59 - Bir Gölge Oyunu (VII)

53 33 1

Aralıksız çalışmayla geçen zamanın ardından, odanın perdeleri birden havalandı. Bunu ne Uras ne de Melis fark etti, fakat bahçeden gelen tuhaf bir uğultu, her ikisinin de dikkatinden kaçmadı. Uras bu sesi daha önce duymuştu; bu yüzden yerinden kalkarak pencerenin kenarına gelen ilk kişi o oldu. Melis bu ani kalkışa bir anlam veremese de o da Uras'ın yanına gelerek onun yanında yerini aldı. İkisi de pencerenin önünden bahçeye bakıyorlardı. Melis yavaşça kolunu kaldırdı ve eli ile açık olan ağzını kapattı. Uras'ın metanetli duruşunun aksine Melis, neye bakıyor olduğuna bir anlam veremiyor, gördüğünden emin olmak için gözlerini sürekli kırpıyordu. Eğer yanında Uras olmasaydı, arkasına bile bakmadan kaçar, soluğu babasının yanında alırdı.

Çiçeklerin arasında bir gölge hiç kımıldamadan ayakta duruyordu. Sadece belden yukarısı görülebiliyordu gölgenin. Tam olarak hangi noktaya bakıyor olduğu simsiyah bedeninden dolayı kestirilemiyordu, fakat yönünün Uras'a ve Melis'e doğru dönük olduğu aşikârdı.

"Neden bize bakıyor?" diye sordu Melis. Bunu söylerken sesi titriyordu.

"Sürekli aynı şeyi yapıyor." dedi Uras.

"Uras korkuyorum. Suratı yok sanki. Tövbe yarabbi bizi koru!" dedi Melis. Daha fazla bakamadı ve Uras'ın koluna girerek, yüzünü onun omzunda yasladı. Ardından "Suratı yok Uras! Suratı yok." diye sayıklamaya başladı.

"Endişelenme." dedi Uras. "Kendine kamuflaj yapmış olmalı."

Uras, kolunu Melis'ten kurtararak yatağının üzerine çıktı, duvarda asılı olan yayını ve sadağını bir çırpıda alarak pencereye geri döndü. Melis'i kibarca kenara itti. Sadağını pencerenin kenarına koydu ve içinden ahşap uçlu bir ok çekti. Oku yayına yerleştirdi, hedefine baktı ve ipi sonuna kadar gerdi. Uras bunun güzel bir uyarı olacağını düşündüyse de adam aldırmıyor gibi görünüyordu.

"Uras ne yapıyorsun? Onu öldüreceksin." dedi Melis.

"Merak etme. Sadece biraz korku vermek istiyorum." diye cevap verdi Uras. Hemen ardından asıldığı oku bıraktı. Ok ince bir ıslık sesi çıkararak gölgenin önündeki çiçeklerin arasına saplandı. Saplanma sesi net bir şekilde duyulmuştu. Uras, adamın korkup kaçacağını düşündü, fakat yanılıyordu; gölge hala oradaydı ve hareket etmiyordu.

"Ben aşağıdakilere haber vermeye gidiyorum." dedi Melis ve odaya yönelmek için geri döndü. Uras'ın onu kolundan yakalamasıyla pencereden sadece bir adım uzaklaşabildi.

"Hayır, Melis." dedi Uras. "İnsanları telaşlandırmaya lüzum yok. Bunu kendim halledebilirim."

"Yine mi?"

"O adam daha önce evimize girdi ve aynı şeylerin bir daha yaşanmasını istemiyorum. Ne olur güven bana ve yanımda kal."

Melis bir süre kararsızlık içinde düşündü. İsteksiz görünse de başıyla Uras'ı onayladı. Yine de o kadar korkuyordu ki ortalığı birbirine katması an meselesiydi.

Uras eline ikinci bir ok aldı, yayına yerleştirerek sağ eliyle ipini asıldı ve hedefini gördü. Belki, bu kez ona bir şeyler öğretebilirdi. Sonuna kadar gerdiği yayı bırakıverdi. Ok çiçeklerin arasına girerek kayboldu.

"Nasıl?" dedi Uras. Kulağına okun saplanma sesi gelmemişti. Hâlbuki oku adamın sol ayağının üzerine gönderdiğinden kesinlikle emindi. Sadağından bir ok daha alarak bir atış daha yaptı. Sonuç aynıydı. Bu işte bir tuhaflık vardı ve Uras bunu nasıl açıklayacağını bilmiyordu. Aynı şekilde art arda iki atış daha yaptı, fakat adamda en ufak bir kıpırdama belirtisi dahi olmadı.

"Uras yeter." diye seslendi arkasında duran Melis.

"Çok garip." dedi Uras. Eğer atış becerisi kendisini yanıltmıyorsa şuan gölge adamın avazı çıktığı kadar bağırıyor olması gerekiyordu.

"Ne olur haber verelim aşağıdakilere! Gerekirse polisi çağırsınlar."

Melis'in aksine Uras gayet sakindi. Gözünü hedeften ayırmıyordu. Kaşlarını çattı. Sadağından bir ok daha çekti. Yayının yuvasına yerleştirdi ve yayını omuz hizasında kaldırarak sağ eliyle ipini gerdi. Ardından oku ıslık sesiyle birlikte gölgenin gövdesinin tam ortasına gönderdi. Gölgenin bir anda kayboluşunu gören Melis istemsizce çığlık attı. Gölge sanki yer yarılmış içine girmişti. Uras, onu başka bir noktada görmeyi umarak gözleriyle bahçeyi tarıyordu.

"Uras ne yaptın?" dedi Melis. Uras cevap vermedi. Melis daha fazla dayanamadı ve telaşla arkasına dönüp tam odadan çıkmaya yelteniyordu ki birden dondu kaldı. Güzel yüzü bembeyaz kesildi. Korkudan neredeyse ruhunu teslim edecek gibi görünüyordu. Arkasında bulduğu ilk desteğe tutundu ve gücünü kaybeden bacakları neticesinde yere çökmek zorunda kaldı. Melis'in davranışlarına anlam veremeyen Uras içeriye döndü ve böylece sebebini öğrenmiş oldu.

Gölge adam, odanın tam ortasında hemen önlerindeydi ve şimdi tüm detaylarıyla tam karşılarındaydı. Tıpkı insan gibi iki kolu, iki ayağı ve bir başı vardı. Melis haklıydı. Yüzü ve bedeni kesinlikle görülmüyordu. Siyahın da ötesinde bir karanlığı vardı ve etrafına güçlü bir uğuldama sesi yayıyordu. Yaklaşık 2 metre boyundaydı. Vücudunun bir derinliği yoktu ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın düz duruyormuş gibi görünüyordu. Gölgenin kenarları hızla hareket ediyor, aydınlığı içine çekiyordu.

Uras pencere önünde duran sadağının içinden bir ok çekti ve yayın yatağına yavaşça yerleştirdi. Ardından yayı gererek hedefe yöneltti. Oku gölge adamın tam göğsüne girecek şekilde bıraktı. Ok kısa mesafede çıkardığı tiz sesin ardından adamın içinde kayboldu. Uras şaşkınlık içerisindeydi. Adam oku sanki yutmuştu. Göğsünden geçen okun, gölgenin içinde belli bir mesafeye kadar yol kat ettiğini gördüğüne yemin edebilirdi. Uras gözlerini kıstı ve gölgeden adamın içine dikkatlice baktı; atladığı bir detayı da böylece yakalamış oldu. Gölge adam sadece siyah değildi. İçinde parıldayan sayısız noktalar vardı ve her biri yıldızları andırıyordu.

"Bunu sen de görüyor musun?" diye sordu Uras Melis'e dönerek, fakat yerde çaresizce oturan Melis, Uras'ın bu sorusuna cevap veremeyecek kadar kendinden geçmişti. Ansızın gölge adam hareket etti ve küçülerek kayboldu; kaybolmasıyla birlikte uğultu da kesildi.

"Demek o sendin." diye fısıldadı Uras, gölge adamın arkasından.

"Gitti!" dedi Melis.

"Hayır, gitmedi." dedi Uras.


Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!