73 - Beyaz Melek (VII)

66 34 0

Ardı arkası kesilmeyen kanyonlar çöllere ve bozkırlara bağlanıyor, hayvan çeşitliliği için yaşam alanı oluşturan göller birden ortaya çıkıp yok oluyor, buz mavisi renkleri ile yeryüzünü bir ağ gibi saran ırmaklar yer yer görünmeye devam ediyordu. Çok sürmeyen yolculuğun ardından Snain, nihayet hızını düşürmeye ve yavaş yavaş alçalmaya başladı. İnmek üzere oldukları yeri gören Yneron birden heyecanlandı.

"Dolle'nin gözü üzerimizde olsun! Bu bir deniz mi ihtiyar? Yoksa gözlerim beni aldatıyor mu?"

Snain pencereden dışarı baktı ve Yneron'a cevap verdi:

"Okyanus buraya bir günlük mesafede Yneron. Ben de ilk gördüğümde senin gibi düşünmüştüm, yalnız o bir deniz ya da okyanus değil. Sadece güneşin yansıması seni yanıltıyor." diye cevap verdi Snain; diğer yandan aşağıya bakıyor ineceği yeri ayarlamaya çalışıyordu.

General, aracını Yneron'un deniz zannettiği, üzerinde ara ara pembelikleri ve beyazlıkları olan buz mavisi engin düzlüğün kıyısındaki kayaların üzerine park etti. Aracı durdurmasıyla birlikte kapılar açıldı ve merdivenler alçaldı. Yneron zemine atladı ve çevresini hemen incelemeye başladı. Ayaklarının bastığı yer sıradan bir deniz kıyısındaki kayalardan çok farklıydı. Sanki insanlar tarafından kayaların yüzeyleri düzleştirilerek bloklar halinde, uzakta bulunan kanyon yükseltilerine kadar sıra sıra döşenmişti. Her kaya bloğun arasında yer altına giden bir ayak genişliğinde boşluklar vardı. Yneron birkaç adım ilerledi ve aralıklardan birinin yakınına gelerek içine göz attı. Kulağına bir takım tıkırtıların geldiğini fark etti. Avuç içini aralığın tam üzerine gelecek şekilde uzattı ve elinin tam ortasında güçlü beyaz bir ışık parlatarak yarığın içini dikkatlice inceledi.

"Bunlar da ne böyle?" dedi Yneron, gördükleri karşısında yüzünü buruşturarak. Snain sırtına geçirdiği büyük bir çanta ile merdivenlerden indi ve çantasını yere koyarak Yneron'un yanına geldi.

"Ben bunlara 'kayabur yengeçleri' diyorum.

"Kayabur yengeçleri mi?"

"Kayaları kemirip sindirerek arkalarında sıvı kristaller bırakıyorlar. Daha sonra bu kristaller katılaşıp işte bu son halini alıyor." dedi Snain, eliyle kristal denizi göstererek.

"Bu bir mucize!" dedi Yneron. Kayaların arasında birbirinin üzerine çıkmış, sert ve parlak kabukları olan yüzlerce yengeç sürekli hareket ediyordu. Yengeçten ziyade el büyüklüğünde hamam böceklerini andırıyorlardı.

"Haydi Yneron! Gidelim." diye seslendi Snain, ağır çantasını tekrar sırtına alarak. Kristal denize doğru yürümeye başladı. Yneron da onun peşine takıldı. Düz kayalardan sonra deniz kırk adım uzaklıkta başlıyordu. Kıyıya doğru kayaların boyutları küçülüyor, daha çok kum halini almaya başlıyor ve deniz ile kayalar arasında pembenin ve beyazın hâkim olduğu ışıltılı bir kumsal görünümü oluşturuyordu.

Yneron ve Snain bu kumsalı geçtikten sonra daha sert bir yapıya sahip olan açık mavi zemin üzerinde yürümeye devam ettiler. Yer yer dalgaları andıran yükseltilerin varlığını fark eden Yneron, kendini donmuş bir denizin üzerinde yürüyor gibi hissediyordu. Snain için kristal dalgalar üzerinde dev bir çantayla yürümek hiç de kolay değildi. Bunu fark eden Yneron, generalin sırtındaki çantayı eline alarak yürümesini kolaylaştırdı.

"Bu çantada ne var ihtiyar? Taşımak zahmetine girdiğine göre içinde önemli şeyler olmalı." dedi Yneron elindeki çantayı dışından inceleyerek.

"O bir dalış çantası Yneron. İçinde bu iş için gerekli malzemeler var."

"Dalış mı? Buranın bir deniz olmadığını söylediğini hatırlıyorum."

"Sadece senin bildiğin denizlerden değil."

Kısa bir yürüyüşün ardından Snain, Yneron'a durması gerektiğini işaret etti. Tam önlerinde kristal zemin üzerine açılmış, içinden pembe bir duman yükselen iki adım genişliğinde bir delik vardı.

"Bu deliği ben açtım Yneron. Tabi neden açtığımı soracaksın." dedi Snain, deliğin kenarında durarak.

"Tahmin edeyim: Sonra içine atladın."

"Doğru bildin evlat. Şimdi bana dalış kıyafetlerini giyinmem için biraz zaman ver." dedi Snain. Ardından çantasının fermuarını açtı.

"Buna emin misin General?" diye sordu Yneron. Deliğin içine baktı, fakat dışarı çıkan dumandan başka bir şey göremedi.

"Bu deliğe yıllardır giriyorum. Benim için tedirgin olmana gerek yok." diye cevap verdi Snain.

Çantasının içinden çıkardığı özel dalış kıyafetini üzerine giydi. Bu kıyafet; ayağından boynuna kadar uzanan, dar, mat ve siyah renkli tek parçalık bir süitti. Beline, birçok gözü olan siyah bir kemer taktı. Bu kemerin bir gözüne kısa namlulu T202 , diğer gözlerinde ise dalışta kullanabileceği ip, makas ve testere gibi birçok yardımcı alet yerleştirdi. Sağ bileğine iri bir elektronik saat taktı ve ayaklarına, hareket esnekliğini artırabilecek itiş kabiliyetine sahip özel askeri dalış botlarını giydi. Son olarak, iki eliyle çantanın içinden çıkardığı dalış kaskını kaldırarak, boynunun etrafından geçen lastik halkaya tam oturacak şekilde geçirdi. Kask camının kenarları mavi neon ışık ile parlıyor, camın içine yansıyan dijital veriler, kaskın dışından görülebiliyordu. Kaskın arkasında iki küçük tüp takılıydı. Bu tüpler Snain'e nefes alması için gerekli havayı sağlayacaktı. Artık Snain dalış için hazırdı. Başparmağını kaldırarak Yneron'a her şeyin yolunda olduğunu gösteren el işaret yaptı.

"Seninki kadar ışıltılı değil ama idare eder." dedi Snain. Sesi kaskın içinden dışarıya elektronik olarak geliyordu.

Snain, botlarının altındaki itiş aparatlarını kullanıp bir insan boyu kadar zıplayarak deliğin eşiğine geldi.

"Harika!" dedi Yneron arkasından. "Artık bir gavte gibi zıplayabiliyorsun!"

"Dalga geçmeyi kes ve beni takip et." dedi Snain. Deliğin içine atlayarak gözden kayboldu. Sıra Yneron'daydı. Boynunun kenarlarından hızla yükselen zırhı, başını tamamen kapattı. Deliğe doğru yöneldi ve o da Snain gibi atlayarak pembe dumanların içinde kayboldu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!