|| 17. Bölüm ||

1.6K 209 417

İyi okumalar!

~•~

Suya düşen damlanın sesi, mermer duvarlarda minik bir yankı yapıp hiçliğe karıştı.

Sıkışan nefesimi serbest bırakmak amacıyla derin bir nefes alıp verdim, öylece kaldım olduğum yerde. Dönüp bakmaya korkuyordum, kalbimde hissettiğim sızı bile yeterdi beni ürkütmeye. Etrafımdaki kollar beni daha da sıkı sararken, arkamdaki beden hafifçe sarsıldı ve sessiz bir hıçkırık duydum.

Hiçbir şey demedim. Dudaklarım aralansa dahi o aralıktan çıkan tek şey sıcak nefesimdi.

Bir süre sonra alnını başımın arkasına yasladı ve sarsılmaya devam etti, kolları beni bırakmıyordu. Canım biraz acımaya başlamıştı çünkü kollarım hala mosmordu ve su kesiklerimi sızlatıyordu, ama bu umurumda değildi. Levi'a her ne olduğunu bilmiyordum fakat kilitlenip kalmıştım.

Onunla konuştuğum süre boyunca, gardını bir kere bile indirmemişti. Şimdi ne olmuştu da böylesine koyvermişti ki kendini?

Dönüp yanaklarından tutmak, donuk gözlerinin içine bakmak ve gözyaşlarını öperek ruhuma karıştırmak istiyordum acısını. Onun hüznünü, burukluğunu kendi kalbimde paylaşmak ve her şeyin geçeceğini söylemek istiyordum.

Bir zamanlar tıpkı onun bana yaptığı gibi.

Bayağı bir süre daha aynı şekilde durduk, tenime temas eden su yüzünden parmaklarımın buruş buruş olduğuna emindim.

Suda duruyor olmama rağmen kuruyan dudaklarımı ıslatıp birkaç kere yutkundum ve kafamı hafifçe yana çevirip, kelimelerin dökülmesine izin verdim.

"Levi?"

"Efendim, kelebeğim?"

Biraz ona doğru dönmeyi denedim fakat etrafıma sıkıca sardığı kolları buna izin vermedi. Ellerimi kollarının üzerine koyup teninde parmaklarımı gezdirdim.

"Ne oldu?"

"Bir şey olmadı ki."

Yalancı.

"Ağladığını biliyorum Levi."

Dediğime karşılık bir süre sessizliğe gömüldü etraf. Kendini bana en fazla bu kadar mı açabiliyordu? Bana anlatmak istemiyor muydu yoksa? Ya da benim başımda yeteri kadar dert olduğunu düşünüp, söylememezlik mi yapıyordu?

Ne olursa olsun onun yanında olacaktım ama bilmem daha iyi olurdu elbette. Gerçi, onun kişisel konularına burnumu sokma hakkım yoktu.

"Özür dilerim Eren," diye fısıldadı. "Özür dilerim. Bunu istemezdim..."

"Ne diyorsun Levi? Niçin özür diliyorsun benden?" bu sefer biraz daha sert hareket ederek dönmeyi denediğimde kolları beni serbest bıraktı ve hızla ona döndüm. Gözleri ve yanakları kıpkırmızıydı, hala yaşlar süzülüyordu ve dudakları, ah... Pembeleşmiş dudakları öylesine titriyordu ki. Hıçkırıklarını zar zor tuttuğu nasıl da belli oluyordu...

Ellerimi gözyaşıyla ıslanmış yanaklarına koyup, baş parmaklarım ile akmakta olanları yok ettim ve doğrudan gözlerinin içine baktım. Neredeyse beynimin içinde atan ve dışarı fırlamak üzere olan kalbimi görmezden geliyordum.

"Sen bana hiçbir şey yapmadın ki. Aksine, hayatımı kurtardın."

"Eren..."

Gözlerini sımsıkı kapatıp derince nefes aldı, o sırada birkaç gözyaşı daha kurtulmuştu göz pınarlarından. Ellerimi sıkıca tutup aşağı indirdi ve kafasını iki yana sallayarak başka yöne çevirdi. Bana bakmaktan utanıyormuş gibi bir hisse kapıldım. Ama bu utanma daha bir farklıydı sanki, bir şeyden suçluluk duyuyor ve benden saklanmak istiyor gibi.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin