62 - Bir Gölge Oyunu (X)

59 32 1

Artık geri dönmek gibi bir seçeneğinin olmadığına kadar verdi Uras. Yayını ve sadağını kayanın üzerine koydu. Ardından iç çamaşırı hariç üzerindeki her şeyi çıkardı ve hiç tereddüt etmeden denize atladı. Sıcak teninin çivi gibi soğuk suyla ilk teması Uras'ı derinden sersemletse de Uras aldırmadı ve ışığın yanına kadar yüzdü. Yaklaştığında Gölge Adam'a yakından bakmanın imkânsız olduğunu fark etti. Göz kamaştırıcı ışığı ile birlikte bulunduğu bölgeyi güçlü bir şekilde aydınlatıyor ve kayda değer yükseklikte ısı yayıyordu.

Uras ciğerlerine derin bir nefes çekti ve suyun içine girdi. Denizin dibi, Gölge Adam'ın ışığı ile gün gibi aydınlanıyordu. Yaklaşık beş metre derinlikte olan deniz dibi , uzun yosun yaprakları ile kaplıydı. Yosunlar su akıntısı ile birlikte bir oradan bir oraya savruluyor, tüyler ürpertici bir manzara ortaya çıkarıyordu. Uras vakit kaybetmeden inebildiği kadar dibe indi ve kafasını yukarı, denizin yüzeyine doğru kaldırdı. Kendini Gölge Adam'ın tam altında olacak şekilde hizaladı ve ardından yosunların arasına daldı. Yosunlar göründüklerinin aksine sertti ve pürüzlü yüzeyleri ile değdiği yere yapışıyorlardı. Uras yosunları elinin yardımı ile kenara itti ve köklerindeki kabuklu kayaları incelemeye başladı. Onun varlığını gören balıklar korkuyla kaçışıyorlardı. Suyun soğukluğu nefesini uzun süre tutmasını engelliyordu. Yosunların arasında kısa süren bir arayışın ardından Uras artık depoladığı son nefesini de suyun içine bıraktı.

Deniz suyunu ciğerlerine çekmesine ramak kaldığı ve artık tam pes edeceği sırada Uras, birden eliyle sert bir şeye dokunduğunu hissetti. Ayaklarını kullanarak son bir gayretle suyu itti ve o sert şeyin ne olduğunu görmek için dibe yaklaştı. Bu, bir takı sandığını andıran, üzerinde kabartmalı desenleri olan büyükçe metal bir kutuydu. Onu iki eliyle sıkıca kavradı. Kendine doğru güç kullanarak asıldı ve yosunların arasından kurtararak kucağına aldı. Ardından hızla denizin yüzeyine çıktı. Çıkar çıkmaz yaptığı tek şey haykırarak derin bir nefes almak oldu.

Bir süre olduğu yerde yüzüp kendine geldikten sonra karanlık denizin üzerinde artık yalnız olduğunu fark etti. Gölge adam ve ışığı daha o yüzeye çıkmadan gözden kaybolmuştu. Uğultuyu da duyamıyordu artık. Neyse ki kıyıyı görebiliyordu. Bir eliyle kutuyu sıkıca tutup diğer eli ile yüzmeye başladı. Kutuyu tekrar denize düşürme ihtimalini düşünmek bile istemezdi. Bu şekilde kıyıya kadar yüzdü ve kayanın üzerine sağ salim ulaşmayı başardı. Dizlerinin üzerine çöktü ve kutuyu yere koydu. Kutunun çevresi yosunlar ve minik deniz kabuklarıyla doluydu; uzun zamandan beri denizin içinde beklemiş olmalıydı. Bir kilidi vardı ve üzerinde bulunan basit bir düğmeye basarak açılıyordu, fakat açma düğmesi küflenerek kutuyla bir bütün haline gelmiş, işlevini çoktan yitirmişti. Uras avcuna gelen ilk küçük taşı aldı ve düğmenin üzerine birkaç defa vurdu; kutu açılıverdi.

Uras üşüyor, hızla nefes alıp veriyor, titremesine bir türlü engel olamıyordu. Islak tenine değen rüzgâr durumu daha da zorlaştırıyordu. Kutunun içinde ne olduğunu ölesiye merak ediyordu Uras. Titreyen ellerine hâkim olmaya çalışarak elini kutunun içine soktu ve içindeki her neyse onu dışarı çıkardı. Ağzı iç içe geçmeli plastik bir şerit ile kilitlenmiş, onca zamana rağmen içi kuru kalmayı başarmış beyaz bir poşetti elindeki. Gözleri denizin tuzlu suyundan dolayı yanıyor ve görmekte güçlük çekiyor olsa da poşetin içinde koyu renkli sert bir nesnenin varlığını fark edebildi Uras. Şeridi dikkatle açtı ve nesneyi dışarı çıkardı. Bu, kalın deriden yapılma bir kapağı olan yaklaşık 100 yapraklı kullanılmış bir defterdi. Islak elleriyle defterin ilk sayfasını açtı ve ilk gördüğü şey kalbinin birden yerinden fırlayacakmışçasına atmasına neden oldu. Kısa aralıklarla alıp verdiği nefeslerinin arasına derin ve uzun bir soluk ekledi. Basit bir el yazısıydı. Bir süre defteri okudu ve kapattı. Gözlerini karanlık denize çevirdi.

"Baba." dedi Uras sessizce.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!