29 - Çaylak (VI)

64 36 0

"Buna daha ne kadar devam edeceksin, Yneron? Korkak olmayı bırak ve benimle bir erkek gibi dövüş! Yoksa Nirga'da olduğu gibi tekrar kaçacak mısın?" diye bağırdı kızıl zırhlı adam. Kalkana çarpan her dalga etkisiz hale geliyordu. Son ışık dalgası da iris kalkanına çarptı ve bir sessizlik çöktü.

"Torga!" diye bağırdı beyaz gözlerin sahibi. Bu ses bir erkekten geliyordu.

"Bu gezegende ne işin var?" diye kükredi. Eğer ışık dalgaları biraz daha devam etseydi çukurun içinde çaresizce bekleyen Aeron neredeyse havasızlıktan ölecekti. Bu iki yabancı adamın kavgası, ortamdaki bütün enerjiyi suni bir kara delik gibi içine çekiyordu.

"Biliyor musun Yneron? En son uğradığın hezimetten sonra karşıma bir kez daha tek başına çıkacağını düşünmüyordum." dedi kızıl zırhlı ve sol kolunu indirerek iris kalkanını ortadan kaldırdı. Misafirinin ölümcül darbelerinden sonra kendisini biraz olsun toparlamaya ihtiyacı vardı.

Karanlığın ardında bekleyen Yneron, kızıl zırhlı Torga'nın kızıl ışığı önünde nihayet kendini gösterdi. Yağmur damlaları Yneron'un kusursuz güzellikteki zırhına çarpmasıyla birlikte kaynayarak buharlaşıyordu. Üzerinden yükselen su buharı beyaz gözlerinin önünden geçerken yanardağ ağzından çıkan öfkeli dumanları andırıyordu. Geniş omuzları, ince bel çevresi ve uzun bacakları ile Torga'ya göre daha atletik bir vücut yapısına sahipti. Üzerindeki mat koyu mavi zırhı ise onu olduğundan daha heybetli gösteriyordu. Zırhına sadece mavi demek haksızlık olurdu; çünkü o mavinin her tonuna sahipti. Yneron, ağır adımlarla yürüyerek Torga'ya yaklaştı ve on adımlık mesafede tam karşısında durdu.

"Buraya kimin emriyle geldin?" diye sordu Yneron yüksek sesle. Parmağı ile Torga'yı işaret ediyordu. Sesi kin ve öfke doluydu.

"Ben sizin gibi değilim, Yneron. Yaşamak için emir alan sizlersiniz."

"Hepimiz nefes alan, canlı bir sistemin parçalarıyız, Torga. Senin yaptığın ise ihanetten başka bir şey değil."

"Sahip olduğumu geri istemek ne zamandan beri ihanet oldu?"

"Hepimiz her gün birçok şey istiyoruz, kardeşim. Henüz aile olmanın bedelini bile ödeyemezken, sahip olduğun gücün sorumluluğunu nasıl kaldırabilirsin?"

"Bana sadece kardeşim diyerek aile olmanın bedelini ödediğini mi zannediyorsun, Ghan Yneron, Verralyihorn'un lideri, tahtın varisi..."

"Mersa, Teomne, Yirnik, Celse, Isla, Artila, Ryokhan! Hepimiz bir bütünün parçalarıyız, Torga. Asırlardır süren bu düzenin eti ve kemiğiyiz. Ne sen ne de bir başkası, bunu bozamayacak kadar hüküm altındadır."

"Celce'yi sakın bir daha ağzına alma cüretinde bulunma! Ben bir şey istemedim, Yneron ve artık size bunu anlatmaktan da sıkıldım. Hükmü reddetmiyorum. Bunu ne zaman anlayacaksınız?"

"Hükmetmek istiyorsun, Torga. Bunu bir kez denedin, ama bir daha olmayacak."

Zırhlarının ardında sakladıkları yüzleri görülmese de her ikisinin öfkesi, seslerinden rahatlıkla anlaşılabiliyordu.

"Buraya neden geldin? Bana bu zırvalıkları söylemek için mi?" dedi Torga.

"Seni bekliyorlar. Benimle geliyorsun."

"Zukhaan ve Lerisse mi?"

"Onlar bizim ailemiz, Torga! Onlara bu şekilde hitap edemezsin."

"Bir şeyi unutuyorsun sevgili kardeşim Yneron(!) Onlar senin ailen. Benim babamı, günahlarınızla birlikte yaptırdığınız o gösterişli mezara gömdünüz. Zavallı annemin ise mezarı dahi yok. Lyihornee'nin görkemli tahtında otururken öz aileni böyle sevmek ne kadar kolay değil mi?"

"Beni zora koşma, Torga! Senden ne istediğimi gayet iyi biliyorsun? Artık direnmeyi kes ve itaat et!"

"Hiçbir yere gitmiyorum!"

"Böylesi değersiz bir gezegende ne yapacaksın?"

"Bu seni ilgilendirmez Yneron. Bana şimdi senin ne yapacağını söyle."

Hemen sonra Torga'nın etrafında güçlü bir ışık parladı ve küreye dönüşerek onu içine hapsetti. Ayakları yerden kesilen Torga, yükselerek güneş gibi parlayan kürenin tam ortasında asılı kaldı. Küreye temas eden yağmur damlaları buharlaşıyordu. Aynı zamanda küre, çevresindeki toprağı yakıyor, eriterek akışkan hale dönüştürüyordu.

"Bu beni durdurmak için öğrendiğin yeni numaran mı Yneron?" dedi Torga, alaycı bir ses tonu ile.

Böyle konuşsa da Torga bunu beklemiyordu. Zırhı sayesinde kürenin dehşet verici sıcaklığı ve basıncı onun için tehlike arz etmiyordu. Zırhına çarpan radyasyon ise önemsemeyeceği bir ayrıntıydı. Onu endişelendiren başka bir şey vardı. Şimdi Yneron'un işinde ne kadar titiz olduğunu bir kez daha görmüş oldu.

"Lirgo'yu bana teslim et, Torga." diye bağırdı Yneron.

"Böyle bir yerde soyunmamı isteyecek kadar aptal olamazsın, değil mi sevgili(!) kardeşim? Ricanı reddediyorum."

"Benimle dalga geçmeyi bırak. Ya da bekle ve ne olacağını gör."

Torga zor durumda olduğunu biliyordu. İlk aklına gelen şey kürenin dışına basitçe sıçramak olmuştu. Kısa mesafelerde yer değiştirmek onun için basit bir beceriydi, fakat kürenin kabuğundaki enerji, en başından beri moleküler parçalanmaya izin vermiyordu. Bu yüzden bu seçeneği atlayıp başka bir çözüm düşünmeliydi. Yneron, yerçekimini ve atmosferi kürenin içinden kaldırmıştı. Torga, kendi zırhındaki elementleri kullanarak basit bir füzyon oluşturabilirdi, fakat olur da küre açılırsa, patlamanın etkisi çukurda bile olsa zavallı Aeron'ı küle dönüştürebilirdi. Bu seçeneği de atlaması gerekiyordu.

"Burada istediğin kadar bekleyebilirim, Yneron. Peki, sen bunu sürdürmeye ne kadar devam edeceksin?" dedi Torga; sesindeki endişeyi saklayamıyordu.

"Peki, seni böyle kara kara düşündüren nedir?" diye sordu Yneron, Torga'nın endişesini anlar anlamaz.

"Sadece sana acıyorum." diye cevap verdi Torga.

Torga halsizleşmeye başladığını hissetti. Lirgo'nun içindeyken beklenmeyen bir durumdu bu ve çok tehlikeliydi. Küre, gücünü Yneron'dan alıyor olamazdı. Yneron bunu düşünecek kadar zekiydi. Aksine bu, Kara Kale'deki azılı mahkûmlara uygulanan bir çeşit cezalandırma yöntemine benziyordu. Dolayısıyla enerjisini yerden alıyor olmalıydı. Torga'nın yapması gereken, kürenin oluşum aşamasına geri dönmekti. Ayakları yere değmediğine göre bu durum tek bir kelimeyle açıklanabilirdi.


Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!