54 - Bir Gölge Oyunu (II)

59 32 0


"Sakın Uras, sakın! Burak'ın babasını tanımıyorsun ve tanımak da istemezsin. Çok tehlikeli ve karanlık birisidir."

"Neden bu kadar zengin olduklarına şaşırmamalı."

"Enver ALTAN... Kasabanın en eski ve en köklü isimlerinden biridir. Burak bile onun yanında kanatlı bir melek gibi kalır."

"Onu birkaç kez siyah arabasının arka koltuğunda görmüştüm."

"Gerçekte ne iş yaptığı, nasıl para kazandığı belli değil. Burak konusunda sadece dikkatli olmanı istiyorum. Ne olur. Aşırı bir şey yapma sakın."

"O zaman dediğin gibi olsun, Melis. Bana güvenebilirsin."

"Komiser Emre'nin Burak'tan haberi yok tabi, değil mi?"

"Market dışında yaşananları kimse bilmiyor. Kamera sadece marketin içini çekmiş."

"Bir gecede neler yaşamışsın böyle? Peki şimdi nasılsın? Yürüyebildiğine göre kırılan bir yerin yok herhalde."

"Ben iyiyim. Allah'tan darbeler kemiklerime denk gelmedi. Sadece birkaç yerim ağrıyor." dedi Uras. Melis'e bu konuda yalan söylemek zorunda kalmıştı. Çünkü o gece yediği onca darbeye rağmen canının hiç yanmamış ve bir tarafının incinmemiş olmasına kendi de bir açıklama getirememişti.

"Peki, annene ve babana söylemeyecek misin?"

"Hayır, sadece sana söylüyorum. Bu aramızda bir sır olarak kalsın Melis."

"Emin olabilirsin Uras. Aramızda sır..." diye cevap verdi Melis.

Melis, Uras'ın anlattıklarını bir süre akıl süzgecinden geçirdi. Ne kadar garip bir çocuktu? Mucizeler ve sürprizlerle dolu biriydi. Onun neler yapacağını çoğu zaman kestiremiyordu. Bir zamanlar okulda tek başına hiç ses çıkarmadan öylece sırasında oturan kişi artık o değildi sanki. Esas nedeni kendisi olabilir miydi? Her ne olursa olsun onun özel biri olduğunu biliyordu Melis ve Uras'la yeterince vakit geçirmeyen biri onu asla tanıyamazdı.

"Uras, merak ediyorum da... Kasabamızda yeni bir kahraman mı doğuyor dersin?"

Uras, Melis'in ışıldayan gözlerine baktı ve gülümsedi. Sonra karşılıklı gülüştüler. Cevap vermedi Uras; sadece "Kim bilir?" demek istercesine kaşını kaldırdı. Derin Koy'un kıyısından uçsuz bucaksız ilerleyen masmavi denize seyre daldılar.

Melis, kıyıya usulca vuran dalgalara izliyordu. Dalgalar çakıl taşlarının arasına köpürerek giriyor, kayboluyor, sonra bir yenisi daha geliyordu.

"Sence su soğuk mudur şuan?" diye sordu Melis, saçının bir kısmını kulağının arkasına iterek.

"Öğrenmek ister misin?"

"Tabi ki hayır. Neyse ki havalar ısınıyor. Bizi güzel bir yaz bekliyor. Ne kadar mutluyum!" dedi Melis, ellerini birbirine kavuşturarak. "Dolabımdan bikinilerimi çıkarmak için sabırsızlanıyorum."

Melis'in mutluluğuna karşın Uras ona aynı tepkiyi verememişti. İçini bir hüzün sardı. Önünden bir çakıl taşı alarak denize fırlattı. Uras'ın tavrı Melis'in gözünden kaçmadı.

"Ne oldu Uras? Sen sevinmiyor musun yoksa?"

"Aslında Melis..."

"Aslında ne? Ne oldu? Yine bir macera mı var? Hepsini aynı gün anlatma bak, kalpten gideceğim bir gün yanında."

Uras'ın yüzüne birden tebessüm doğsa da uzun sürmedi.

"Aslında yaz için seviniyorum tabi ki..." dedi Uras. "Ama zamanın bu kadar çabuk ilerlemesi de canımı sıkmıyor değil."

"Bana sona yaklaştıkça zaman uzuyor gibi geliyor. Hâlbuki sadece bir buçuk ay kaldı."

"Bu yüzden zaman görecelidir. Einstein..."

"Zaman görecelidir? Einstein?"

Uras denizin üzerinde grup halinde uçuşan martılara baktı ve:

"Oradaki martıları görüyor musun Melis?" dedi parmağıyla martı sürüsünü işaret ederek. Melis martılara baktı ve:

"Evet." diye cevap verdi.

"Kanatlarını çırparak denizin üzerinde nasıl süzüldüklerine dikkat et ve bir süre seyret."

Melis martıları seyretmeye başladı. Denizin ortasında belli bir bölge üzerinde uçuyorlar ve kendi aralarında sürekli yer değiştiriyorlardı. Bazıları alçalarak suya değiyor sonra tekrar yükseliyordu.

"Balık avlıyorlar." dedi Melis.

"Aynen. Su yüzeyine yakın balıkları yakalıyorlar. Anlatmak istediğim de bununla alakalı."

"İnan ne anlatmaya çalıştığını anlamadım desem?"

"O zaman anlatayım. Buradan martılara baktığımızda her şey normal hareket ediyormuş gibi görünüyor, fakat zaman, martının ve balığın gözünden bakıldığında birbirinden farklıdır."

"Yani balığın hayatı martıya göre daha yavaş olduğunu mu söylemek istiyorsun?"

"Olabilir. Zaman balıktan balığa, martıdan martıya göre de değişir. Yani her maddenin zamanı algılayış biçimi farklıdır."

"Notlarını düzeltmen için epey bir zamana ihtiyacın olsa gerek."

Uras, Melis'in neyi ima etmeye çalıştığını anladı.

"Ders çalışıyor olmamın, zamanın akışını etkilemediğini inkâr edemem, fakat esas neden o değil Melis. Aslında... Sana bunu daha önce söylemedim."

"Beni korkutuyorsun. Ciddi bir şey mi var?"

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!