48 - Yarge (VII)

48 33 0

Kısa sürenin ardından, iri omuzları, güçlü kolları ve bir erkeğin sahip olabileceği en iyi vücut hatları ile Yneron, anadan doğma çırılçıplak kaldı. Yapılı bedeninin kas boğumları makul ölçülerdeydi ve her kıpırdayışında harekete geçen kaslarının kıvrımları belirginleşiyordu. Balkona doğru yöneldi, Yneron. Cam duvarın kendi kendine aralanmasıyla birlikte odanın perdeleri dışarıdaki soğuk rüzgâr ile havalandı. Dışarıda hava çıplak birine göre serindi; bu sebeple Yneron vakit kaybetmeden vücudunu buharı tüten havuzunun içine bıraktı ve sırtını havuzun alçak olan kenarına yasladı. Sıcak yer altı suyunun rahatlatıcı ve dinlendirici özelliğini vücudunun her zerresinde hissedebiliyordu.

Yneron, cezbedici manzaranın tadını çıkarırken odasının içinde bir ses duydu.

"Görüşmeyeli nasılsınız, Yneron?" dedi genç bir kadın sesi, tül perdenin arkasında varlığını gizleyerek.

Yneron başını hafifçe geriye çevirdi. Perdenin arkasındaki bir kadının kendisini dikizlediğini gözünün kenarıyla görebiliyordu. Sesi, Yneron'a yabancı değildi. Bu yüzden Yneron, yüzünü tekrar öne çevirip suyun içinde uzanmaya devam etti ve:

"Odamda bir güzelliğin varlığından haberdar olana kadar kötüydüm." diye cevap verdi.

"Demek ki size iyi geliyorum." dedi aynı kadın sesi ve perdeyi aralayarak kendini gösterdi. Bu Nudelia'nın ta kendisiydi. Çıplak ayakları ile balkon zeminine bastı ve Yneron'un kendisini görebileceği şekilde havuzun kenarına kadar yürüdü.

"Bundan hiçbir zaman şüphe duymadım, Nudelia." diye cevap verdi Yneron.

"Bir haftadır katlanmak zorunda kaldığım sükûnet, gelişinizle birlikte nihayete erdi." dedi Nudelia.

"İkimizin de iyi hissediyor olduğunu duymak bir hayli sevindirici."

"Evet." dedi Nudelia. Dilini, dişlerinin arasından tatlı ve sempatik bir gülümsemeyle gösteriyordu.

"Akşam olmak üzere prensesim. Geceliğinizin, sarayın soğuk akşamlarına uygun olmadığını size hatırlatmak isterim." dedi Yneron, Nudelia'yı tepeden tırnağa süzerek.

Nudelia havuzun kenarına doğru eğilerek oturdu ve bacaklarını dizine kadar suya soktu. Ardından elinin yardımı ile kendini öne doğru iterek havuza girdi.

"Sevgili anneniz yanınızda olmadığına göre oldukça önemli meseleleri olmalı." dedi Yneron.

"Ne kadar önemli bilemiyorum ama konu başşehrimiz Celepree ve festivalleri... Her zamanki gibi..." diye cevap verdi Nudelia. Ses tonundan konu ile pek ilgilenmediği belli oluyordu.

"Gezegen İlracelep'te kutlanacak festivaller olması ne kadar sevindirici bir haber."

"Eğlenceli ve aynı zamanda hazineye canlılık da getiriyor, Ghan'ım."

"Babanız Rengord'un eski bir tüccar olduğundan dolayı ekonomiye önem veriyor olmasına şaşırmamalı."

"Ailemizin yönettiği uygarlığın neredeyse tamamı, ortalama refah seviyesinin üstündedir. Ödediğimiz vergilerden bu anlaşılıyordur diye düşünüyorum."

"Rengord'un başarılarının Zukhaan tarafından daima takdir edildiğini hepimiz biliyoruz."

"Ne yazık ki seksen yıldır tahtı yöneten siz Hunruh'lar kadar savaşçı kimliğimizle tanınmıyoruz."

"Herkes savaşçı olmak zorunda değildir sevgili Nudelia. Her ailenin farklı bir renge sahip olması daha makbuldür. Hükümdarlığımızı güçlü kılan da bu."

Nudelia olduğu yerden yavaşça ileri doğru yürüyerek Yneron'a usulca yaklaştı. Havuzun oturmaya müsait tek alçak yeri olan Yneron'un yanına geldi ve dudaklarını, ona bir nefes uzaklığı kadar yaklaştırdı. Ardından parmaklarının uçları ile Yneron'un saçlarını okşadı. Bunları yaparken gözlerini ondan ayırmıyordu.

"Senin gibi önemli bir lider ve savaşçı, dört kardeşlerin en büyüğü, gezegen Verralyihorn Ghan'ı ve Hükümdarlık tahtı varisi..."

"Siz böyle söyleyince prensesim, kendimi mühim biri gibi hissetmeye başlıyorum."

"Zaten öylesiniz. Bence sizin gibi biri böyle tek başına kalmamalı. Hele ki üzerinizde mavi zırhınız olmadan..."

"Lirgo üzerimde olmasa da beni koruyor Nudelia ve yalnız yaşamak biz binicilerinin baki yazgısıdır. Seyahat etmek için devasa gemilere sahip olmamıza gerek yok."

(BU SAHNEYİ BURADAN KALDIRMAK DURUMUNDA OLDUĞUM İÇİN KUSURA BAKMAYIN SEVGİLİ OKURLAR.)

İkiz güneşler son ışığını da şehrin üzerinden çekerek ufuk çizgisinde kayboluyorlardı. O andan itibaren şehri aydınlatma görevini gökyüzündeki yıldızlar ve loş ışığı ile bir yumurta sarısını andıran Vretna devralmıştı. Annadolle geceleri diğer gezegenlere göre daha aydınlıktı. Gökyüzünü kaplayan milyarlarca yıldız, sayısız galaksi kümeleri ve yüce Dolle'nin özenle şekil verdiği rengârenk yıldız bulutları, Vretna ile birlikte insanlara büyüleyici bir görsel şölen yaşatıyordu. Üzerinde buharları tüten şehrin ışıkları birer birer yanmaya başlıyor ve uzun sürecek olan bir diğer sonbahar gecesini saadetle selamlıyordu.

***

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!