21 - Yabancı (III)

59 37 2

Uras, Uygar'ın bu ricasını anlayışla karşılayarak başını salladı. Sonra sırt çantasını alarak merdivenlerden yukarı çıktı. Evin ikinci katına çıkan merdivenin son basamağı da geçtikten sonra duvarlarında yağlı boya resimleri asılı loş koridorda ağır adımlarla ilerledi ve odasının kapı eşiğine kadar geldi. Kapı her zamanki gibi açıktı. İçeri girmeden önce odayı gözleriyle dikkatlice taradı. İçine bir ürperti girdi. Bugün bu odanın içinde bir yabancının olduğu düşüncesi bile kalbinin yerinden fırlayacakmışçasına atmasına neden oluyordu.

Çantasını olduğu yerde bıraktı. Arkasına döndü ve koridorun tavanında kendisine doğru bakan kameranın yanıp sönen kırmızı ışığı ile karşı karşıya geldi. Kapı eşiğinde öylece beklemenin anlamsız olduğunu düşünerek içeri girdi ve yatağının üzerine oturdu. Uygar'ın anlattıklarını gözünde canlandırdı. Olduğu yerden biraz eğilip kamera açısına baktı. Uygar adamın sol omzunun biraz görüldüğünden bahsetmişti. Kameranın görüş açısını değerlendirdiğinde yabancının odasının kapıya yakın olan kısmında durmuş olması gerekiyordu. Bir süre kafa yordu, fakat hiçbir sebep bulamadı. Odasına birisinin girmesini gerektirecek ne olabilirdi ki?

Bir an bilgisayardaki kaydı kendi gözleriyle görmesi gerektiğine karar verdi ve yerinden hızlıca kalktı. Uygar, salonda otururken onun odasına girip bilgisayarına gizlice göz atabilirdi. Odasına izinsiz girilmesinden son derecede rahatsız olduğunu biliyordu. Olumsuz yanıt alacağını bilerek ondan izin istemek, niyetini haber etmekten başka bir işe yaramazdı.

Loş ışıkların aydınlattığı koridordan sessizce ilerleyerek merdiven boşluğuna kadar geldi. Babasının aşağıda ne yaptığını anlamak için kafasını aşağı doğru eğerek seslere kulak kabarttı. Sadece televizyonun sesi geliyordu. Televizyonu tekrar açmış olmalıydı. Bu Uras için güzel bir fırsattı. Ayrıca İlayda, Maya'nın odasında olduğu için ses çıkarmadan işini hemen halledebilirdi.

Merdiven girişinden ayrılarak koridoru yürümeye devam etti Uras. Uygar'ın çalışma odası, uzun koridorun sonundaydı. Odanın kapısına ulaştığında içini garip bir his kapladı. Evin bu tarafına kim bilir en son ne zaman gelmişti. Kapının kulpunu sessizce çevirdi ve kapıyı yavaşça açtı. İçeriye girdi. Geniş ve ferah bir odaydı burası. Kenarları kitaplıklar ve dolaplarla çevrili odanın merkezinde geniş bir çalışma masası ve bitişiğinde daha küçük bir masa bulunuyordu. Masaların karşısında konforlu deri bir sandalye göze çarpıyordu. Masaların üzerinde toplam üç adet bilgisayar ekranı vardı. Bunlardan ikisi geniş masanın üzerinde ve kapalı halde duruyorken, küçük masanın üzerindeki açıktı ve loş ışığı ile odayı loşça aydınlatıyordu.

Uras küçük masanın yanına geldi ve sandalyeyi kendisine doğru çekerek oturdu. Açık halde olan ekrana baktı. Ekrandan evin tüm kameralarını görebiliyordu. Gözlerini salon kamerasına çevirdi. Tam düşündüğü gibi babası bir yandan televizyon izliyor diğer yandan cep telefonuna bakıyordu. Endişelenmesine gerek yoktu. Oyalanmadan kendi odasını izleyen kamerayı tam-ekrana çevirdi. Menüye girerek eski kayıt başlıklarını kabaca taradı. Aradığı görüntü polisin dediğine göre saat 4 ile 6 arasında kaydedilmiş olmalıydı. İstediği zaman aralığına denk gelen dosyayı buldu ve videoyu oynattı. Ekrana gelen videoda kayda değer bir şey bulamayınca ileri sardı. Bunu yaparken biran olağandışı bir hareket gördüğünü fark etti ve videoyu durdurdu. Birkaç saniye geriye sardı, sonra tekrar oynattı ve o belirsiz hareketi gördüğü ana gelip videoyu duraklattı.

"Aman Allah'ım." dedi Uras. Kendi gözleriyle görmesi onu daha fazla korkutmuştu.

Babasının bahsettiği gibi, kimliği belirlenemeyen adam, odanın içinde birden kamera açısına giriyor ve öylece bekliyordu. Hangi yöne baktığı kesinlikle belli olmuyordu. Sol omzunun bir kısmı ve kafasının belli belirsiz bir çizgisi görülüyordu.

Uras çenesini sol eline yaslayarak bir müddet ekrana baktı. Kaşlarını çattı ve gözlerini kıstı.

"Kimsin sen?" diye fısıldadı sessizce. Derin bir iç çekti. Yüzüne usulca vuran ekranın loş ışığı bile karanlıkta gizlemeye çalıştığı korkusunu ortaya çıkarmaya yetiyordu. Geriye yaslandı ve başını iki elinin arasına aldı.

"Neredeyse unutuyordum! Kahretsin!" diyerek oturduğu yerden doğruldu. Kameralar her şeyi kaydettiği gibi kendisini de bu odaya girerken kaydetmiş olmalıydı. Klavye ve fareye tekrar uzandı, ekranın sağ alt köşesindeki saate baktı. Dokuzu çeyrek geçiyordu. Tek yapması gereken koridordaki iki kameranın kayıt ettiği son dosyayı silmekti. Bilgisayardan ayrıldıktan sonra, kendi odasına gidene kadar ki süreçte kameralar hala kayıt halinde olacağından, kaydı durdurması ve bir dakikalık gecikmeli zaman ayarı yapması, ona işi bittikten sonra odasına geri dönmesi için yeterli zamanı sağlayacaktı.

Bunları yapmadan önce kendisini izlemek istedi. Emin olmalıydı. On dakika öncesine geri döndü. Ekranda, merdivenlerden koridora çıkarken ki halini izledi. İçi bir tuhaf oldu. Kendisini bu açıdan izlemek alışık olduğu bir şey değildi. Uras videoda, koridoru geçtikten sonra kapı eşinde çantasını bırakıyordu, ardından odanın içini izliyordu. Sonra geri dönerek kameraya baktı ve içeri girdi. Yatağının üzerinde oturuşu bile kameradan görülebiliyordu. Bundan böyle kapı açıkken daha dikkatli olması gerektiğini düşündü Uras. Bir müddet yatağın üzerinde otururken ki halini izledi. Tam videoyu sonlandırıp silmeye hazırlanacaktı ki gördüğü şey onu bir an soluksuz bıraktı.

"Allah'ım bizi koru!" diye bağırdı Uras olabildiğince alçak bir sesle.

Olduğu yerden ayağa fırlayınca tekerlekli sandalye geriye doğru sürüklendi. Videoyu durdurdu. Ekranda gördüğü şeyin doğru olmamasını diledi. Görüntü o kadar netti ki ne yaparsa yapsın gerçek, gözlerinin tam önündeydi. Sanki vücudunun tüm kanı yüzünden çekilmiş, adeta bembeyaz kesilmişti. Videoda, Uras hiçbir şeyin farkında olmadan yatağının üzerinde kendi odasını ve kamera açısını kontrol ederken, pencerede bir insan silueti vardı ve kendisini izliyordu.

"Bu o olmalı!" dedi Uras. Elini anlına götürerek terini sildi. Terden tişörtü sırılsıklam olmuş vücuduna yapışmıştı. Birden kameraların birinden sinyal geldi. Koltuğundan kalkan Uygar'dı. Uras hemen kaydı sildi. Kamerayı bir dakika gecikmeli ayarladı. Sandalyeyi eski yerine çekerek odadan hızlıca uzaklaştı ve kapıyı arkasından sessizce kapattı. Kalbi neredeyse yerinden fırlayacaktı. Koridoru geçti ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Aniden babası ile karşı karşıya gelince istemsizce geriye sıçradı.

"Ne oldu Uras? Sen iyi misin?" diye sordu Uygar.

"Bir şeyim yok. İyiyim ben." diye cevap verdi Uras ve Uygar'ı geçerek merdivenlerden inmeye devam etti.

"Uras!" diye bağırdı Uygar arkasından. Uras, durdu ve bir şey söylemeden Uygar'a baktı.

"Kim olursa olsun, başkalarının odasına gizlice girmen hiç hoş değil." dedi Uygar, cep telefonunu havaya kaldırıp Uras'a göstererek. "Teknoloji ne kadar garip bir şey değil mi?" Uygar'ın bakışları soğuk ve ciddiydi. Bu bakışları bir yerden hatırlıyordu Uras. Daha önce Melis'le ev bahçesinden ayrılırken mutfak camından da aynen böyle bakmıştı. Uygar tuhaftı. Hem de çok tuhaf... Uras yukarıda yaşadıklarının şokunu hala atlatamadığı için Uygar'a cevap vermedi ve sırtını dönerek uzaklaştı.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!