61 - Bir Gölge Oyunu (IX)

58 34 0

Kısa sürenin ardından uzaktan gelen dalga sesleri yavaş yavaş duyulmaya başladı. Patika, karanlık engin denizin ve ürkütücü kasaba ormanının tam arasından dik bir rampa çıkarak ilerliyordu. Bu yol, ormana ve denize doğru birçok yol ayrımının ve kıvrımlarının olduğu, taşıtlara kapalı ıssız bir yoldu. Sıkı takibin ardından Uras uğultunun, yolun devamından gelmediğini fark etti. Yol, sola doğru manevra yapıyor, dağın eteğini takip ederek yükselmeye devam ediyordu. Eğer kulakları onu yanıltmıyor ise, Uras yolu devam etmek yerine sesin geldiği yöne, ağaçlık alana girmesi gerekiyordu.

Sağ elini başının arkasına götürerek bir ok aldı ve bel hizasında tuttuğu yayın yatağına yerleştirdi. Okunu gölge adam için hazırlamamıştı. Böylesine karanlık bir yerde karşısına her türlü vahşi hayvan çıkabilirdi. Bu yüzden tetikte olmalıydı. Gözleri karanlığa alıştığından dolayı ağaçların dibine düşmeyen ay ışığına rağmen önünü belli belirsiz görebiliyordu, fakat böylesi engebeli bir arazide hızlı hareket etmesinin imkânı yoktu. Bir süre temkinle yürüyerek sadece sesi takip etti. Gölge adamı göremiyordu ama varlığından haberdardı. Kurt ulumaları ve guguk kuşlarının buğulu seslerine rağmen uğultuyu duyabiliyordu.

Bir müddet yürümeye devam etti Uras. Başını yukarı doğru kaldırdığında ağaçların yavaş yavaş azalmaya başladığını fark etti. Artık seyrelen dalların arasından dolunayı görebiliyordu. Ağaçlar dik bir uçurumun kenarında sonlanıyordu. Adımlarını seyreltti ve uçurumun kenarına varır varmaz başını öne eğerek aşağıya baktı. Kayaların arasından uçurum boşluğuna çıkan ağaç köklerini gördü. Devamında sivri uçlu yüksek kayaların deniz seviyesine kadar iniyordu. Rüzgârla birlikte uzaktan gelen dalga seslerini duyup, kayaların arasına çarpan dalgaların beyaz köpüklerini görünce korkuyla geri çekildi. Ne kadar yüksekte olduğunu düşündü Uras. Belki yüz ya da yüz elli metre olabilirdi. Şuan gündüz olsaydı tüyler ürpertici bir manzara ile karşılaşacağından emindi.

Uras hala uğultuyu duyabiliyordu. Uçurumun kenarından uzaklaşarak sağına doğru yöneldi ve yavaş adımlarla ilerledi. Gölge adam hemen önündeydi. Evden beri ona ilk defa bu denli yaklaşmayı başarabilmişti. Gölgenin içindeki parlak noktaları bulunduğu uzaklıktan görülebiliyordu. Uras gölge adama doğru yaklaşırken adımlarını yavaş atmaya özen gösteriyordu; ani bir hareket yaparak onu kaçırmak istemiyordu. Eğer birkaç adım daha atabilirse ona dokunabilirdi. Bir adım attı, sonra bir adım daha... İşte şimdi ona dokunabilirdi.

"Kimsin sen Gölge Adam?" dedi Uras sessizce.

Gölge Adam'ın içi, tıpkı gökyüzünün küçük bir karesi gibiydi. Bedeni, birbirine yakın ve uzak sayısız yıldızlar ile doluydu. Sanki uzayın derinliklerine açılan bir pencere gibiydi Gölge Adam. Gölgenin sınırları içerisinde galaksileri bile görebiliyordu Uras. Işıltıları çok belirgindi ve bu Uras'ı bir hayli heyecanlandırıyordu. Aynı zamanda gölgenin içine düşecekmiş gibi hissediyor, ürperiyordu. Uras ona, başını her iki yana doğru kaydırarak bakmayı denedi. Hareket ettikçe adamın içindeki görüntü de hareket ediyordu. Sağ elini kaldırarak Gölge Adam'a dokundu ve elini onun içine soktu. Hissettiği hafif acı elini hemen geri çekmesine neden oldu. Bu çok tuhaf bir histi: Karıncalanmayla birlikte soğuğu ve sıcağı aynı anda hissetmiş, sanki elini birkaç yerinden böcekler ısırmıştı. Endişelenerek eline baktı, sağlam ve yerinde olduğunu görünce rahatladı.

Bir anda gölge küçülerek kayboldu. Kaybolan gölgenin ardında denize doğru inen dar, dolambaçlı ve her iki yanı otlarla çevrili dik bir yamaç yolu görüldü. Buradan devam etmesi gerektiğini düşündü Uras. Yolun ağzına gelerek aşağıya doğru baktı. Tehlikeli gibi görünüyordu ama eğer dikkatli olursa sahile kadar inebilirdi. Daha önce bu yolu birkaç kıyı balıkçısı kullanmış olmalıydı, çünkü yamaç boyunca zig zaglar çizerek inen yolun insan oluşumu olduğu hemen anlaşılıyordu.

Uzun bir çabanın ardından burnu bile kanamadan sahile ulaşmayı başaran Uras etrafına göz gezdirdi. Burası köpüklü dalgaların iri kayalarla buluştuğu ıssız kayalık bir sahildi. Dalgaların gürültüsünden ve kulaklarının içine vuran rüzgârdan olsa gerek Gölge Adam'ın uğultusunu duyamıyordu. Onu buraya yönlendirmiş olmasının bir nedeni olmalıydı. Önüne çıkan ilk kayanın üzerine atlayarak seke seke denize doğru ilerledi. Bir kayadan diğerine zıpladı ve bu şekilde devam ederek denize bakan tarafta, en ön cephede duran düz bir kayaya ulaştı ve beklemeye koyuldu.

"Peki, şimdi?" diye sordu Uras kendi kendine.

Eğilerek kayanın üzerine oturdu ve yoğun iyot ve yosun kokulu siyah denizi izlemeye başladı. Dalgaların köpürerek karanlık kayalarla buluşmasının ardından teninde hissettiği soğuk damlacıklar Uras'ın tüylerini diken diken ederek ürpermesine neden oluyordu. Hava her ne kadar ılık olsa da denizin soğuk olduğu açıktı. Ay ve oluşturduğu yakamoz, Uras'ın tek ışık kaynağıydı ve çevresinde kendisinden başka bir yaşam belirtisi göremiyordu. Peki, Gölge Adam neredeydi? Bu sorunun cevabını düşündüğü bir sırada, denizin üzerinde bir ışık parladı. Bu ışık Uras'ın heyecanla ayağa kalkmasına neden oldu. Bu gölge adamın ta kendisiydi ve onu denize çağırıyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!