SH-5 / K

380 35 4


Eve sabaha doğru geldik. Kız fena halde kafaydı. Onun yanında nasıl davranmam gerektiğini kestiremesem de doğal davranmaya karar verdim. Şimdi yatağımda uyuyordu ona bakmak yerine telefonumda saat uygulamasını açtım ve akreple yelkovanın birbirini kovalamasını tüm ciddiyetimle takip ediyordum. Uykuya ihtiyacım yoktu zaten başımı yastığa koysam da uyuyabileceğimi zannetmiyordum. Uyuyamayacak kadar kafam doluydu. Derin bir nefes aldım. İşte bir dakika daha dolmuştu. Gün çoktan aydınlanmıştı hatta ilk dersi kaçırmıştık. Dersi kaçırmayı dert edecek bir kıza benzemiyordu. Bakmamak için dirensem de sonunda pes ettim ve bakışlarım gayri ihtiyari geriye doğru döndü.

Çok güzeldi. Siyah saçları yanağından yastığın öbürkü tarafına dökülüyordu. Pembe dolgun dudakları aranmış ve kesik kesik soluklar çıkartıyordu. Belki de yastığa bir takım sıvılar akıtıyor olabilirdi şu an bunu buradan göremiyordum ama sorun değildi. İnanın hiç sorun değildi. Bakışlarım bedenine kaydı. Bir elini yastığın altına koymuştu ve kalçası cama dönüktü. Uzun, hayallerimi süsleyen bacaklarını yatağın iki yanına doğru açmıştı birini biraz daha yukarı doğru kırmıştı.

Bir süre bakışlarım ayak bileklerinde takılı kaldı. Sonrasında sapık gibi kızı izlediğimi fark ettiğimde başımı sağa sola sallayarak kendime geldim. En iyisi kafa dağıtacak bir şeyler yapmaktı. Telefonuma geri döndüm. Saate bakmak dışında kafa dağıtacak bir şey yapmaya karar verdim. Ayağa kalktım ve son kez bakışlarımı Ekin'in üzerinde gezdirdikten sonra odadan çıktım.

Ev boştu. Buzdolabı evden de boştu. Kahvaltılık bir şeyler almaya gitsem iyi olacaktı ama o zamana kadar ya Ekin uyanırsa? Yüzü aklıma geldi ve kesik solukları... Kim bilir bilmem kaçıncı rüyasındaydı yani uyanmasına imkan yoktu. Portmantodan ceketim ve anahtarı aldıktan sonra kapıyı çekip çıktım.

***

Alışverişim sandığımdan uzun sürmüştü. Elimdeki poşetleri kapının önüne koydum ve cebimdeki anahtara uzandım. Kapı ben anahtarı deliğe soktuğum anda açıldı. Daha anahtarı döndürmemiştim üstelik. Kapının açılmasıyla sesini kulağımı okşadı desem de tırmaladı.

"Neredesin sen, okula geç kalmışız. Neden beni uyandırmadım devamsızlıktan haberin var mı senin? Ben o devamsızlıkları sayılı harcıyorum ki bitmesin hemen diye...." konuşmasını yarıda kesip kapının önündeki poşetlere yöneldi. "Kahvaltılık mı aldın? Sen adamsın adam. Açma ne'li? Umarım zeytinli değildir ben zeytin yemiyorum."

Dün akşam daha az kafa ütülüyordu sanki ama normal haline dönmüş olmasına sevinmiştim. Cevap vermedim kalan poşetleri elime alıp peşinden mutfağa girdim. Ruh hali bir anda değişebiliyordu ve o an aklından ne geçiyorsa çekinmeden insanın suratına söylüyordu. Bu huyunu sevmiştim. Kahvaltıyı beraber hazırladık ve fazladan aldığım birkaç küçük açmayı hazırlarken yedik. Çok yiyen bir kıza benzemiyordu hatta ben salata alayım diyebilecek bir bedene sahipken, aslında yediğine dikkat etmediğini şu an gömdüğü açmalardan görebiliyordum.

"Sen neden hiç konuşmuyorsun?" diye sordu ben çayları koyarken. Açık mı orta mı yoksa demli mi içiyordu bilmiyordum ama onda demli içecek bir hava sezsem de orta koydum. Kendime de aynı şekilde.

"Ne diyim ki? Bu sabah sen ikimize de yetecek kadar konuşuyorsun." dediğimde ağzımdan çıkan sözlerin normal bir kıza trip attıracak potansiyele sahip olduğunu kulağıma ulaştığında fark ettim. İş işten çoktan geçmişti. Hemen bakışlarımı ona çevirdim. Göz göze geldik ve dediğini tek şey, "Ben böyle bir insanım." demek oldu. Omuz silkmişti. Rahat bir soluk bıraktım ve çayımı doldurduktan sonra tam karşına oturdum.

Yumurtalarımızı tokuşturduk. Benimkinin altı kırıldı ve o zamanda yüzünde basit bir zafer gülümsemesi oldu. Ne zaman ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Sessizce kahvaltımızı etmeye başladık. Ağzımdaki lokmalar ona bakmamaya direndikçe ağzımın içinde büyüyordu sanki. Yutmak için çiğniyordum ama bir türlü ufalayamıyordum.

"Şimdi biz arkadaş olduk öyle mi?"

Bakışlarımı kaldırıp ona baktım. O bu sırada simidinden bir parçaya reçel sürmekle meşguldü.

Güçlükle yutkundum ve çayımdan bir yudum aldım.

"Evet." dedim tuhaf tuhaf ona bakarak.

"O zaman bana anlatmak istediğin bir şey var mı arkadaşım?" dedi bakışlarını simidinden kaldırıp gözlerini gözlerime kilitledi. Adete bir kedi gibi bakıyordu. Hem masum hem de bir o kadar yırtıcı... Bakışları insanı kendine çekiyordu ve bir anda konuşmak için ağzımı açtığımda çenem uyuşmuştu sanki.

Üzerimdeki etkisi beni sinirlendirmeye başlamıştı. Oturduğum yerde silkindim.

"Ne gibi?" diye sordum ona bakmak yerine ağzıma bir şeyler tıktım ve bakışlarımı tabağıma indirdim.

"Mesela..." dediği sırada tezgahın üzerinden yoğun bir titreme sesi geldi. Başımı kaldırdığımda Ekin tezgahın üzerindeki telefona bakıyordu. Ellerini tabağının üzerinde silkeledikten sonra ayağa kalktı. Telefonu cevapladığında önce karşı tarafın konuşmasını bekledi.

"E-evdeyim." dedi konuşmaya başlarken hafifçe tekleyerek.

Karşı tarafın konuşmasını beklerken bakışlarını yerden kaldırıp bana baktı sonra da kapıya doğru ilerledi. Kiminle konuştuğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Yüzü endişeli gibiydi. Sesi soğuktu. Belki de annesiyle konuşuyordu. Oturduğum yerden kalkmakla kalkmamak arasında kalmıştım. Biraz beklemeye karar verdim, eğer biraz daha zaman geçerse onu merak etme bahanesiyle içeriye gidecektim.

Önümdeki tabağa baktığımda keyfimin kaçmıştı. Zaman yeterince geçmişti sanki, birkaç defa ayağımı salladım ardından daha fazla dayanamayacağıma karar vererek ayağa kalktım. Mutfaktan çıkıp salona girdiğimde sesini duyar olmuştum.

"Geleceğim tamam sen kimlik işini hallettin mi esas bana onu söyle?" diyordu karşısındakine sesini güç bela duymuştum. Biraz sonra, "Tamam dedim ya tamam!" dedi bu sefer sesi fazla gür çıkmıştı ve sinirlendiği her halinden belliydi. Pencere önünde hareketlenmeye başladığında kendimi meraklı kadınlar gibi hissederek kapının önünden uzaklaştım. Konuşmanın geri kalanı duymak istesem de mutfağa geri döndüm.

Bu kız ne işler çeviriyordu böyle?

*** 

Yorumlarınızı bekliyorum.

İstanbul'un Efendisi/ Serseri Aşıklar Serisi - 1Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!