37 - Güç ve Bedel (VII)

56 33 1

"Ne zannediyordun?" diye sordu Burak. "Orada iki yumruk denk getirdin diye kahraman olduğunu mu?"

"Şu an bunları konuşma zamanı değil Burak. Katil sokağa girdi ve her an uzaklaşıyor. O adam masum biri değil. Marketçiyi öldürdü diyorum size. Üstelik sadece bu da değil. Bu kasabaya gelmeden önce ..."

"Kes lan sesini! Sana bir soru sordum. Ne zannediyordun? Beni o halde sokakta bıraktıktan sonra üstüne yatacağını mı?" Burak'ın son cümlesi sokağı inletmişti.

"Yoksa arkadaşların kaçtıktan sonra seni kurtarmak için dönmediler mi?" diye sordu Uras. Burak bu cevaptan hiç memnun kalmamış olacaktı ki Uras'ın sağ yanağının üzerine sağlam bir yumruk geçirdi. Uras, yanağında sonlanan darbeden sonra damağında kendi kanının tadını hissetmeye başladı.

"Biraz şanslıydın piç. Kabul et. Orada seni yamultabilirdim." dedi Burak.

"Neden olmadı? Güneş ışığı ters taraftan mı geliyordu?" diye cevap verdi Uras. Burak bu cevaba da sinirlenince Uras'ın diğer yanağına aynı şiddette bir yumruk indirdi.

"Yeni kız arkadaşına hava attın mı lan? Şerefsiz! Ha?"

"Gerek kalmadı Burak." dedi Uras. Yere kan tükürdü ve kafasını kaldırarak Burak'la göz göze geldi. "Çünkü seni devirmek övünemeyeceğim kadar basitti." diye ekledi. Bu cevabın üzerine Uras, yüzüne üçüncü yumruğu da yemiş oldu. Burak, Uras'ın saçından tuttu ve başını yukarı kaldırarak yüzüne baktı.

"Güya kendi çapında eğleniyorsun, değil mi? Bak! Ben de çok eğleniyorum şuan. Piç!" dedi ve kafasını öfkeyle iterek saçını bıraktı.

Derken uzaklarda bir polis sireni sesi, Burak'ın ve arkadaşlarının tedirgin olmasına sebep oldu.

"Gel şimdi senle daha eğlenceli şeyler yapalım." dedi Burak ve arkadaşlarına dönerek göz işareti ile komut verdi. Kısa süre sonra markete uzakta olmayan dar bir ara sokağa girdiler. Uras'ı yere bıraktılar. Artık onu sıkı sıkı tutmalarına gerek yoktu, çünkü onu bırakmalarıyla yere devrilmesi bir olmuştu.

Burak arkadaşlarına dönerek:

"Beyler! Polis gelmeden davranın." dedi. Emre hemen itaat eden arkadaşları, ceketlerinin cebinden çıkardıkları – ingiliz anahtarı, su borusu, inşaat demiri ve cop gibi – aletler ile Uras'a vurmaya başladılar. Bunu rasgele yapıyorlardı. Her darbeyle birlikte et ve kemik sesi penceresiz sokağın duvarlarında yankılanıyordu. Aralarından en hırslısı Burak'tı. Elindeki teleskopik metal copu, Uras'ın tam kemiklerine gelecek şekilde ayarlıyor, ona en acısını yaşatmak istiyordu.

Melis, tuhaf sesleri daha iyi duyabilmek için telefonu neredeyse kulağının içine sokacaktı. Tahminince ses orta yaşlı bir kadına aitti ve derinlerden geliyordu.

"Bu Uras'ın telefonu. Ben onun arkadaşıyım. Kim aradığını öğrenebilir miyim?"

"U..." dedi kadın sesi. 'U' sesinden sonrası cızırtılıydı.

"Sizi duyamıyorum. Çok gürültü geliyor." dedi Melis.

"U... U... Te... Ha... U... Ba... Si... An... Um..." Melis sadece bu sesleri duyabiliyordu. Geriye kalanlar ise gürültüden başka bir şey değildi.

"Özür dilerim. Ne dediğiniz anlaşılmıyor. İsterseniz tekrar arayın." dedi Melis. Kapatmak üzereydi, fakat telefondaki kadın bir şeyler söylemeye ısrarla devam ediyordu. Melis'in bir şey dikkatinden kaçmadı: Konuşurken, kadın onun sözünün bitmesini beklemiyordu, sesleri üst üste biniyordu. Bu yüzden Melis, konuşmamaya ve sadece kadını dinlemeye karar verdi. Kadın kendisiyle canlı olarak konuşmuyordu. Melis kendini, sürekli tekrar eden bir ses kaydını dinlerken buldu.

Polis arabasının siren sesi güçlenmişti. Çok yakınlarda olmalıydı.

"Evet beyler! Bu kadar yeter. Gidiyoruz." dedi Burak. Burak'ın talimatıyla herkes elindeki aletleri ceketlerinin içine sakladılar. Burak, yerde yatan Uras'ın yanına gelerek:

"Bakalım sen kaç saat sonra uyanacaksın? Piç!" dedi ve Uras'ın üzerine tükürdü. Ardından ağır adımlarla yanından uzaklaştı. Geride sadece Cenk kalmıştı. Yüzünden anlaşıldığı kadarıyla yaptığı şeyden gurur duymuyordu. Uras'ın yanına gelerek yere diz çöktü ve bir süre yerde hareketsizce yatan Uras'ı izledi.

"Ne kadar garipsin?" dedi Cenk. "O adamı marketten dışarı nasıl uçurduğunu gözlerimle gördüm. Burak'ı nasıl devirdiğini de... Şimdi ise bize izin verdin. Neden?"

Uras'ın cevap veremeyeceğini biliyordu Cenk. Ayağa kalktı, hızla uzaklaştı ve diğerlerine yetişip sokağı dönerek gözden kayboldu.

Hemen ardından Uras, gözlerini sonuna kadar açtı ve hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı. Sokağın sonuna kadar koştu ve köşeden Burak'a ve arkadaşlarına baktı. Uzaklaşıyorlardı. Kafasını geri çekerek sırtını duvara yasladı ve bir süre gözden kaybolmalarını bekledi.

Marketin önüne gelen polis arabasının kapı çarpma seslerini ve telsiz konuşmalarını bulunduğu yerden duyabiliyordu. Geri dönüp markette yaşananları bir bir polise anlatmalı mıydı? Hayır: Bu uzun sürecekti. O cani herif ise kasabayı çoktan terk etmiş olacaktı. Marketteki kameralar her şeyi kaydetmiş olmalıydı. Polisler mutlaka onun kimliğini belirleyip bir gün bir yerde yakalayacaklardı. Peki, bu ne zaman olacaktı? Birkaç masum daha caninin ellerinde ruhunu teslim ettikten sonra mı? Katilin gözüyle gördüğü imgeler hala zihninde tazeydi. Bu imgelerden biri Uras'a, sırada ne yapması gerektiği konusunda fikir sağladı.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!