43 - Yarge (II)

73 35 3

Mersa'nın üzerinde, yeşil tonların hâkim olduğu, bronz renkli işlemelerle süslü, Annadolle'nin en değerli ve kalın kumaşlarından dikilmiş boynundan ayaklarına kadar uzanan bir pelerin vardı. Değerli yeşil taşların parladığı kemeri ise pelerinin içinde hemen göze çarpıyordu. Sarayın sert ikliminden korunmak için boynunun etrafını kapatan volfen kürkü, sol omzunun üzerinden beline kadar uzanan ve özenle örülmüş açık kahverengi saçlarının hemen altındaydı. Zirgrik derisinden dikilmiş kahverengi dar pantolonu ise bacaklarını sıkıca sarıyordu. Diz hizasından itibaren ayaklarını kalın topuklu dar çizmeleri kapatıyordu. Lirgo üzerinde olmasa da Mersa'yı tanımayanlar, onun zarafetinden dolayı asil kandan olduğunu hemen anlayabilirlerdi.

Yneron, kardeşinin koluna girerek, rengârenk yerel bitkilerle dolu gösterişli bahçe yolunda yürümeye başladılar. Bahçenin içinde birebiriyle kesişen birçok yol vardı. Bu yolların her biri saray içerisinde bulunan farklı bir yapıya çıkıyordu. Taht Salonu'na ulaşmak için bahçeyi geçmek gerekiyordu ve oraya ulaşmak diğer yapılara ulaşmaktan daha kolaydı; çünkü bahçeyi iki eşit parçaya bölerek ilerleyen geniş yol, doğrudan Taht Salonu'na ulaşıyordu. Genel olarak merdivenlerin ve dik yokuşların görüldüğü saray alanı içerisinde sadece bu bahçe düz olma özelliğine sahipti.

Yneron, şu ana kadar acele etmiş olsa da Mersa ile karşılaştıktan sonra onun adımlarına ayak uyduruyordu ve yol, sona erene kadar onunla sohbet etmek için can atıyordu.

"Üzerinde Lirgo'nu görmediğime şaşırmalı mıyım yoksa üzülmeli miyim?" dedi Yneron, kardeşine sıcak bir tebessümle bakarak. Mersa'nın Lirgo'ya karşı olan olumsuz tutumunu biliyordu.

"Lirgo esareti altında kalmamak beni daha rahat hissettiriyor abiciğim. Bazen onun içindeyken bir daha dışarı çıkamayacağımı düşünüyorum." dedi Mersa.

"Zaten hangi kadın her gün aynı rengi giymek ister?"

Mersa, Yneron'un bu sözüne gülerek karşılık verdi, çünkü söz konusu güzel giyinmek olunca akla daima Mersa geliyordu ve bu herkes tarafından bilinen bir durumdu.

"Yeşili seviyorum aslında. Bana doğayı anımsatıyor. Ama Lirgo... Omuzlarımın kaldıramayacağı kadar ağır bir yük."

"Lirgo'lar, tüm kapıların anahtarıdır değerli kardeşim; bilinmeye giden afaki yolculuktur. Eğer onlar olmasaydı sadece güneşler Tirre'nin ve Mirra'nın batışını izliyor olurduk. Şimdi onlar sayesinde başka uygarlıklara doğan güneşlerden de haberdarız."

"Haklısın abiciğim. Ben yine de gardırobumu tercih ediyorum." dedi Mersa, dudağının kenarında oluşan küçük bir gülümseme ile.

Yneron Mersa'ya sevgiyle baktı:

"Sen yakınlardayken, burası daha bir..." dedi ve durakladı Yneron.

"Burası daha bir ne abiciğim?"

"Daha bir ev gibi sanki..."

"Böyle düşünmene sevindim. Özellikle böyle günlerde kendimizi bir aile gibi hissetmeye ihtiyacımız var."

"Doğru... Özellikle böyle günlerde..."

"Senin gibi biri; Gezegen Lyihornee'nin Ghan'ı, tahtını bırakıp geldiğine göre önem teşkil eden bir durum olmalı."

"Aslında Lyihornee'den gelmiyorum kardeşim. Babamızın tutuklama emri üzerine, uzun bir yolculuk yapmak zorunda kaldım. Sarayımı, sağ kolum Cengre benim yerime idare ediyor."

"Sebep Torga... Değil mi?"

"Evet."

"Demyr'in Hükümdarlık Akademisi'nden men edilmesini hiçbir zaman hazmedemedi, abi."

"Nedeni sadece o değil Mersa. İkimiz de biliyoruz."

"Sorun Torga'nın saç rengi mi olduğunu mu söylemek istiyorsun?"

"Ailelerin asırlardır süren çekişmesi vuku bulan yeni bir hadise değil. Torga, Lirgo'yu teslim etmediği sürece ailemizin itibarı tehlike altında kalmaya devam edecek."

"Peki, ya teslim ettikten sonra?

Yneron durdu ve Mersa'nın her iki omzuna şefkatle dokundu:

"Canım kardeşim, Meylandee'deki huzur ve refahtan sonra duru zihnini izaç eden sorunlar ile bulandırmamalısın." dedi. İkisi kaldıkları yerden yürümeye devam ettiler.

"Huzurumuz 'Tüm Dinlerin Ortak Uygarlığı' ünvanını taşımamız neticesindedir, abi."

"Thermeyland gezegeni, hükümdarlık sınırları içerisinde en saygın ve barışçıl uygarlık olmuştur. Sen bir melek kadar temiz kalpli ve bir Ghaniss kadar kudretlisin, kardeşim. Gezegenin, Dolle'nin koruması altındadır ve bu hep böyle kalacak."

"Dolle bizimle olsun." dedi Mersa ellerini kavuşturarak ve gözlerini kapatıp başını eğerek.

"Dolle bizimle olsun." diye tekrar etti Yneron.

"Abi, her ne kadar Annadolle'ye uzak olsam da, uygarlığımın kudretinden haberdarsın. Eğer çözülemeyecek bir sorun var ise Fenk'lerim her zaman emrindedir."

"Bu bir savaş değil Mersa. Torga suçlu dahi olsa, o bir asil kan; bu da onu bizim kardeşimiz yapar. Hunruh'ların en büyük kardeşi olarak bu görev bana aittir. Ne Fenk'leri ne de başka bir uygarlık ordusunu bu işin içine sokamam."

"Sonuçta Tzergen, Hunruh ya da diğer aileler... Hepimiz Dolle'ye hizmet ediyoruz. Bildiğin gibi olsun abiciğim."

"Her zaman yanımda olacağını biliyorum sevgili kardeşim ve bunu bilmem bana yetiyor."

Saray girişine çıkan merdivenlere yaklaşmış olmaları bahçe yürüyüşlerinin bittiği anlamına geliyordu. Yneron durdu ve Mersa'nın ellerinden tuttu.

"Seninle sohbet etmek çok keyifliydi, Mersa." dedi Yneron.

"Benim için de öyle oldu."

"Şimdi sevgili babamızı bekletmesem iyi olacak. Eğer izin verirsen..."

"İznim senindir, abiciğim. Yemekte görüşürüz."

"Umarım Meylandeeli aşçılarını gelirken yanında getirmişsindir."

Mersa elinde olmayarak yüksek sesle güldü. Ardından yaptığının yanlış olduğunu anlayarak etrafına baktı ve eliyle ağzını kapattı. Bahçede başka biri olmadığına sevindi. Aksi takdirde bu davranışı saraya hakaret olarak algılanırdı. Kendini gülmekten alamamıştı, çünkü Yneron'un aşırı baharatlı olan Annadolle yemeklerinden nefret ettiğini biliyordu.

"Getirdim, abi. İstediğin zaman aşçılarımı odana gizlice gönderirim."

"Memnun olurum." dedi Yneron, gülümseyerek ve kardeşine göz kırptı.

Ardından Yneron, kız kardeşinin yanından ayrılarak bahçe sınırlarından çıktı. Mersa ise ağabeyini uğurladıktan sonra çalışmalarına kaldığı yerden devam etmek üzere Demyr'in Kutsal Kütüphanesi'ne giden bahçe yoluna yöneldi.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!