"ALTINCI GÜN"

2.1K 131 2.5K
                                    


"Dünden iyi, yarından kötüyüm..."

Gecenin zifiri körü, bir nevi insanların kalp gözü...

Bir sigara yaktı, bütün alacaklıları evvela izmaritine, ardından da manzarasız boğazına dayandı; kötüler, daha kötüler, Tabut, Ceberrut, Sokullu ve biraz da İnci.

'Nihayet şartlarımız eşit,' sözüyle hasımlarına el kol etti ve göğsünde lüzumsuz damar kaplayan son vicdan parçasını da insanlığından kazıyıp attı, 'Geriye sadece silahım kaldı, bir de isimleriniz tabii...'

Şehrin kaldırımlı yanağında çocukları oyalayan, yetişkinlerin ise meymenetsiz suratlarına gözyaşı misali zoraki bir merhamet bağışlayan yağmur duruldu, hatta haber bülteni boylu boyunca şimşekleri ile bulutlara laf taşıdı ama dedikodusu fazla sürmedi, sonunda mazlumların koynuna damla damla sokulup çamura yattı; zira en çok onların ağlaması gerekirdi.

Olası kabahatleri kanunla sınırlı vatandaş da televizyonuna sadık kalıp kumandasına mevzilendi ve dizisinin geniş özetini izlerken İzan'a sövmekten takma dişlerini ağzında tutamadı.

-Bazıları epey ağır konuştu, hamalların dahi ahı tuttu.-

"Kaçmalısın." lafı muhtemel zanlının 657'ye tabi haklarını boşa çıkardı ve kelimeden dökülen her harf vücudundaki başka bir hücreyi tutuklayıp kanser hücrelerinin arasına kattı.

Oysa henüz ikinci pakete geçmemişti.

'O kadar vaktim yok,' diyerek intiharla karışık Azrail'e teselli verdi, 'En fazla iki gün...'

Başkomiserlik rütbesi faturası ödenmemiş kablolu yayın tarafından sökülüp atılan İzan, "Ben kaçmam." demeye yeltendi fakat Zeki Müdür noktalama işaretlerinin nihai tavrını beklemeden elli yedi ekrana katılıp fikrini açıkladı;

"Seni, İzan'dan başka kimse kurtaramaz."

'İzan'ı zaten kurtaramadınız.'

Gözlerini retinasına dokunacak kadar ovuşturdu, durdu, üstü başı envai çeşit kan grubuyla dolu otuz kiloluk anneanne yorganından doğruldu ve yirmi beş derecelik kirpik aralığı ile etrafa bakmaya koyuldu; mütemadiyen sabıkalıları, gömlek cebinde asılı kalanları, yakasındaki mezarlıkta yatanları ama en çok da ensesinde biriken fani insanları bırakıp kolları çivili, ciğerleri lekeli, aklı ise kurşun delikli uykusundan uyandı.

Bir 'Ah' etti, yalnızlığın tekinsiz ölçü birimi dile geldi; 'Hiç.'

-Kara Adam doğdu...-

'Artık,' diyerek cümleye tek başına daldı, üç kişilik çıktı, 'İzan da ölü, annesi de...'

Kara Adam masadaki araba anahtarını sağ eliyle süpürüp sol avucuna düşürdü ve mekanda vazifeli onlarca resmi görevli şahsı düşündü, "Beni durdurmaya çalışmasınlar." uyarısıyla da Emniyet Teşkilatının sınırlarını zorlamaktan çekinmedi.

"Bu binada iyi insanlara asla dokunulmaz," diyen Zeki Müdür, havalı kapısının ötesini işaret etti, "Yıllardır yaptıklarının karşılığı seni orada bekliyor."

İzan tebessüm etti etmesine ama Kara Adam çoktan Smith Wesson'u ile ayağa dikilmişti zati; 'İkinci pakete geçmenin zamanı geldi.'

"Üç dakikan var."

Eski Başkomiserden arta kalan memur tarafı derhal bir kağıt kalem buldu ve üstüne daha önce zikredilmemiş bir telefon numarasını karaladı, "Bunu İnci'ye ver," dedi, "Buradan ulaşsın bana."

Kendi Cesedinin Faillerini Asla BulamazsınHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin