40 - Şampiyon (III)

73 34 0

İlayda ve Uygar polis karakolunda Uras'ın okuldan getirilmesini bekliyorlardı. Komiser Emre Bey dün gece markette yaşanan olayları – en ince detayına kadar olmasa da – Uras'ın annesine ve babasına kabataslak anlatmıştı. Komiser, telaşlanacak bir şey olmadığını, Uras'ı çağırmalarının nedeninin, ifadesinin ivedilikle alınması ve bunun sadece prosedür gereği yerine getirildiğini söylese de İlayda açıklamalardan tatmin olmamış gibi görünüyordu. Böyle bir olayın başlarına gelmesini kendine yediremiyor ve daha kötüsü; Uras'ın gece hiçbir şey olmamış gibi yatağa girip uyumasına hiç mi hiç anlam veremiyordu. Komiser, karşısında bir hayli endişeli görünen İlayda'ya güven verici bakışlarla bakarak:

"İlayda Hanım, daha önce dediğim gibi daha fazla telaşlanmanızı gerektirecek sebep yok. Zaten olan olmuş. Çocukcağızın başından tahlisiz bir olay geçmiş. Büyük ihtimalle kendisi de hala şoku atlatamamış olmalı ki size bir şey söylememiş." dedi.

"Aslında beni üzen şey... Tam da buydu." dedi İlayda.

"Uras sizinle konuşmaya çekinmiş olabilir. Bazen onun yaşındaki gençler başından geçenleri ebeveynlerine söylemek yerine bir süre gizli tutmayı tercih ederler."

"Emre Bey... Ama... Yeterince sevgi veremedik mi? Bilmiyorum..." dedi İlayda. Gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Alnını Uygar'ın omzuna yaslayarak sessizce ağlamaya başladı.

Uygar:

"İlayda, belki gece gece telaşlanmayalım diye anlatmamıştır." dedi ona sarılarak.

Komiser:

"Bunu en iyisi kendisine soralım. Onu, ders bitimi okuldan alması için iki memur gönderdim. Birazdan burada olurlar." dedi.

"Peki, Emre Bey." diye cevap verdi Uygar. Bunun üzerine Komiser, odasına gitmek üzere uzaklaştı.

On beş dakikalık bekleyişin ardından, karakolun beyaz lambalarıyla aydınlanan koridorun sonunda Uras görüldü. Yanında Melis de vardı. Uras'ı ve Melis'i gelirken gören Uygar ve İlayda ayağa kalktı.

"Çok sert çıkışmayalım İlayda. Daha önce ne yaptı biliyorsun." dedi Uygar, İlayda'nın kulağına yaklaşarak. İlayda ise onaylarcasına başını salladı.

Uras ve Melis yanlarına geldiklerinde Uygar:

"Gel Uras. Emre Bey'i bekletmeyelim." dedi. Uras üzgün görünüyordu. Melis de ondan farklı değildi. Melis, iki polisin okul kapısına gelerek Uras'ı götürdüklerini görünce telaşlanmış ve Uras her ne kadar istemese de onunla gelmek istemişti.

Dördü birden, birkaç polis memurunun çalıştığı camekan alana geçtiler, komiserin odasını bulup kapısını çaldılar ve içeri girdiler.

Emre Bey masasının önünde bilgisayara bir şeyler yazıyordu. Yanında bir memur daha vardı. Kapının önünde Uygar ve İlayda'yı gören Emre Bey eliyle masanın önündeki koltukları göstererek:

"Buyurun oturun." dedi. Kısa süren bir bekleyişin ardından İlayda'ya ve Uygar'a dönerek devam etti:

"Uras da geldiğine göre, artık ifadeye başlayabiliriz. İfadeyi memur tutanağa dönüştüreceği için yanımızda olacak. Şimdi Uras on sekiz yaşında görünüyor. Yani ifade vermesi için aslında size ihtiyacı yok; yine de sizler yabancı olmadığınız için ben bu hususta bir sakınca görmüyorum. Öncelikle bunu belirtmiş olayım. Ayrıca, markette yaşanan cinayet kasabanın alışık olduğu türlerden değil. Bu yüzden vaka ile özellikle ben ilgileniyorum. Neyse ki marketteki kamera kayıtları bize yaşanan olayı en ince ayrıntısına kadar gösterdi. Elimizde birinci derecede kanıt var. Uras ise olayın tek tanığı durumunda. Onun için bu ifadeyi almak durumundayım. Ve ayrıca evlat..." Emre Bey Uras'la göz göze gelerek:

"Kendini korumakta iyi bir iş başarmışsın." dedi.

Uras gözlerini yere indirerek, kafasını salladı. İlayda'nın asık yüzünü görünce komiserin övgüsü onun kendisini daha iyi hissetmesini sağlamamıştı.

"Gördüğüm kadarıyla sağlam görünüyorsun; yine de istersen en yakın doktordan bir darp raporu aldırabiliriz."

"Gerek yok efendim. Ben iyiyim."

"Peki... Kendini iyi savunmuşsun evlat. Arkadaşlarla birkaç defa izlesek de adamı camdan nasıl uçurduğunu anlayamadık. Baya hızlı ve yeteneklisin."

"O an panikle inanın ben bile ne yaptığımı bilmiyorum."

"Burada nefsi müdafaa söz konusu. Neyse ki böyle talihsiz bir olayı kazasız belasız atlatman iyi olmuş, ama bu yaptığın şeyi onayladığım anlamına gelmiyor. Kendini riske atmışsın. Daha kötüsü olabilirdi."

"Biliyorum efendim. Özür dilerim."

"Hayır, özür dile diye söylemiyorum. Böyle kahramanlıklar bazen hüsranla sonuçlanabiliyor. Ne yazık ki maktul şahıs market sahibi senin kadar şanslı değilmiş."

"Peki, katili buldunuz mu Komiserim?" diye sordu Uygar, araya girerek.

"Evet, ama biz bulmadık. Sabah gelen bir ihbar üzerine kasaba çıkışı, otoyol köprüsünün altına gittik. Katil ayağını köprü demirlerinden birine halatla bağlayarak aşağıya atlamış. Vardığımızda ayak ve diz eklem yerleri birbirinden ayrılmış vaziyette sallanıyordu ve acıdan inliyordu. Onu duyan olmamış. Bütün geceyi o şekilde geçirmiş."

"Kaçmak yerine neden kendisine böyle bir şey yapmış olabilir ki?" dedi Uygar.

"Bunu bilmiyoruz. Kendisine de söyletemedik. Pişmanlık duymuş olabilir diye düşünüyorum. Yine de bu hala bir muamma. Daha önce üç sabıkası varmış zaten. Ayrıca arabasında bulduğumuz, tabi şuan size söylememin uygun olmadığı kanıtlarla hapishaneden bir daha çıkmasının imkânsız olduğunu düşünüyorum. Şuan nezarethanede. İçiniz rahat olsun."

"İhbarı kimin verdiğini biliyor musunuz komiserim?" diye sordu Uygar.

"Kim olduğunu bilmiyoruz. Telefon kulübesinden aranmış. İsmini açıklamak istemedi."

Ardından Komiser Uras'a dönerek:

"Uras, bana şimdi markette neler olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlatmanı istiyorum, fakat ondan önce sana bir soru daha sormak istiyorum. Olay sonrası kapının önünde bir kalabalık görünüyor. Onları tanıyor musun?" diye sordu.

"Evet. Burak ve onun arkadaşları. Tesadüfen oradan geçiyorlarmış. Olaya sonradan şahit oldular."

"Markette bir süre münakaşa içerisinde olduğunuzu gördük. Ondan soruyorum."

"Bana neler olduğunu sordular, ben de cevap vermeye çalıştım. Sonra evlerimize dağıldık."

"Anladım. Şimdi hikâyeni anlatmaya başlayabilirsin Uras."

"Peki..." diye cevap verdi Uras ve olanları bir bir anlatmaya başladı. Uras anlattıkça odadaki polis memuru önündeki bilgisayara Uras'ın söylediklerini tutanak halinde yazıyordu. Uras'ın her kelimesinde Uygar'ın, İlayda'nın ve Melis'in şaşkınlığı giderek artıyordu. Her biri, yaşanan korkunç olayı onun nasıl atlatabildiğine inanmakta güçlük çekiyorlardı. Ki Uras, her şeyi anlatmıyordu, çünkü bazı şeylerin bir sır olarak kendisinde saklı kalması gerekiyordu.

Bilinmezliklerle dolu bir dünyada sorulması gereken birçok soru vardı. Uras ise cevapları öğrenme arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Hayatta yalnız olmamasına rağmen, kendi iç dünyasında yitikleşmesinin ona bırakmış olduğu hayal kırkılığına karşı savaşmayı yavaş yavaş öğreniyordu. Hayatının her karesinin sebatsızca değiştiği bir zaman dilimini yaşayan Uras, zor günler geçiriyordu ve adını koyamadığı bir gücün onu izlediğinin ve koruduğunun farkındaydı.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!