70 - Beyaz Melek (IV)

54 34 2

Yneron eve giriş kapısının aralık olduğunu fark etti. Snain adına endişelenmeye başladı. Belki hayvanlardan bir tanesi onu geçmiş ve ihtiyarı parçalarına ayırmış olabilirdi. Bu yüzden Yneron, yerde kan ve et parçaları bulma ihtimali göz önünde bulundurarak kapıyı ittirdi ve içeri girdi.

"Oh! Dolle'ye şükürler olsun." dedi Yneron. Derme çatma mutfağında çay demlemekte olan General'i görünce sevinerek rahat bir nefes aldı.

"Aslında onların hepsini öldürmediğin için kıçına bir tekme indirmem gerekiyordu prens bozuntusu. Ben ise kalkmış sana burada çay hazırlıyorum." Bu, emekli General Snain'in öfkeli ama sempatik sesiydi.

"Bunu bir teşekkür olarak mı algılamalıyım ihtiyar?" diye sordu Yneron iki elini "pes" demek istercesine havaya kaldırarak.

"Teşekkür mü? Bir de sana teşekkür mü etmeliyim, prens?"

"Bana prens demeyi keser misin? "Ben bir Ghan'ım. Hatırlatırım."

"Ah! Şu saraylılar ve ünvanları... Etrafına bir bak prens. Fiyordon'da benden başka düşünen bir canlı var mı? O zaman bu beni de bir Ghan yapmaz mı? Belki babanın o fiyakalı mühürlerinden bana da bir tane getirmelisin."

"İstersen bu konuyu babamla bir konuşayım, general. Sonuçlarından sen sorumlu olursun bunu da belirteyim."

Bunun üzerine general bir süre hiç kımıldamadan bekledi ve:

"Düşündüm de, prens, bir anlık süren hevesimin içine ettin."

Snain her ne kadar sert bir mizaca sahip olsa da yufka yürekli bir insandı. Gelişen insan ömrünün 90'lı yaşlarında olmasına rağmen yaşını göstermiyordu. Hiç uzamıyor gibi görünen aşırı kıvırcık saçlarıyla Snain; siyahi tenli, kısa boylu ve zayıf bir adamdı. Yüzünde savaştan kalma izleri ve elmacık kemiklerinin üzerindeki çilleri, ona kendine özgü karakteristik bir hava veriyordu. Yılların adamıydı General. Yıllarca Hükümdarlık'a hizmet etmiş ve tanınmış bir askerdi. Onu tanıyanlar ona "Beyaz Melek" lakabını takmışlardı; aslında ne beyazdı ne de melek gibiydi. Sert ve ciddi ses tonu onun askerlik yıllarından kalma bir alışkanlığıydı. Görünümü ve davranışları ne kadar ters olursa olsun onu iyi tanıyordu Yneron ve ona her zaman sırtını yaslayabilirdi.

"İsteseydin, o baş belası zerglerin hepsini öldürebilirdin prens." dedi General Snain. "Beni yemek için tekrar geleceklerdir." Diğer yandan fincanları hazırlıyordu.

"Beslenme zinciri ihtiyar... Sana bir şey çağrıştırıyor mu? Dışarıda doğal bir döngü var. Eğer onların tamamını öldürmüş olsaydım, inan bu sefer daha beterleriyle uğraşmak zorunda kalacaktın."

Snain elinde buharı tüten iki fincan çayla Yneron'un yanına gelerek:

"Ayrıca içeri girerken ayaklarının altını paspasa silmemiş olduğunu görmedim zannetme!" dedi ve Yneron'un yanından geçerek elindeki fincanların birini ona uzattı ve devam ederek verandaya çıktı.

"Bu bir şaka mı?" dedi Yneron, Snain'in arkasından hayretle bakarak.

"Ah! Lanet olsun! Şimdi bir daha mı temizlemek zorundayım burayı?" diye bağırdı Snain, bahçesinin son halini görür görmez. Yneron arkasından geldi. General, bankın yanında duran tahta pencerenin önündeki bir bezi alarak çırptı, masanın ve bankın üzerine dökülmüş kumları temizlemeye koyuldu. Yneron, General'in homurdanarak temizleyişini bir süre izledikten sonra dayanamadı ve:

"General, ciddi olamazsın değil mi? Farkında mısın bilmiyorum ama eğer ben gelmemiş olsaydım seni bir zergriyar çoktan çiğ çiğ yemişti ve şuan ilk bulduğu ağacın gölgesinde geviş getiriyordu." dedi.

"En azından bu lanet gezegende biri mutlu olurdu işte. Benden ne bekliyorsun?"

"Mesela hayatını kurtardığım için bir teşekkür olabilir mi?"

Snain, bankın kabaca tozunu aldıktan sonra oturdu, sırtını yasladı ve çayından bir yudum aldı. Bozkırın göz kamaştırıcı aydınlığı yılların verdiği kırışık yüzünü daha da kırışmasına neden oluyordu.

"Bilemiyorum Yneron." dedi Snain, durgunlaşarak. "Daha önce evime yaklaşan birkaç zerg gördüm, fakat bu kadar fazlası ile hiç karşılaşmamıştım. Zergler gün ışığında avlanmazlar. Hem de yazın bu sıcağında... Hiç sanmıyorum. Burada yolunda gitmeyen bir şeyler var."

Yneron, elindeki çay ile birlikte General Snain'in yanına oturdu ve o da onunla birlikte bozkırı izlemeye başladı. Kızgın güneş, bozkırın kuru toprağına çarpıyor ve toprakta oluşan ısı yükselerek buğulu bir görüntü dalgalanması oluşturuyordu.

"Fiyordon'da yolunda gitmeyen birçok şey var General. Neden buraya hala insan ekilmediğine şaşırmıyorum artık." dedi Yneron ve çayından bir yudum aldı; almasıyla birlikte ağzındakini bardağa tekrar çıkarması bir oldu.

"Yüce Dolle! Bu da ne böyle? Sen buna çay mı diyorsun?"

Snain tok bir sesle güldü.

"İçtiğin çaydan çok bir panzehir evlat."

"Bir panzehir mi? General! Bir panzehir içiyor olduğumu öncesinden bilmem gerekmez miydi?"

"Ne kadar safsın Yneron! Başlığını indirdikten sonra boğazında bir yanma hissettin mi?"

Yneron elini boğazına götürdü ve:

"Evet. Yutkunurken bir acıma hissetmedim değil doğrusu." dedi yüzünü buruşturarak.

"Bu çay sana iyi gelecek. Vadinin zirvesinde kırmızı tohumları olan sert yapraklı bir bitki. İlk önce tohumları havanda eziyorum. Ardından kurutmuş olduğum yaprağı, bal ile..."

"General lütfen... Ben boğazımın hangi sebeple yandığını öğrenmek istiyorum."

"Zergler, evlat. Boğazının yanması zerglerin havaya saçtığı bakterilerden kaynaklanıyor. Bu bakteriler zerglerin atık derileri ile besleniyorlar. Bu atıklar havada uçuşurken görünmüyor, fakat nefes aldığında boğazına yapışıyor. Salgılarımız bakterileri hazmedemiyor ve üst solunum yollarının tahriş olmasına neden oluyor. Yıllardır burayım ben bile hala alışamadım."

"Ama bu imkânsız. Lirgo beni iyileştiriyor olmalıydı."

"Bu ışıltılı giysilere gereğinden fazla güveniyorsunuz. Yaratılan her şeyde kusur vardır evlat."

Lirgo'nun içindeyken bu tarz durumlar Yneron'un alışık olduğu bir şey değildi. Onu galaksinin bir diğer ucundan buraya kadar sorunsuzca getiren şey, Fiyordonlu bir hayvanın bakterisine karşı savunmasız kalmıştı. Bu inanılır gibi değildi. Yneron hala elinde tutmakta olduğu kırmızı renkli çayın dolu olduğu fincana baktı. Kendi tükürüğünün köpüğü bardağın içinde yüzüyordu. Bunu gören Snain keyifli bir kahkaha patlattı ve:

"Sanırım onu içmek zorundasın evlat." dedi.

Yneron dudaklarını buruşturarak bir yudum aldı ve Snain'e baktı.

"Bakıyorum çok keyif alıyorsun ihtiyar." dedi ve hemen ardından karşılıklı gülüştüler.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!