36 - Güç ve Bedel (VI)

59 33 2

O sırada Uygar'ın ışık gösterisi sona erdi. Tavan lambasının tekrar yanmasıyla birlikte cismin saçtığı ışıklar azaldı ve cisim eski mütevazılığına geri döndü.

"Vay canına! Zaman ayarlamalı galiba..." dedi Uygar. Bu güzel eşyayı eline alıp yakından incelemek istedi. Ona dokundu; dokunmasıyla birlikte bacaklarındaki güç kayboldu ve yere yığıldı. Bilincini kaybederek kendini derin bir uykuya teslim etti.

"Alo?" dedi Melis tatlı ve ince sesiyle. "Kim arıyor?" diye sordu, fakat beklediği yanıtı alamadı. Telefondan sadece cızırtı sesi geliyordu. "Alo? Kimsiniz?" diye sordu Melis kaşlarını çatarak. Ona kimse cevap vermedi. Cızırtıya, rüzgâr uğultusunu andıran bir başka ses eşlik ediyordu. Sonra uğultu ve cızırtının orta yerinde bir oyuncak piyanonun seslerini andıran tınılar duyduğunu fark etti Melis. Bu bir müzik değildi: Melodik denemezdi ve notalar rasgeleydi.

Melis dizüstü bilgisayarının yanına gidip müziğin sesini kıstı ve yatağının üzerine oturarak sesleri daha dikkatli dinlemeye başladı. Odanın sessizliği, ona daha önce kaçırdığı ayrıntıları duyması için olanak tanıdı. Bir süre bu sıra dışı sesleri dinledikten sonra farklı bir ses, Melis'in ince ve narin kaşlarını çatmasına neden oldu. Melis yanıldığını anladı. Bu ürpertici ses kargaşasının içinde bir yerde bir kadın, kendini Melis'e duyurmaya çalışıyordu.

Burak ve arkadaşları hiç beklemedikleri bir anda durmak zorunda kaldılar; çünkü bir adam bir marketin cam kapısını tuzla buz ederek önlerine yuvarlandı. Bu olay her gün yaşadıkları bir şey değildi.

"N'oluyo lan burda?" dedi Burak. Koşarak adamın yanına geldi. Yerdeki adam bir yandan acıdan kıvranıyor diğer yandan nefes almaya çalışıyordu. Burak ve arkadaşları kafalarını kaldırıp ne olduğunu anlamak için yüzlerini markete doğru çevirdiklerinde karşılarında Uras'ı göreceklerini hiç beklemiyorlardı.

"Vay piç kurusu!" dedi Burak. Arkadaşlarına döndü ve:

"Yakalayın piçi!" diye bağırdı. Verdiği emrin hemen ardından dördü birden markete yöneldiler, fakat kapının önüne geldiklerinde gördükleri manzara karşısında dona kaldılar. Uras'ın hemen yanında kısa namlulu bir tüfek duruyordu. Kapı önü kan içindeydi. En kötüsü ise yerdeki kan, kasanın arkasındaki yere oturmuş bir cesetten geliyordu. Arkadaşlarının hareketsizce bekleyişlerine anlam veremeyen Burak, yerdeki adamı tek başına bıraktı ve markete girdi. Burak gözlerinin önündeki görüntüye bir an olsun inanamadı. Gözlerini hayretle Uras'a dikti. Uras'ın da Burak'tan geri kalır yani yoktu.

"Sen mi yaptın lan bunları, şerefsiz it?" dedi Burak, Uras'a kükreyerek. Uras kısa süren bir şaşkınlığın ardından:

"Hayır! Yanlış anladınız. O adam yaptı!" diyerek, az önce camdan yola uçurduğu adamı işaret etti. Bunun üzerine Burak ve arkadaşları yüzlerini çevirerek geri döndüler, fakat yolda kimseyi göremediler.

"Allah kahretsin!" diye bağırarak bir hışımla kapıya doğru yöneldi Uras, fakat ilerleyemedi. Burak ve arkadaşları bütün kapıyı kaplıyorlardı ve dışarı çıkmaya çalışan Uras'a engel oluyorlardı. Katil çoktan kaçmıştı ve giderek uzaklaşıyordu.

"Pislik herif! Kana bastın." dedi Burak, Uras'ın ayaklarını eliyle göstererek. Burak haklıydı. Uras'ın iki ayakkabısı da market sahibinin kanına bulanmıştı.

"Önümden çekilin." dedi Uras telaşla. "O adam bir katil."

"Ne diyosun lan sen?" dedi Burak.

"Marketçiyi öldüren adam oydu. Benim burada olmam sadece tesadüf. Bırakın beni geçeyim. Adamı yakalamam lazım."

Burak, Uras'a aldırmıyordu. O hala savaş alanına dönmüş markete bakıyor, yaşananları kavramaya çalışıyordu.

"Palavra sıkma lan! Ne oldu burada, adam gibi anlat!" dedi Burak. Uras, Burak'a cevap verme gereği duymadı. Onun yerine çılgın bir boğa gibi beşinin arasına dalarak kendine yol açtı ve kapıdan dışarı çıkmayı başardı. Çıkar çıkmaz sağına ve soluna baktı. Şükür ki son anda katili, caddeden ara sokağa girerken görebildi. Katil bir eliyle göğsünü tutuyor, diğer yandan öksürüyordu.

Tam peşinden gitmeye yeltenecekti ki Burak'ın baş belası kiralık adamları, Uras'ın üzerine çullandılar ve onu sıkıca yakaladılar. İkisi kollarından, biri boğazından, diğeri ise belinden tutuyordu.

Uras bütün gücüyle bağırdı:

"Adam kaçıyor, görmüyor musunuz?"

Burak'ın acelesi yoktu. Ağır adımlarla yaklaşarak Uras'ın tam önünde durdu. Uras, tüm kurtulma çabaları sonuç vermeyince çırpınmayı kesti. Karşısında iki ayağını omuz hizasında açarak duran Burak'ın rahatsız edici bakışlarına ve sesine maruz kalmak zorunda olduğunu biliyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!