44 - Yarge (III)

57 33 1

Yneron Taht Salonu'na yükselen basamakların tam önündeydi. Az önceki gülümsemesinden artık eser kalmamıştı. Bu basamakların adı Kırk Soy Merdivenleri'ydi ve nereye çıktığını biliyordu. Bulunduğu yerden Taht Salonu'nun tepesinde dalgalanan kan kırmızısı dev Annadolle bayrağını daha net görebiliyor ve dalgalanırken çıkardığı gürültüleri bulunduğu yerden duyabiliyordu. Bayrakta, kırmızı fonun üzerinde Dolle'nin gözünü simgeleyen beyaz renkli göz figürü ve gözü daire içerisine alan aynı renkte 6 uçlu 40 adet yıldız bulunmaktaydı. Her yıldız bir asil aileyi temsil ediyordu ve aileler tanrı Dolle'nin gözetimi altındaydı ve sonsuza kadar izleniyorlardı. Bu bayrak Annadolle Hükümdarlığı'nın ortak bayrağıydı ve hâkimiyet alanında bulunan her noktada, tıpkı burada olduğu gibi tüm asaleti ile dalgalanıyordu.

Yneron kırk basamağın ilkine bastı. Bu basamak, Taht Salonu kapısına en uzak ve enlemesine en uzun basamaktı. Basamakları tırmandıkça uzunlukları kısalıyor ve son basamakta –yarım daire şeklini bozmayacak şekilde– kapının genişliğine uygun en kısa halini alıyordu. Basamakların kırk tane olması tesadüf değildi. Her basamak –tıpkı bayraktaki her yıldız gibi– bir aileyi temsil ediyordu. Yneron, bu basamakları bir bir aştıktan sonra görkemli saray girişine ulaştı.

Bu bölgeye çıkan her kim olursa olsun büyülenmemesi zordu. İlk göze çarpan unsur, Annadolle'nin başşehri Dollelinee'nin eşsiz manzarasıydı. Bu yükseklikten bakınca Dollelinee'nin tüm güzellikleri gözler önüne seriliyor, hükümdarlığın meşalesi olma onurunu neden elinde taşıdığı bariz bir şekilde anlaşılıyordu. Kapının üzerinde bulunan Dolle'nin devasa gözü bu eşsiz şehri izliyor, adeta Annadolle'nin durdurulamaz yükselişine tüm ciddiyetiyle tanık oluyordu. Sarayın bu noktasına gelen bir kişi, Annadolle Hükümdarlığı'nın galaksideki diğer uygarlıklara nasıl bir kudretle hükmettiğini vücudunun tüm damarlarında hissedebilirdi.

Sarayın yüksekte olmasından kaynaklanan soğuk ve sert havasının aksine Dollelinee, daha yumuşak bir iklime sahipti ve şehir bu gezegendeki en bereketli ve en zengin toprakların üzerine inşa edilmişti. Milyonlarca insana ev sahipliği yapan şehir, ikiz güneşler Tirre ve Mirra'nın eğik ışıkları ile aydınlanıyor, bir güz mevsimine ait tüm renkleri ortaya çıkararak izleyenleri büyülüyordu. Bölgenin lüks ve gösterişli evlerinin yanı sıra, şehre göre daha yüksekte olan Surre Tepesi'nde, göğe gururla yükselttiği sekiz minaresi ve mermer yapının ana gövdesini ayakta tutan dev sütunları ile görkemli Dolle'nin Evi, göze çarpan ilk güzellikler arasında yer alıyordu. Her ne kadar uzaktan görülmese de, Dolle'nin Evi şuan ibadet ve tanrıyla sohbet etme arzusu ile yanıp tutuşan insanlar ile dolu olduğunu tahmin edebiliyordu Yneron.

İzlemeye doyamadığı manzaraya sırtını dönerek sarayın giriş kapısına yöneldi. Altın kaplamalı kapı, dört insan boyunda ve yirmi kişinin yan yana geçebileceği genişlikteydi. Üzeri, Annadolle Uygarlığı'nın tarihçesini kısa bir özet yapan el işi kabartma figürler ile süslenmişti. Yneron bu figürlere bakarken aynı zamanda kapının açılmasını bekliyordu. Kapıya vurması ya da seslenmesi hakaret olarak algılanırdı. Kısa süre bekledikten sonra kapı, ikiye ayrılarak içeriye doğru yavaş yavaş açıldı. Açılmasının hemen ardından içeride bekleyen kapı muhafızı var gücüyle:

"Verralyihorn lideri! Annadolle varisi! Hunruh Ailesi'nden Ghan Yneron!" diye bağırdı. Muhafızın sesi, taht salonunun tüm duvarlarında yankılanmıştı. Böylece salonda bulunan herkes Yneron'un gelişinden haberdar olmuştu.

'Ghan', bir uygarlığın en üst makamına verilen en önemli ünvandı ve bu makama sahip olan kişi yönettiği gezegenin tek lideri olma konumuna erişiyordu. Ghan ünvanını sadece hükümdar verebilirdi ve yaşam olan her gezegenin bir lideri; yani Ghan'ı vardı. Yneron, hükümdarın öz oğlu olduğundan dolayı Ghan ünvanını doğuştan elde etmişti; yine de Ghan olabilmek için illa ki hükümdar ailesinden doğmak gerekmiyordu. Kuzey Galaksiyi yöneten 40 asil ailenin soyundan olmak, Hükümdarlık Akademisi'ni başarı ile bitirerek liderlik vasfını taşıyabildiğini kanıtlamak ve sonunda Hükümdar'ın Ghan mührünü elde etmek, bu ünvanına sahip olabilmenin temel aşamalarıydı. Bu ünvan sadece erkeklere veriliyordu. Eğer uygarlık liderliğine asil ailelerin kız evlatlarından birinin geçmesi söz konusu olduğunda, ona "Ghaniss" ünvanı bahşediliyordu. Eğer bir Ghaniss, asil ailelerin soyundan gelen biri ile evlenirse ve eşi gerekli koşulları taşıyor ise erkek, doğrudan Ghan ünvanını elde ederdi. Ghaniss evlenmiş olsa dahi, hükümdarın kararında olmakla birlikte, uygarlık yönetimini süresiz elinde tutabilirdi.

Galaksideki tüm uygarlıklara hükmeden Taht Salonu, sanılanın aksine sade bir mimariye sahipti. Törenler ve toplantılar bu alanda gerçekleşiyordu. Yüzlerce kişiyi rahatlıkla içine alabilecek kadar geniş olan salonun her iki yanından, eş hizada devasa silindir sütunlar yükseliyordu ve bu sütunlar salonun kenarlarında dar koridorlar oluşturuyorlardı. Yukarı doğru bakıldığında sütunların bittiği yerde cam bir kubbe tavanın olduğunu görülebilirdi. Bu etkileyici cam tavanın ardında gündüz olmasına rağmen yıldızlar ve uydu gezegen Vretna tüm berraklığı ile gözler önündeydi.

Güneşler, gezegenin tek uydusu olan Vretna'yı ışıklarının ardında saklayamıyordu. Herkes Vretna'da, gezegenin en ağır suçluların kaldığı bir hapishanenin yanı sıra, işkence ve idam odalarının bulunduğundan haberdardı. Vretna güzeldi, fakat o güzel görüntüsüne gizlediği atmosfersiz yüzeyinde, Kara Kale Hapishanesi'ne ev sahipliği yapıyordu. Yine de hiçbir şey Vretna'nın büyüleyici görüntüsünü gölgeleyemiyordu. İnsanlar gökyüzüne baktıklarında özgür olmanın değerini her an anımsayabiliyorlardı ve Vretna buğulu görüntüsü ile bunu insanlara her gün hatırlatıyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!