32 - Güç ve Bedel (II)

71 37 1

O esnada Uygar, çalışma odasında, bilgisayarının önündeki geniş sandalyeye oturmuş, kameraları inceliyordu. Uras'ın odasından gelen hareketliliği görür görmez sandalyesinden doğruldu ve yüzünü ekrana yaklaştırdı. Odanın içinde garip bir ışık dalgalanması hâkimdi ve ışığın tonu bir azalıp bir çoğalıyordu. Uygar ilk önce açık kalan dizüstü bilgisayarının ekran ışığıdır diye düşündü. Belki ekran koruyucusuydu ve dalgalanmaları o oluşturuyor olabilirdi.

Sandalyesinden kalktı ve odasından dışarı çıktı. Tablolu koridoru geçerek Uras'ın oda girişine doğru yaklaştı. Bulunduğu yerden dalgalanmalar daha net görünüyordu. Farklı tonlarda renklere sahipti ve kameradan izlediğine kıyasla daha belirgindi. Odanın tavanını rengârenk aydınlatıyorlardı. "İlginç!" diye geçirdi Uygar içinden. Uras'ın böyle bir gece lambasına sahip olduğunu hatırlamıyordu. Ne olduğunu öğrenmek için odaya girmesi gerekiyordu, fakat yarım saat önce Uras'a, başkalarının odasına girmenin yanlış olduğunu söylediğini hatırladı.

O esnada Uras, beynine giren ani baş ağrıları ve denge kaybı yüzünden yerinden doğrulmaya çalışmakla meşguldü. Sanki kafasının içinde bir şey ilerleyerek yer açmak ve ardından beyninin bir köşesine yuva yaparak yerleşmek istiyordu. Yabancının gözlerine baktığında ağrı artıyor, gözlerini yere indirdiğinde ise ağrı biraz olsun hafifliyordu, fakat asla geçmiyordu.

Uras ilk başlarda acı veren etkeni, kafasının içine giren bir parazit ya da solucan zannetse de, birkaç saniye sonra gerçek sebebini anladı: Kendisiydi. Zihninin en derinliklerinde bir yerde özü, bedeniyle iletişim kurmaya çalışıyordu. Bu acıyı ona hissettiren ise özünün Uras'a anlatmaya çalıştığı duygularıydı. Uras kendi ruhu ile yaşadığı diyaloğun sancılarını çeke dursun, yabancı adamın bu markete gelmeden önce yaşadıklarını bir bir görmeye başladı. Uras artık her şeyi biliyordu. Adamın ne kadar sefil bir yerde yatıp kalktığı, hangi şehirden bu kasabaya geldiği ve hangi suçları işlediği kafasının içinde duygularla birlikte canlanıyordu. Bu düşünce selini durdurabilmek imkânsızdı. Sanki düşünceler, imgelere dönüşüyor, sinir sistemine işliyor oradan zihnine hücum ediyordu. Beyninin içine hücum eden bu imgelerin arasında birden önemli bir ayrıntının olduğunu fark etti Uras.

"Silahı var!" diye panikle bağırdı.

"Ne diyorsun genç? Anlamıyorum." dedi market sahibi, fakat bu soruyu sormak ona gereğinden fazla vakit kaybettirdi. Yabancı, ceketinin fermuarını açarak içinden kısa namlulu bir pompalı tüfek çıkardı ve market sahibine doğrulttu. Birden çifte namlunun kendisine yöneldiğini gören market sahibi ellerini havaya kaldırarak:

"Hop! Hop! Sakin ol! Birileri zarar görmeden hemen indir onu." dedi.

"Paraları ver!" Bu, yabancının hırıltı ve ürkütücü sesiydi.

O sırada Uygar, bunun yanlış olduğunu bilse de sonunda Uras'ın odasına girmeye karar verdi. Böylece tavana yansıyan ışığın kaynağını bulmak zor olmadı. Uras'ın çalışma masasının üzerinde yamuk bir cisim, ışığını odanın her yerine saçıyordu. İlk bakışta Uygar onu altından yapılma zannetse de dikkatle baktığında daha koyu ve kendine has bir ara renge sahip olduğunu gördü. Duvara yansıttığı şekiller eski bir uygarlığın harflerine benzetti. Her beş saniyede bir hızla hareket ederek yer değiştiriyorlar, birden sabitleniyorlar, sonra tekrar hareket etmeye başlıyorlardı. O kadar hızlı yer değiştiriyorlardı hareket halindeyken onları gözüyle takip etmesi imkânsızdı.

Nesneye yakından göz atmak istedi Uygar. Bir hentbol topundan daha büyük değildi. Orantısız şekline rağmen masanın üzerinde devrilmeden, dengeli bir şekilde durması bir hayli şaşırtıcıydı. Ön yüzünde düz bir alan vardı. Sanki bir cep telefonunun ekranını andırıyordu. Işıklar o bölgeden geliyordu. Uygar bir şeyi tam olarak idrak edemedi: Harfler sabit durmasına rağmen duvardaki yansımaları sürekli hareket ediyordu. Aletin içinde bu illüzyonu sağlayan bir mekanizma olmalı diye düşündü.

"Enteresan!" dedi Uygar. Prize bağlı herhangi bir kablo göremedi. Yaptığı fevkalade ışık gösterisine bakılırsa güçlü pillerle çalışıyor olmalıydı.

Uygar bir an gözlerini kırparak bir şeyi doğru görüp görmediğine emin olmak istedi. Hızla odanın lambasını açtı ve nesnenin yanına geri döndü. Tavan lambasının odayı yeterince aydınlanmadığını fark edince yüzünü yukarı kaldırarak lambaya baktı. Ampul belli belirsiz yanıyordu. Hâlbuki buraya gelmeden önce diğer odalarda böyle bir şey yoktu. Elektrik voltajı düşmüş olsaydı diğer odalarda da aynı şey olması gerekirdi. Uygar, lambanın az ışık vermesine pek aldırış etmeden cisme yaklaşarak dikkatle incelemeye başladı. Zaten ilk gördüğü şey onu hayrete düşürmeye yetmişti.

"Hadi canım!" dedi Uygar.

Cismin üzerinde gözenekler vardı ve gözenekler, sürekli hareket ediyor, aynı zamanda büyüyüp küçülüyordu.

O sırada Burak ve arkadaşları ana cadde üzerinde bir ayaküstü restoranının önünde, tekrar bir araya gelip cadde köşesinde grup olmuşlar, kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Üzerine siyah deri ceket giymiş olan Burak, arkadaşlarıyla hararetle konuşmaktaydı. Sağ gözünün üzerindeki şişlik ve morluk, birkaç saat önce yediği dayağın acısını hala hissettiğinin haberini veriyordu.

Gecenin bir yarısı kasaba merkezinde beş erkeğin köşe başında toplanması ilgi çekmiş olacaktı ki bir polis arabası, caddeyi aydınlattığı kırmızı ve mavi ışıklarıyla gençlere yanaştı. Burak ve arkadaşları polis arabasını görünce sürdürdükleri konuşmayı yarıda kesmek zorunda kaldılar. Polis arabası bir süre yanlarında bekledi, sonra arabanın sağ camı aşağıya doğru inerek açıldı. Direksiyon başındaki polis onlara gözlerini ayırmadan dikkatle bakıyordu.

"Hayırdır gençler gecenin bu saatinde? Bir problem yok değil mi?" diye sordu polis memuru. Bu soru: 'Beni arabadan aşağıya indirmeden önce evlerinize dağılsanız iyi olur.' anlamına geliyordu. Burak, arkadaşlarını eliyle kenara iterek kendini gösterdi ve aracın yanına kadar geldi. Yüzünü açık olan cama doğru yaklaştırdı ve:

"Bir şey yok memurum. Sadece arkadaşlarla takılıyorduk." dedi. Burak'ın sol kaşının üzerindeki yara bandı ve yüzünün çeşitli yerlerindeki morluklar eşliğinde zoraki gülümsemesi, yalan söylediğini açık şekilde ele veriyor olsa da polis memurunun az önceki ciddiyeti birden silindi.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!