46 - Yarge (V)

65 32 2


Zukhaan'ın üzerine giydiği gümüş renkli zırhı, göz kamaştırıyordu; bu parlaklık, güneşlerin salona vuran turuncu ışığından kaynaklanmıyordu. Zırhı Lirgo'ydu ve Lirgo enerjisini içinden alıyordu. Başının üzerinde hükümdarlık katını simgeleyen altından halka tacı, tıpkı saç örgüsüne benziyordu. Birkaç altın şeridin, sarmal halde örülerek halka biçimine getirilmesi ile son şeklini almıştı.

Zukhaan'ın ağzı, gür kahverengi sakallarından dolayı konuşmadığı zaman görünmüyordu. Dalgalı, uzun ve koyu kahverengi saçları omuzlarına kadar dökülüyordu. Yneron'un karizmatik görünümünü öz babası Zukhaan'dan aldığı hemen anlaşılıyordu. Siyah gözleri, kalın kaşlarının altında ciddi ve gururlu bir şekilde bakıyordu. Zukhaan savaşçı bir liderdi. Savaş zamanlarında ordusunun gerisinde beklemekten ziyade savaşı en ön cephede yönetmeyi tercih ederdi. 21 gün süren Kırk Soy Savaşları'nda Zerdantlı düşmanlara karşı verilen mücadelede gerçekleştirdiği kahramanlıklar hükümdarlığın her yerinde konuşuluyordu.

Gümüşi zırhının alt katmanı, dış yüzeyindeki eklem yerlerinden görülüyor alevde kızarmış demir gibi yanıyordu. Zukhaan'ın zırhı gibi tüm Lirgo'lar iki katmandan oluşuyordu. En üst katman insan vücudunun rahat hareket etmesini sağlamak için birbirinden ayrı özgün parçaların bir araya gelmesi ile oluşan katmandı. Her Lirgo'nun dış katmanı farklı renge ve özelliklere sahipti. İkinci katman ise bu parçaların hemen altındaydı; vücudu tam olarak sarıyor ve giyen kişiyi dış etkilere karşı tamamen koruyordu. İç katman da –tıpkı dış katman gibi– her Lirgo'da farklı özelliklere sahipti ve dış katmanı oluşturan parçaların aralarındaki boşluklarından görülebiliyordu.

"Yalnız geldiğine göre bana kötü haberler getirmiş olmalısın, oğlum." dedi Zukhaan, gür ve kalın sesiyle. Salonun akustik düzeni sayesinde en uzaktaki saraylılar bile ne konuştuklarını duyabiliyordu.

"Lütfen naçizane özrümü af buyurun, baba. Temenninizi yerine getiremedim." diye cevap verdi Yneron. Babasının huzurunda Yneron'un mağrur bakışları, yenilginin sebep olduğu utancını bariz şekilde ortaya çıkarıyordu.

"Öyleyse bana neler olduğunu anlat."

"Emredersiniz baba. Başta, Torga'ya ulaşmam zor olmadı. Kesin yeri ve zamanı bulabilmek için beş ayrı Kapı'dan geçmem gerekti."

"Bu bir hayli mesafe ve zaman farkı demektir."

"Haklısınız baba. Yolculuğum sınırlarımızın dışında yer alan küçük bir yıldızın ekseni etrafında dönen mavi bir gezegene kadar devam etti."

"Mavi mi dedin?"

"Evet, baba. Mavi ve yaşam barındıran bir gezegen; yarısından fazlası okyanuslar ile kaplı olduğunu kesinlikle söyleyebilirim."

"Bir yaşam belirtisi ile karşılaştın mı?"

"Evet, baba."

"Hangi düzey bir yaşam belirtisinden söz ediyorsun oğlum Yneron?"

"İleri düzey bir yaşam belirtisi, baba... Torga ile çarpışmam sırasında bir insan gördüğüme dair, size Dolle huzurunda yemin edebilirim."

Taht salonundaki herkes birden sustu. O andan itibaren en ufak bir ses dahi duyulmuyordu.

"Bir insan mı dedin?" dedi Zukhaan tahtından kalkarak. O ana kadar sürmüş olan asık ve ciddi yüzüne birden gülümseme ve rahatlama geldi. "Anlaşılan sadece kötü haberlerle gelmemişsin sevgili oğlum Yneron." dedi. "Devam et; seni dinliyorum."

"Seçkin bir uygarlık olup olmadığını araştırmak için zamanım olmadı. O insan orada gördüğüm son şeydi."

"Yine de ayrıntıları duymak için sabırsızlanıyorum. Bunu daha sonra konuşacağız. Şimdi bu güzel haberinin ardından bana Torga'nın seni tekrar nasıl alt ettiğini anlat." dedi Zukhaan yüksek sesle. Saray görevlilerinin tamamı Yneron'un neler diyeceğini merakla bekliyorlardı. Yneron bu sorudan rahatsız olmuştu. Bir asil kanın nasıl yenildiğini herkesin duyacağı şekilde anlatması hoş değildi. Bu, onun yenilgisine karşılık Zukhaan'ın uyguladığı bir çeşit cezaydı. Yneron'un anlatmaktan başka bir çaresi yoktu.

"Başlangıçta her şey lehime ilerliyor gibiydi. Torga, Kızıl Lirgo'nun İris Kalkanı'nı kullanmasına rağmen bana karşı koyamıyordu. Gücü giderek azalmaya başlamıştı. Onu 'Kafesteki Kuş' tekniğimle neredeyse köşeye sıkıştırmıştım. Amacım onu bir süre etkisiz hale getirmekti, lakin nasıl olduysa ihmalimden faydalanıp kafesten kurtulmayı başardı. Bir süre kavga ettik. Kavga sırasında bir çukurun içine saklanmış ve bizi izleyen bir insan gördüm. Torga ise bir anlık düştüğüm boşluktan faydalandı. Beni atmosferin dışına sürükledi."

"Senin gibi biri oğlum, nasıl olur da böyle eğitimsiz birine iki kez yenilir?"

"Kızıl Lirgo; nam-ı diğer Lirgo Kanara'nın en tehlikeli silahlarından birini kullandı, baba. Gafil avlandım."

"Regnar'ın Laneti..."

"Evet baba. Ejderha Regnar'dan esinlenen kızıl lanet... Bir çeşit füzyon patlaması."

Zukhaan elini sakalına götürerek düşünmeye başladı. Kısa bir suskunluğun ardından alçak sesle:

"Eğer Torga, Regnar'ın Laneti'ni akademide öğrenmemişse, ona bunu kim öğretmiş olabilir?" dedi Zukhaan.

"Torga acemi bir sürücü baba. Doğaçlama hareket ediyor. Hareketlerini öngörmek neredeyse imkânsız. İpini koparmış bir uçurtma gibi rüzgârda savruluyor. Bir gün yere inecek ve orada onu bekliyor olacağım."

Zukhaan geriye dönerek tahtına oturdu ve bakışlarını başka yöne çevirdi.

"O kadar zamanımız yok Yneron! Şimdi Torga'ya neden kızıl iblis dediklerine şaşırmıyorum. Şimdilik gidebilirsin. Yemekten sonra Kâinat Salonu'nda devam edeceğiz." dedi Zukhaan. Bunun üzerine Yneron başını öne eğdi ve:

"Emredersiniz, baba." diye cevap verdi.

Başı öne eğik vaziyette doğrularak ikinci merdivenden aşağıya doğru geri geri yürüdü, bu şekilde birinci merdivenden de indikten sonra sırtını tahta dönerek saray görevlilerin bakışları altında Taht Salonu'ndan dışarı çıktı. Kırk Aile Merdiveni'nden inip saray bahçesine girdi ve istirahat etmek üzere Saray Odaları'na doğru yola koyuldu. 

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!