65 - Kızıl İblis (III)

58 34 2

"Eğer bu anlattıklarınızı başka yerde söylüyor olsaydınız size deli derler ve dalga geçerlerdi."

"Zamanla Aeron. Her deliliğin gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Bugün hayal ettiklerimiz yarın gerçeğe bürünecektir, çünkü fani zihinlerimiz ile gerçekliğin ötesini hayal edemeyiz. Bir şeyi hayal edebiliyorsan, o olmuştur, oluyordur ya da bir gün olacaktır."

"Üzerinizdeki giysiniz gibi mi, Bay Torga?

"Onun adı Lirgo Kanara ve bir zamanlar babama aitti. Rahmetli babam, Kırk Soy Savaşı'nda Rom Brandon'a karşı Hunruh'ların safında yer alırken bunu kullandı. Savaştan sonra babam, tıpkı büyük babam ve onun da babası gibi Talkorra'nın başına Ghan olarak getirildi. Ne yazık ki diğer ailelerin kirli oyunları neticesinde Zukhaan ve basiretsiz senatosu babamın arkasında durmadı. Neticesinde babamın haklı mücadelesi ölümü ile sonuçlandı. Kanara ise benimle kaldı. Babamdan bana kalan bu emaneti ise geri veremezdim."

"Mavi zırhlı bu yüzden size öfke doluydu. Çünkü siz onu çalmıştınız."

"Yneron'dan bahsediyorsun. Hayır, Aeron, çalmadım. Sadece hakkım olanı geri aldım. Bu Hunruh ailesini kızdırsa da bunu yapmak zorundaydım."

"Buraya neden geldiniz Bay Torga? Yani Dünya'ya..."

"Üzgünüm ki bazı sorularının cevabını alamayacaksın Aeron. Hepimizin itirafları kadar sırları da olmalı."

Torga yavaşça ayağa kalktı. Onları ıslanmaktan koruyan kubbenin sınırına kadar yavaşça yürüdü ve usul usul akan Parramatta nehrini izlemeye başladı.

"Ben sana göre bir uzaylıyım Aeron. Yine de senin gibi etten ve kemikten bir insanım. Sormak istediklerin var, biliyorum. İçindeki merakın seni yiyip bitiriyor, fakat bir şeyden daha eminim ki bunların hiçbiri arkadaşlarını öldürmüş olmam gerçeğini değiştirmiyor."

Aeron başını yere indirdi. Süngüsüyle onu neredeyse öldürecek olduğunu hatırladı.

"Efendim, onların hepsi Avustralya'ya yeni umutlarla, sevdiklerini geride bırakıp gelmişlerdi. Sizi öldürmediğim için ruhları asla peşimi bırakmayacaktır."

"Yanılıyorsun Aeron. Onların ruhu hiçbir zaman olmadı. Tıpkı senin gibi..." dedi Torga.

"Anlamadım efendim?" dedi Aeron.

"Bu dünya gerçekliğin gölgesinde yer alıyor. Gerçekliğin teğet geçtiği sayısız kırıntılardan sadece biri."

"Ne demeye çalıştığınızı hala anlayamıyorum Bay Torga."

"Özür dileyerek söylemek isterim ki yaşadığın dünyan gerçek değil. Arkadaşların ölmediler. Benimle karşılaşmadılar ve tanık olduğun hiçbir şey gerçekleşmedi. Buna sen de dâhilsin. Beni hiç tanımadın ve şuan sana anlattıklarımın hiçbir değeri yok. Sadece biraz olsun sohbet etmek istediğim bir siluetten ibaretsin ve daha fazlası değilsin, Aeron."

"Siz neler söylüyorsunuz? Şuan benimle konuşuyor olduğunuza göre bu benim gerçek olduğum anlamına gelmiyor mu? Eğer gerçek olmayan biriyle konuşuyorsanız bu sizi ne yapıyor?"

"Ben sadece bir yolcuyum Aeron. Hatalı, eksik ve kaderine terkedilmiş bir tablonun içinde bir yolcu... Sen ise Aeron bu resmin bir parçasısın."

Aeron büyük bir şaşkınlıkla Torga'nın dediklerini dinlemekteydi. Onun yalan söylediğini düşünmüyordu. Zaten yalan söylemek zorunda olduğu bir pozisyonda değildi.

"Ben görülebiliyorum Bay Torga; dokunabiliyorum ve duyabiliyorum. Benim gerçek olmadığımı nasıl kanıtlayabilirsiniz?"

"Bir düşünceye dokunabilir misin Aeron? Ya da onu görüp koklayabilir misin?"

"Fakat bu düşüncenin gerçek olmadığı anlamına gelmez, efendim."

"Gerçekliğin ürettiği, fakat sahip çıkmadığı yetim bir düşüncenin ürünüsün. Hala tanrının bir parçasısın, fakat geçmişsin ya da hiç yaşanmayacaksın. Sen şimdiye ait değilsin, Aeron."

"Eğer ben şimdide değilsem, Bay Torga, burada durup neden benimle konuşuyorsunuz? Diğerleri gibi beni bu değersiz resimden silmenizi ne engelliyor?"

Torga geriye döndü ve Aeron'la göz göze geldi.

"Uzanırken zırhıma dokunduğunda ne hissettin Aeron?"

"Farklıydı... Sanki... Kendimi tekrar doğmuş gibi hissettim."

"Ben zaman ötesinden geliyorum Aeron. Hesaplarım beni yanıltmıyorsa sizden yaklaşık 200 yıl gelecekten. Tabi bunu bir çubukla toprağın üzerinde yaptığım birkaç işleme dayanarak söylüyorum."

Torga, arkasına döndü, Aeron'a doğru yürüdü ve ona olabildiğince yaklaştı. Aeron'ın gözlerinin içine birkaç saniye baktıktan sonra ona sırtını döndü ve ardından saniyeler içinde boynundan yükselen zırhıyla başını tamamen kapattı. Bu o kadar kısa sürmüştü ki Aeron, kızıl miğferin hiç yoktan nasıl ortaya çıktığını anlayamamıştı. Göz yuvalarından çağlayan ışık önünü aydınlatıyordu. Birden görünmez kubbe yok oldu ve yağmur Aeron'ı ve ayaklarının altındaki kuru toprağı tekrar ıslatmaya başladı.

"Bu sefer ben merak ediyorum." dedi Torga, Aeron'a bakmadan başını hafifçe yana çevirerek.

"Neyi efendim?" diye sordu Aeron.

"Yetim bir fikir, tekrar gerçekliğe dönüp onunla yüzleşebilir mi?"

Aeron yağmur ile ıslanan yüzünü sildi.

"Bu mümkün müdür efendim?" diye sordu.

"Bilinmeyeni öğrenmek risklidir Aeron. Ve kaybetmeyi göze alamazsan yenisini öğrenemezsin. Peki, sen bu riski göze alabilir misin?"

Aeron yüzünü bulutlara çevirdi. Bir süre yağmur damlaların yüzüne çarpışını izledi. Torga doğru söylüyordu; bilinmeyeni öğrenmek bir riskti ve ölümcüldü. Hemen karar vermek onun için zordu, fakat Torga'nın onu beklemeye niyeti yok gibi görünüyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!