•Ten•

3.3K 311 633

 •••Alıntıdır.   

"Ölmüş çiçeklerle dolu bir vazoyum.."

•••

İnce parmaklarımın arasına doladığım siyah saçlarıma verdiğim tüm dikkatimden çıkan tek sonuç, uçlarındaki kırıklardı. Saç uçlarıma kadar acı çekiyorum diye düşünürdüm genelde, ama yanılıyormuşum. Saç uçlarıma kadar kırılmışım meğerse.

"Hazel Hanım?"

Daldığım düşünce selinden beni çekip alan orta yaşlı adamın sesiyle başımı ağır bir hareketle kaldırıp gözlerimi adama diktim. Karşımdaki lacivert takım elbiseli adam elindeki ince dosyayı masanın üzerine koyup sıkıntılı bir yüz ifadesiyle bana bakmaya devam etti.

"Kararınızda eminmisiniz? Ortada yüksek bir rakam var." Dedikten sonra elini kravatına götürüp hafifçe çekiştirerek gevşetti. Sessiz kalmaya devam ederek bakışlarımı taşlarla doğal bir görüntü verilmiş duvarın üzerindeki tahta çerçeveli saate çevirdim. Yelkovan ve akrep tek bir doğrultu üzerinde birleştiğinde yüzüme sahte olduğunu bildiğim bir gülümseme yerleştirip adama geri çevirdim bakışlarımı.

"Size fazladan 7 dakika ayırdım Ozan Bey. Kararım kesin 5. kez tekrarladığım üzere." Diyerek avuçlarımı masaya yerleştirdim.

"Adım Oğuz." Dedi dişlerinin arasından. Sanırım sabrının son demlerindeydi. Tıpkı benim gibi.

"Ve babanızdan kalan miras-" diye eklediği cümlesini, kendimi geri itmemle yere düşen sandalyenin sesi yüzünden tamamlayamadı.

Hızlı adımlarla masadan uzaklaşırken arkamdan seslendiğini duyabiliyordum. Üzerimdeki meraklı bakışları düşünmemeye çalışarak bulanıklaşan bakışlarımdan seçebildiğim kadarıyla hızla çıkışa doğru yöneldim. Adımlarımla birlikte hızlanan nefesimi düzene sokmaya çalışırken kendimi sonunda dışarı atabilmiştim. Rüzgar yüzüme vurduğunda kollarımı göğsümde birleştirip hızlı adımlarla kaldırımda ilerlemeye başladım.

Uzaklaştığımdan emin olduğum bir noktada adımlarımı durdurup kollarımı çözdüm ve sakinleşmek için derin derin nefes almaya başladım. Soğuk hava ciğerlerime ulaşırken gözlerimin yanmaya başladığını fark etmemle bir iki adım gerileyip yolun kenarındaki duvara sırtımı yasladım. Yanaklarımı ıslatan sıcak göz yaşları boynuma ulaşırken vücudumu ele geçiren titreme üşümemle dahada arttı. Ellerimi saçlarımın arasına daldırıp gözlerimi kapattım.

"Yokluğunda bile bana işkence etmeye devam ediyorsun." Dedim kısık titreyen bir sesle. Saçlarımın arasından kaydırdığın ellerimi belimin iki yanına koyup biraz daha eğildim yere doğdu.

"Kurtulamayacağım değil mi azabından?" Diye fısıldadım tekrar.

Hayat ne garip değilmi? Yaşarken kazanılanlar, kaybedilenler. Ölünce kalanlar, kırılanlar. Omzumda hissettiğim baskıyla yabancı bir ses kulaklarıma dolduğunda başımı hafifçe kaldırdım.

"İyimisin kızım?" Diye soran yaşlı teyzeye bakıp burukça gülümsedim. Başımı ağır ağır salladıktan sonra doğrulup sırtımı soğuk duvardan ayırdım. Beyaz saçlarını ensesinde toplamış, zayıf yüzündeki ince dudaklarını yukarı kıvırdı. Gülümsemesiyle yılların ona armağan ettiği derin çizgiler yüzünde belirdiğinde hafifçe omzumdaki elini kaydırıp kolumu sıvazladı.

DAĞILMIŞ (Tamamlandı)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!