Ticaret gemisinin yük boşaltma işi bitti, herkes bunun verdiği rahatlıkla geminin içine girdi. Kimisi dinlenmek istediği için uyumayı tercih etti, kimisi ise bir arada oturup sohbet eden grubun arasına katıldı. Bir gruptan kasıt ise yirmi kişiydi. Terledikleri için iş kıyafetleri -tulumları- çıkarılmış ve yerine temiz giysiler giyilmişti.
Şimdi ise bu adamlar, Ward'un getirdiği misafir ile ilgileniyor, bir yandan da oğlanın merak ettikleri hayat hikayesine kulak kabartıyorlardı.
Yoon Gi ve Ward yan yana otururken, diğer on sekiz kişi onların karşısına çömeldi ve ortalığı bir anda sessizlik bürüdü. Herkes meraklandı, herkes heyecanlandı. "Evet, serme- ah üzgünüm, Yoon Gi demeliydim... Evet Yoon Gi, en başından anlatmak ister misin?"
Ortaya attığı sorunun ardından Ward, misafiri için geminin mutfağından getirdiği bir bardak dolusu hazır çorba ve bir ekmeği önündeki masaya bıraktı. Minnet dolu bakışlar ile mesajını ev sahiplerine ilettiğini düşünen Yoon Gi ise, nazik hareketlerle eline aldığı ekmeği küçük parçalara bölüp bardağındaki çorbasına kattı. "Evet... bu hale gelmemin nedenini... hepiniz merak ediyor olmalısınız..."
Bir saat öncesine göre, aklı daha yerindeydi. Duygusallığı ve çektiği acıları bir kenara bırakmış olup, kendisine kucak açan bu geçici nazik dostlarına odaklandı.
"Evet... ben... tam olarak nasıl başlayacağımdan emin değilim..." Bağırmaktan ağrıyan boğazından gönderdiği bir yudum sıcak çorba, yemek borusunu ısıtarak aşağı kaydı ve midesinde durakladı. İçinin ısındığını hisseden Yoon Gi, bulanık zihnindeki kelimeleri olabildiğince toparlamaya çalıştı, ağır ağır anlatmaya başladı.
"Yaklaşık... bir buçuk sene öncesiydi... Üniversitede üçüncü sınıfı okuyor, kendi imkânlarımla tuttuğum iki odalı evimde yaşayıp gidiyordum... Bir de grubum vardı tabii... Dersimiz bittiğinde neredeyse haftanın her günü, bir üyemizin evinin arka bahçesinde müzik aletlerimizi çalar, yeni şarkılar yazardık... O günleri hatırlıyordum da... gerçekten en mutlu günlerimdi diyebilirim... Hepimiz dertsiz, tasasız çocuklardık. Ne zaman pratik yapmak için bir araya toplansak, ev sahibi arkadaşımın annesi bize... kendi elleriyle hazırladığı yemekleri yedirirdi..."
Boğazının kuruduğunu hissettiğinde, yeniden bardağını kafasına dikti ve konuşmasına devam etti.
"Grup üyelerinden biri vardı, ismi Tae Hyung'dı... Evlerimiz birbirine yakın olduğu için... pratiklerden beraber dönerdik... Sonra bir gün eve dönerken... benimle bir konuyu konuşmak istediğini söyledi... Heyecanlandım elbette, merak ettim ne diyeceğini... Omzumuza astığımız gitarlarımızı bir banka koyup oturduk yan yana... Ve oturur oturmaz... Tae Hyung ağlamaya başladı..."
İşçilerden şaşırdıklarını belli eden naralar yükseldi, kimileriyse iç geçirdi. Hikayenin devam etmesini isteyen Ward ise, oğlanın sırtını sıvazlayarak şu kelimeleri söyledi. "Hadi devam et, Yoon Gi."
"O ağlamaya başlayınca, neler olduğunu anlayamadım... Neden ağlıyorsun diye sordum, sarıldım... Aradan birkaç dakika geçmiş ve sonunda... kendine gelebilmişti. Rahat olmasını istedim, benimle ne isterse konuşabileceğini söyledim. Sonuçta üç yıldır arkadaştık, benden çekinmesine gerek yoktu..."
Gözleri yerdeki bir noktaya sabitlendi, öylece dalıp gitti uzaklara doğru. Kim bilir bu zavallı sermest aklından neler geçirmekteydi...
"Ve sonra... birinden hoşlandığını söyledi... Onun aklından neredeyse hiç çıkmadığını... kalbine hiç iyi gelmediğini söyledi... Günlerini zehir ettiğinden... duygularının incindiğinden şikayet etti... Hoşlandığı kişinin kendisini görmediğini... oysa ki çok yakın olduklarını söyledi..."
"Sonra, sonra ne oldu?" Merakı gittikçe artan işçilerden biri, duraksayan Yoon Gi'nin anlatmaya yeniden dönmesini istedi. Bunun üzerine yeşil saçlı oğlan, soğumaya yüz tutmuş çorbasını tek dikişte bitirdi ve ağzındaki son ekmek lokmasını da çiğneyip yuttu.
"Duyduklarımdan dolayı onun için üzüldüm, teselli etmeye çalıştım... Hoşlandığı kişiden çekinmemesini ve ona hislerini açmasını söyledim... Ve Tae Hyung, yapamam dedi. Yapamam, bunun için yeterince güçlü değilim... İkinci kez ağlamaya başladı... ve ben de ona ikinci kez sarıldım, kollarımda güvende hissetmesini sağladım... Bir aptal olduğum için... kast ettiği kişinin aslında ben olduğumu anlayamadım..."
Titreyen avuçlarının arasındaki bardağı koyacak yer ararken, yanında oturan Ward onun titrediğini fark edip elindeki bardağı aldı ve kırılmayacağından emin olduğu bir yere koydu. Anımsadıklarıyla gözlerinde yaşlar biriken Yoon Gi, kim bilir daha ne kadar devam edeceğini bilmediği bir şekilde Ward'a yeniden minnet etti. Kurumuş ve çatlamış dudaklarını diliyle ıslattı, gücünü geri toplamaya çalıştı.
"Hava kararmaya başladı ve yolumuza devam edip evlerimize dağıldık... O gece... hiç unutamam... gözüme bir damla uyku girmedi... En yakın arkadaşlarımdan birinin yanımda ağlaması... nasıl diyeyim... içimin burkulmasına neden olmuştu... Saat on ikiyi geçti, uzandığım yatakta sağa döndüm ve gözlerimi kapattım... Tae Hyung'ın ağlayan yüzü geldi gözlerimin önüne. Boş vermeye çalıştım... ancak başaramadım... Saat iki buçuk oldu, soluma döndüm... ve yine karşımda onu gördüm... Bu kez yere çökmüş ve sırtını duvara yaslayarak ağlıyordu..."
Delikanlının yüzünün çökmeye başladığını fark eden işçiler, bir an onu durdurmak istediler. Ne denli hüzünlü olduğunu, yaşlı gözlerinden ve titreyen ellerinden anladılar. Ancak içlerindeki meraka yenik düştüler, hikayenin devamını dinlemeyi tercih ettiler.
___
bölüm sonu
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
y/n Bölüm biraz uzun olduğu için ikiye bölmek durumunda kaldım :/