GİRİŞ

1.5K 75 19

Multimedia: Bronz Tanıtım

Kalabalık ve ışıl ışıl süslenmiş caddelerin içinden geçen rüzgar, karşısına çıkan her bedene çarpıp yoluna hızla devam ederken, sabırsız bir çift göz, kargaşa dolu caddeyi seyrediyordu. Siyah saçlarını okşayan rüzgarı hissetmeden; kollarını birbirine dolamış bir halde put gibi kaldırımda duruyordu. Yarın yeni yıldı ve  insanların ruhları diğer günlere göre daha enerji doluydu. Ama Sima için aynı şey geçerli değildi. Ona göre yeni yılın diğer günlerden bir farkı yoktu. Hatta diğer herkes yarın için plan yaparken Sima'nın tek düşündüğü şey ders notlarıydı. O sıra da asker yeşili montunun cebinden cep telefonunu çıkardı ve arkadaşına kısa mesaj yazmaya başladı. 

Gönderen: "Amy, yarım saattir meydanın ortasında seni bekliyorum! Nerede kaldın? Eğer hala evdeysen Gelişim psikolojisi dersinin notlarını da getirir misin?" 

Mesajı yollayıp telefonu cebine tıktı. Ayakta dikilmekten bacakları ağrımıştı.  Daha fazla ayakta durmaya gücü yetmediğini fark edince, hemen arkasında bulunan tahta banka gidip oturdu. Bankın soğukluğu bedeninin irkilmesine neden olsa da, oturduğu yerden kalkmadı. Arada bir telefonunu kontrol etti ama her defasında cevap gelmediğini gördü. Sinirlenmeye başladığını hissetti. Hatta kendi kendine bir kaç küfürde savurdu. Az sonra sinirli bir şekilde telefon görüşmesi yapan bir kadın yanına geldi ve banka oturup oturamayacağını sordu, Sima'da öteye kayarak oturması için kadına yer açtı; güzel ve saygın görünümü ile iş kadınlarına benziyordu. Mini siyah ceketi, siyah kalem eteği ve aynı renkteki sivri burunlu stiletto ayakkabıları ile şahane görünüyordu. Bir hışımla telefonu kapatıp küçük çantasından içeri attı. Sima kaşlarını çatarken bakışlarını başka yöne çevirdi. Kadın çantasından sigara paketi ve çakmağını çıkardı. 

"İster misin?" diye sordu Sima'ya. 

"Efendim?" Sima bu ikram üzerine şaşkınlıkla kadına baktı. Siyah gözler, gri gözlerle çarpıştığı an da havaya negatif bir akım yayıldı ama bunu hisseden tek kişi Sima'ydı.  "Teşekkür ederim." diyerek ona uzatılan paketi geri çevirdi. Kadın ısrar etmedi. Göz göze geldikleri andan itibaren nedense yanında oturan bu kadına karşı bir antipati duymuştu.


"Sigara kullanmaman iyi bir şey. Bak, ben alıştım ve bırakamıyorum." Kadın sanki kendi kendine konuşuyordu ve Sima oralı bile olmuyordu. Hala ara ara telefonu kontrol ediyordu,  yine yanıt gelmediğini görünce içten içe küfür ediyordu. "Size aramayın beni demedim mi?" diye birden bağırınca Sima başını aniden ona çevirdi. Kadın telefonu kulağının içine sokmak istermiş gibi eliyle bastırıyordu. Telefonu karşı tarafın yüzüne aniden kapatırken homurdandı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu ve fenalık geçirecek gibi görünüyordu. Sima kadının yardıma ihtiyacı olabileceğini düşündü ve iyi olup olmadığını sordu. "Nasıl olabilirim ki?" Dedi sarı dalgalı saçlarını eliyle geriye doğru attı. Bunu tekrar tekrar yaptı. "Tek başıma hem patronum, hem çalışan. İnan her işe yetişmek çok zor." 

"Hm..." diye mırıldandı Sima. Ne iş yaptığını sormak istemedi, çünkü konunun uzayacağının bilincine hemen varmıştı. Kimsenin sorununu duymak istemiyordu, en azından şu an da. Çünkü Amy hala gelmemişti ve hava kararmak üzereydi. Bugün tek planı vardı; ders notlarını almak, eve gidip biraz çalıştıktan sonra kafayı yastığa koymaktı. Fakat arkadaşı sayesinde planı suya düşmüştü. 

"Sen sen ol, sakın yüksek mevkilere gelmek gibi hayaller kurup ısrarcı olma. Bak bana! Her gün sorun." Sigarasından bir nefes çekti. " Ha eğer sorunları çözmeye bayılırım diyorsan, sen bilirsin. Ama kanser olur çıkarsın emin ol." 

"Yüksek mevkilerde olmak gibi bir hayalim yok zaten." dedi Sima. Bunu dediğine anında pişman olmuştu çünkü kadının eline muhabbet kurması için bir fırsat vermişti. 

"İşte bu!" dedi sigarasından son nefes çekip yere attı ve ayakkabısıyla ezdi. "Okuyor musun?"

"Psikoloji bölümü birinci sınıf." dedi kısaca. "Arkadaşımı bekliyorum ben de. Sanırım gelmeyecek." Sima tam ayaklanmış iken kadın ona garip bir cümle kurdu. 

"İnsanların," dedi "Yüzlerine baktığında kişiliklerini ya da kim olduklarını tahmin edebiliyor musun?"

Siyah kaşlarını çattı ve bu klişeleşmiş soru karısında duraksadı. "Kim olduklarını derken? Anlayamadım." dedi. Bu kadını tanımıyordu ama onda tuhaf bir şeyler olduğuna emindi. 

"Neyse, " dedi gülümseyerek. Ayağa kalktı. Sima bu gülüş karşısında geri adım attı. Midesinde beliren ani bulantı yetmezmiş gibi bir de kadının elini omzunda hissedince göğsüne sert bir sancı saplandı. Kalbinin kanatları öyle hızlı çarpıyordu ki, nefes alamayacağını hissetmişti. Bu kadının kim olabileceğini düşünüyordu, çözmeye çalışıyordu. Pusulanın ateşine maruz kaldığına göre tehlike bu kadının ta kendisiydi. Ama Frank'in askerinin hepsi öldürülmüştü, artık başka birilerinin kılığına girebilmelerinin imkanı yoktu. Sima omuzunu oynatarak kadının dokunuşundan kurtuldu.

"Tanıştığımıza memnun oldum." Kadın duraksadı. Ama Sima çoktan arkasını dönüp yürümeye başlamıştı bile.  "Tekrar görüşmek dileğiyle, Sima." Beş adım attıktan sonra adını duymuştu, bu da ani yaşamış olduğu şaşkınlığın, kemiklerine kazınmasına neden olmuştu. Adını söylememişti ki, nasıl adıyla hitap etmişti. Tam arkasını geldiği yöne çevirdiği saniyede panik içinde bağıran insan sesleri duydu. 

Gözleri kadını aradı. Kadın ne ayaktaydı ne de bankta oturuyordu. Etrafını etten duvar gibi ören kalabalığın tam ortasında, yerde boylu boyunca uzanıyordu ve ağzından gri dumanlar çıkıyordu; o dumanlar göğe doğru yükseliyordu...

BRONZ(Bronze)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!