Bölüm 32

49 6 42

Okula gitmeden önce Estelle ve Albert'la kahvaltı yapmak tuhaftı. Uzun masanın bir ucunda Estelle, diğer ucunda Albert, ortasında da Emma oturuyordu.

Her sabah bu şekilde kahvaltı ettikten sonra mı ayrılıyorlardı evden?

Onların evinde ise beraber kahvaltı ettikleri zaman ya tesadüfiydi ya da hafta sonuydu. Fakat son üç senedir aile kahvaltıları o kadar azalmıştı ki en son ne zaman tadını çıkartarak beşinin bir arada oturduğunu hatırlayamadı.

"Fazla yemedin."dedi Estelle. Emma çatal ve bıçağını bırakmış ağzını silmişti. "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Güne sıkı başlamalısın. Ayrıca bugün güce ihtiyacın olacak."

"Sanırım evet."dedi Emma. Birkaç şey daha ekledi tabağına. Belinin sağ tarafındaki dikiş arada canını acıtıyor, hareketlerinde tutukluk olmasına sebep oluyordu. Sol kolundaki sıyrık daha önemsiz kalıyordu.

Kahvaltı bittikten sonra Estelle'le limuzine bindi. Yol boyunca pek konuşmadılar. Akşam yemeğinde öğrendikleri aklını kurcalıyordu. Rexley onun korumasıydı. Bunu ne zaman ona söylemeyi planlıyorlardı? Ayrıca bir korumaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.

Bunu yemekte de dile getirmişti. "Bugün olanları hiçe mi sayacaksın? Rexley olmasaydı belki şu anda karşımda olmayacaktın." olmuştu Estelle'in cevabı. Sadece Johan'ın buraya tutunmasına engel olmak istemişti. Bu kadar tehlikeli bir sürecin tetikleneceğini düşünmemişti.

Rexley mümkün olan her anda yakınında olacaktı. Öyle söylemişti Estelle. Arabadan indiğinde ciddi olduğunu düşünmemişti.

Rexley siyah renkli Camaro'suyla girişin ilerisinde sokağın kenarına park etmiş, öylece bekliyordu.

Limuzin uzaklaşırken o da arabaya yaklaştı. Kapının yanında durdu. Camı indirmesini bekledi. "Bana ne zaman söyleyecektin?"diye sordu. Rexley omuz silkti.

"Zeki bir kız olduğunu düşünmüştüm."dedi. Emma gözlerini devirdi. Bu çocuğun derdi neydi? Tanışalı bir hafta bile olmamıştı ve onu gördüğü andan beri üstüne gelip duruyordu.

"Sürekli peşimde dolanmana gerek yok. Cidden. Bundan önce ne işle uğraşıyorsan onu yapmaya devam edebilirsin. İhtiyacım olan son şey peşimde bir koruma."

"Emin ol ben de bayılmıyorum senin peşinde dolanmaya. Fakat herkesin bir işi var. Benimki de bu." Arabadan indi. Emma takım elbise içindeki Rexley'ye bir süre öylece bakakaldı. Omuzlarına gelen kahverengi dalgaları, kirli sakalları ve gözlerinin koyuluğuyla fazla karizmatik görünüyordu. "Şimdi izninle ikinci işime geçiyorum."

"Ne ikinci işi?"diye sordu Emma kendinden bir kafa uzun çocuğun gözlerine bakmak için başını yukarı kaldırarak.

"Duymadın mı? Yeni bir stajyer öğretmen alınmış: Frances Tornado."

"Tornado mu?"

"Kızların üstünde bırakacağım etkiyi de hesaplayarak seçtim. Sence de fazla uygun değil mi?"

"Sen şu anda kendini beğenmişlik mi yapıyorsun?"

"Mükemmel bir bilgi ağına ulaşmak istediğini sanıyordum. Kızlardan daha sağlam bir kaynak mı olur?"

Emma donakalmış, Rexley'ye bakıyordu. Bütün bunları söylerken ciddi miydi? Arabasını kilitleyip okula yürümeye başladığında gerçekliğini bir kez daha idrak etti.

"Okulu bile bitirmemiş birini stajyer olarak alacaklarını sanmıyorum."dedi toparlanarak.

"Okulu bitirmeyen Rexley Remington. Frances Tornado ise Hamptonshire Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi. Seneye ise işe başlayacak. Bil bakalım hangi okul?" Emma başını iki yana sallamaya başladı. "Evet güzelim, Seal Town Lisesi." Çapkınca gülümsedi. Okula doğru yürümeye başladı. Bir anda durdu, Emma'ya döndü. Az önceki şakacı yönünü ortadan kaldırarak ciddi bir ifadeyle ekledi, "Oyunu bozmazsan sevinirim!" İşte bildiği Rexley geri gelmişti...

R.E.S - Mazideki KusurBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!