33 - Güç ve Bedel (III)

55 35 0

"Burak Bey, siz miydiniz? Kusura bakmayın. Uzaktan tanıyamadım." dedi.

"Önemli değil." dedi Burak, neşesizce gülümseyerek.

"Enver Bey'e selamlar." dedi polis memuru ve camını kapatarak arabasını uzaklaştırdı.

Burak, arkadaşlarının yanına geri döndü ve yarıda bıraktığı konuşmaya kaldığı yerden devam etti:

"O şerefsizi evden çıkarken görmüşler, yarım saat önce." dedi.

"Gecenin bu saatinde nereye gidiyor olabilir ki?" dedi bir arkadaşı.

"Bilmiyorum. Kapıdan hızla çıktığını görmüşler yavşağın." dedi Burak ve devam etti: "Nereye giderse gitsin. Bakın: Bu sefer herhangi biriniz ödlek tavuk gibi kaçarsa hesabını sorarım. Tenha bir yerde kıstırıp hepimiz birden dalacağız. Anladınız mı? Nefes aldırmayacaksınız!"

"Burak, korktuğumdan değil yanlış anlama da..." dedi bir diğeri.

"Ne var?" diye sordu Burak.

"Sonrasında başımıza bir şey gelmez değil mi?"

"Oğlum sen geri zekâlı mısın? Az önce polisin bana ne dediğini duymadın mı?"

"Duydum..."

"Ne dedi söyle?"

"B... Burak Bey..."

"E, o zaman?" dedi Burak; 'kimlerle uğraşıyorum' demek istercesine ellerini havaya kaldırdı. "Sizden istediklerimi yanınızda getirdiniz mi?"

"Evet." dedi hepsi birden. Burak elini cebine götürdü ve cebinden bir tomar para çıkardı. Ardından her bir arkadaşına ikişer yüzlük uzatarak:

"Diğer yarısını yarın sabah okulda alacaksız." dedi. Sonra, geri kalan parayı ikiye katlayıp tekrar cebine soktu.

"Gidiyoruz." dedi Burak. Arkadaşları onaylayarak başlarını salladılar ve hep birlikte caddenin karşısına geçtiler. Arabaların nadiren aydınlattığı yollar ıssızdı ve sakindi.

O sırada Uras, pompalı tüfeği görünce ayağa kalkarak kaçmak istedi, fakat tek yapabildiği çaresizce dizlerinin üzerinde beklemekti.

"Paraları ver!" diye bağırdı adam tekrar. Market sahibi bu manasız sesi duyunca havada olan ellerinden birini aşağıya doğru indirerek:

"Tamam, sakin ol. Birazdan sağ elimle kasayı açacağım ve içinde ne varsa vereceğim. Yeter ki o silahı indir." dedi.

"Paraları ver!" dedi adam tekrar.

"Tamam. Dediğini yapmaya çalışıyorum zaten. Şimdi bana izin ver kasayı açayım." dedi market sahibi, elini yazar kasaya doğru götürerek. Birkaç düğmesine basmasının hemen ardından bir zil sesi ile birlikte açılan yazar kasanın içinden kâğıt paraları topladı ve adama uzattı. Adam bir çırpıda paraları aldı ve ceketinin iç cebine doldurdu. Ardından:

"Paraları ver!" diye bağırdı tekrar. Bu sefer sesi daha yüksekti.

"Abicim, bak sana ne varsa verdim zaten. Bozuklukları da mı istiyorsun yoksa?" diye sordu market sahibi, fakat adamın ifadesiz yüzüyle karşılaşınca onunla iletişim kuramayacağını anladı. Yere düşen ve ayağa kalkmak için mücadele veren Uras'tan yardım beklercesine baktı. "Peki... Bozuklukları da vereyim sana, ama bunun için iki elimi kullanmam lazım." dedi market sahibi. Ani bir hareket yapmayacağının garantisini vermek istercesine, ellerini yavaşça indirdi.

"Paraları ver!" diye bağırdı, ağzından tükürükler saçarak. Yabancı bundan hoşlanmamış gibi görünüyordu. Market sahibine doğru yaklaştı ve elindeki tüfeği ona daha tehditkâr bir şekilde doğrulttu. Parmağı neredeyse tetiği itecekti. Market sahibi giderek artan gerilimden olacak, elleri titremeye başladı ve az önceki metanetinden eser kalmadı. Evde kendisini bekleyen karısına, çocuklarına ve henüz üç aylık bebeğine kavuşmak için bu yabancının her istediğini yapmaya razıydı. Neyi varsa verecek ve bu deliyi buradan göndermek için ne gerekiyorsa yapacaktı. Bir budala için hayatından ve sevdiklerinden vazgeçemezdi.

"Tamam... Bozuklukları istemiyorsun. Anladım. Daha fazla kâğıt para istiyorsun. Sana istediğini vereceğim. Sadece aşağıya eğilip kasayı açmam lazım." dedi dükkân sahibi, yalvarır bir eda ile.

Uras konuşulanları duysa da sesler berraklığını tamamen yitirmişti. Bu his kulaklarına deniz suyunun dolması ile aynı şeydi. Omuzlarının üzerinde sanki iki farklı kafa taşıyor gibi hissediyordu. Yabancı adamın hislerini sezebiliyor, onun düşüncelerini okuyabiliyor, özümseyebiliyordu. Bundan dolayı ürküyor ve kendini son derecede güvensiz hissediyordu. Aynı zamanda bu duruma karşı da koyamıyordu da. Elinde olmayan bir takım sebeplerle, yabancının buraya gelmeden önce yaşadığı her anı zihninde izlemek zorunda kaldı. Artık bu çirkin adamın kim olduğunu biliyordu ve onun yaptıklarını görmek Uras'ı dehşet içinde bıraktı.

Pembe renkli pamuk pijamaların içinde, farklı bir şehirdeki bir kız arkadaşıyla, cep telefonundan müthiş parmak hızıyla mesajlaşan Melis, bir yandan yatağının üzerinde sırt üstü uzanıyor, diğer yandan bilgisayarında çalan yüksek sesli müziği dinliyordu. Keyifli sohbeti bir telefon zili sesiyle sonlandı. Ses, odanın içinde bir yerden geliyordu ve kesinlikle kendi telefonu değildi.

Melis elindeki telefonunu yatağının kenarına bırakarak yattığı yerden doğruldu. Yataktan inerek sesin nereden geldiğini öğrenmek için etrafına kulak kabarttı. Sese doğru yaklaştı ve böylece sesin küçük sırt çantasının içinden geldiğini kolaylıkla fark etti. Çantasını eline aldı, fermuarını açtı ve içinden ekranı yanıp sönmekte olan cep telefonunu çıkardı.

"Hadi ya! Tüh! Nasıl unuttum?" dedi Melis. Birisi, Uras'ı arıyordu. Kimin aradığını öğrenmek için telefonun ekranına meraklı gözlerle baktı. Ne yazık ki merakını giderememişti; çünkü arayan 'Bilinmeyen Numara'ydı.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!