68 - Beyaz Melek (II)

62 32 3

Bir patlama daha gerçekleştirdi. Bu, bir öncekinden daha büyük çaplı bir patlamaydı; böylece Yneron'un hızı artmış oldu. Böylesi bir hızda Yneron'un gözleri bir takım yanılsamalara şahit olmaktaydı: Mirra yerinde sabit duruyorken yıldızlar yavaş yavaş hareket ediyor, Mirra'nın etrafında toplanıyorlardı. Lirgo arkasında bir patlama daha bıraktı. Bu yine bir öncekilere göre daha büyük çaplı bir patlamaydı. Yneron'un hızı an be an artıyordu; yıldızlar Mirra'ya doğru yaklaşarak doğal renklerini tamamen kaybediyor, Mirra'nın turuncu rengi maviye dönüyor ve arkasındaki diğer yıldızlar ile bir bütün haline geliyordu. Uzayda artık sadece Mirra vardı ve gerisi koca bir boşluktu. Bu göz yanılmasında Mirra, gökyüzündeki bütün yıldızları üzerine çekerek onları adeta yutmuştu.

Yneron ışık hızının eşiğini geçti ve arkasında bıraktığı son bir patlamanın ardından ip gibi incelerek çizgi halini aldı ve gözden kayboldu. Bu hızda Yneron'un gözleri küçük mavi bir noktadan başka hiçbir şey görmüyordu ve çok geçmeden o mavi nokta da silindi. Hiçliğin içinde yol alıyordu Yneron. Evreni görebilmesi için Lirgo'nun Gözü'nü kullanması gerekiyordu. Göz'ü açtı ve böylece bir tünelin içinden geçmekte olduğunu fark etti. Bu tünel kırmızı, mavi ve sarı çizgilerinin hizaya girerek oluşturdukları düz, fakat giderek daralan ve ilerledikçe uzayan bir tüneldi; sanki ileriye doğru koşan birinin hedefine bir türlü ulaşamaması ile aynı şeydi. Tünelin sonunda beyaz bir ışık parlıyordu; ışık Yneron'a yaklaşması gerekirken uzaklaşıyor ve giderek küçülüyordu.

Yneron'un sahip olduğu hız hala yeterli değildi ve Lirgo'nun hızını artırmak için artık devasa patlamalara ihtiyacı yoktu. Tünel, Yneron ilerledikçe arkasında kapanıyor ve giderek artan bir kuvvetle Yneron'u çekiyordu. Yneron adeta lastiği her an gerilen bir sapanın yuvasındaki taştan farklı değildi. Sonunda tünel tamamen Yneron gibi daralarak ince bir çizgi halini aldı ve sonra tekrar genişledi; genişlemesiyle birlikte kısaldı ve tünelin sonundaki beyaz ışık kayboldu. Sapanın lastikleri serbest kaldı ve Yneron'u fırlattı.

Yneron, bir anda Mirra'nın devasa alevden dalgalarıyla yüz yüze geldi. Yıldız Mirra, savurduğu milyonlarca uzuvları ile uzayı öldüresiye dövüyordu. Mirra ile Yneron arasında hala muazzam bir mesafe olmasına rağmen yıldız yanı başında duruyor gibiydi; sanki Yneron ona elini uzatsa dokunabilecekti. Turuncu yıldız görüş açısını tamamen kaplıyordu. Saçtığı radyasyon ve ısı, Lirgo'nun mavi yüzeyini kendisi gibi turuncuya çeviriyordu.

Mirra'nın kuzey kutbuna yakın bir noktada, yıldızın kuvvetli ışığının önüne düşen siyah, küçük ve daire şeklinde bir karartı vardı. Küçüklüğü sadece bir göz yanılsamasıydı; aslında koca bir şehrin sığabileceği kadar büyüktü. Bu karartı, uzayda kendi kendine oluşan doğal bir delikti. Asırlardır oradaydı ve Annadolle'ye en yakın Kapı olarak biliniyordu. Annadolle uyduları ile keşfedildiğinin ilk günlerinde, sistemde seyreden sıradan bir gezegen olduğu sanılmıştı, fakat gezegenlerin belli bir yörüngede hareket etmeleri beklenirken delik, sabit kalmaya devam ediyordu. Birinci gözden yapılan incelemelerin ardından deliğin bir gezegen olmadığı, galaksi içinde başka bir noktaya açılan bir kapı niteliği taşıdığı anlaşıldı.

Yneron hızını düşürerek sabitledi. Her ne kadar yavaş yol alıyor gibi görünse de Annadolle şehirlerini an içerisinde aşabilecek bir hıza sahipti. Bu şekilde ilerleyerek kısa bir sürede Kapı'nın ağzına ulaştı, tam ortasından girdi ve galaksinin on binlerce ışık yılı uzaklığına saniyeler içinde anlık bir geçiş yaptı. Bu, hali hazırda açık bir kapıdan diğer odaya geçmek kadar basitti. Yneron, geriye dönüp Kapı'ya baktığında Mirra'nın bir kısmını görebiliyordu. Şimdi daha önce yaptığı gibi tekrar hızlanması gerekiyordu. Bu yüzden hiç vakit kaybetmedi; çünkü Fiyordon'da görmesi gereken eski bir dostu vardı ve uzun zamandan beri onu ilk defa ziyaret edecekti. Bir an önce ona ulaşıp temiz havayı ciğerlerine çekmek için sabırsızlanıyordu.

Bir süre sonra Gezegen Fiyordon'un dış atmosferinde kuvvetli bir ışıldama meydana geldi. Bu anlık ışıldamanın bitiminde beliren alev topu Yneron'un ta kendisiydi. Genel görünümüyle sarı ve kahverengi renklerin hâkim olduğu Fiyordon'un çekim alanına giren Yneron, hızla atmosferin bir alt katmanına çarptı ve havayı ateşleyip arkasında dumanlar oluşturarak yeryüzüne doğru alçalmaya başladı.

Fiyordon, Hükümdarlık sınırları içinde; kurak, ıssız ve pek dost canlısı olmayan bir gezegen olarak bilinirdi. Yneron, gezegenin henüz gündüz olan Güney yarım küresinde ekvator çizgisinden çok uzak olmayan bir konuma doğru yaklaşmak üzereydi. Bulunduğu yükseklikte kuş bakışı olarak oldukça geniş bir görüş alanına sahipti. Gözlerinin önüne görülmeye değer bir manzara seriliydi ve yaklaştıkça manzaranın detayları ortaya çıkmaya başlıyordu. Yeryüzünü bir ağ gibi örten nehirleri şimdiden görebiliyordu Yneron. Yağmur sularının oluşturduğu yüksek kanyondan ilerleyerek bozkıra alçalan şelaleler, buz mavisi renginde nehirler ve doğal barajlar oluşturuyordu. Eski dostu General Snain'in mütevazı evi ise, bu sayısız kanyonların birinin güney yakasındaki düzlükte usulca akan bir nehrin hemen kıyısında yer alıyordu. Yneron, artık bulunduğu uzaklıktan bu el yapımı küçük evi görebiliyordu. Kanyon manzaralı arka bahçesinin yarısını Snain'in kişisel uzay aracı kaplarken, diğer yarısını yeşillikler ve meyve ağaçları dolduruyordu. Evinin, bozkıra bakan ön cephesinde şirin bir veranda göze çarpıyordu.

Yneron, alçalırken evin önünde bir kalabalığın ve toz bulutunun hâkim olduğunu fark etti. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Lirgo Gözü'nü kullanarak görüntüyü yaklaştırdı ve haklı olduğunu anladı. General'in etrafı gezegenin en vahşi etobur hayvanı olarak bilinen yüzden fazla baş belası zergriyar sürüsü ile çevrili durumdaydı. Başına hasırdan geniş bir şapka giymiş olan Snain, askerlik yıllarından kalma tüfeği ile verandasından ateş ediyor, ön bahçe kapısına yaklaşan hayvanları küle dönüştürüyordu.

Yneron, eski dostunun sürünün tamamına yetecek kadar cephanesinin olmadığını ve başının ciddi bir belada olduğunu biliyordu. Eski, inatçı bir asker olduğundan dolayı uzay aracına binip kaçmak gibi bir niyeti olmadığı her halinden belliydi. İhtiyar zenciye güzel bir merhaba demek için iyi bir fırsat diye düşündü. Hızından taviz vermeyerek alçalmaya devam etti ve zergriyar sürüsünün tam ortasına etkili bir iniş gerçekleştirdi. Yneron'un toprağa çarpmasıyla birlikte oluşan şok dalgası, yakınında bulunan onlarca zergriyarı toprakla birlikte havaya kaldırdı; havaya yükselen dev hayvanlar sürünün geri kalanının üzerine yağarak birçoğunu ağırlıkları altında ezdi. Yneron'un inişi yerde genişçe bir çukur oluşturmakla kalmamış, yarattığı suni sarsıntı sürünün birden paniklemesine neden olmuştu.

Zergriyarlar bir insan boyunda, dört ayaklı hayvanlardı. Başlarından kuyruk sokumlarına kadar uzanan kambur sırtları, derilerinin altında belirgin şekilde görülen omurgalarından oluşuyordu. Sırt çizgileri boyunca dik ve uzun –fırça görünümlü kıllara– sahiptiler; kalın derilerinin geri kalanı ise seyrek ve kısa tüylerden oluşuyordu. Avlarının kemiklerini dahi parçalamak için oldukça elverişli olan keskin ve iri dişler ile dolu uzun çeneleri ve her ayağında üçer sivri pençeleri vardı. Zergriyarlar vahşi, arsız ve korkusuz hayvanlardı: bu yüzden yaşadıkları panik uzun sürmedi.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!