkçası söyleyecekleri pek de bir umrumda değildi muhtemelen birkaç özür falan filan. Ta ki söylediği şeyi duyasıya kadar.

"Sana aşkı öğretmek istiyorum!"

HİSSİZBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!