18 - Uyanış (IV)

58 36 1

"Burak, aramızda tatsızlık oldu, biliyorum. Okuldan atılmanı ben istemedim. Artık buna bir son verelim. Daha ne kadar benimle uğraşmaya devam edeceksin?"

"Sana gıcık kapıyorum lan. Senin bir şey yapmana gerek yok ki. Senin yaşaman bile beni sinir ediyor. Sevmiyorum lan seni. Tipine kodumun bücürüğü! Bamya kadar boyuyla dediği laflara bak!"

"Ne biçim konuşuyorsun sen be terbiyesiz! Sen kendini ne zannediyorsun? Uras böyle olmayacak! Ben polisi arıyorum." dedi Melis. Cep telefonu çantasından çıkardı. Bunu gören Burak, arkasında duran bir arkadaşına işaret yaparak gerekeni yapması istedi. Talimata hemen itaat eden arkadaşı, Melis'in yanına gelerek cep telefonunu almak için Melis'i narin ve ince kolundan yakaladı.

"Ne yapıyorsun be? Bırak kolumu? Çığlık atarım." diye bağırdı Melis, fakat gencin bu tehdidi önemser bir hali yoktu. Gücünü kullanarak telefonu aldı, cebine koydu ve Melis'in ağzını iri elleriyle kapadı.

"Telefonu geri ver!" dedi Uras, gence dönerek. Sakin tavrını terk edip, sert bir tonla konuştu.

Cevap alamadı Uras. Burak sağ elini Uras'ın ensesine geçirdi ve Uras'ı kendine yaklaştırdı.

"Senin yüzünden bütün düzenim bozuldu. Bir de çıkmış karşıma... Kimsin lan sen? Hadi korusun seni Okan Bey şimdi de görelim." dedi Burak. Öfkeden yeşil gözleri neredeyse kızıla dönecekti.

"Görkem, sen Melis'i tut. Kaçmasın bir yere." dedi Burak, arkadaşına bakarak. Özgür, Melis'in telefonunu cebine koyan gençti. Melis'in her iki kolundan tutarak birbirine kenetledi. Melis çığlık atmak istedi, fakat ağzını hunharca kapatan eli yüzünden bunu başaramadı. Uras için çenekler tükendi.

"Elini çek boynumdan!" diye haykırdı Uras. Burak duymazlıktan geldi. Diğer elini kaldırarak yumruk yaptı ve Uras'ın yüzüne savurdu.

Bu hamleyi fark eden Uras, sağ elinin parmaklarını yelpaze gibi açtı, yüzüne yaklaşan yumruğu engelleyerek sağına yönlendirdi. Burak'ın boşa giden hamlesinden dolayı kaybolan dengesi, Uras için bir fırsat haline dönüştü. Sol elini sıkıp yumruk yaptı ve Burak'ın çenesinin altına sertçe geçirdi. Birbirine çarpan dişlerinin çıkardığı iç gıcıklayıcı sesle birlikte Burak, Uras'ın ensesini bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı. Yere tükürdü ve elini ağzına götürdü. Ağzının içinden kan geliyordu. Burak ve arkadaşları şok içindeydi. Burak, alt çenesini oynatmaya çalıştı, fakat bu hareketinin ona acı verdiğini hissedince hemen vazgeçti. İlk defa bir kavgada canı bu denli yanmıştı ve düştüğü durumu kabullenmekte zorluk çekiyordu. Başını kaldırarak gözlerini sonuna kadar açtı ve Uras'a öfkeden delirmiş bir boğa gibi baktı.

"Ne yaptın lan sen? Ne yaptın?" diye var gücüyle bağırdı.

"Kan mı o?" diye sordu Uras, manidar bir şekilde. "Demek sen de benim gibi sıradan bir insanmışsın. Bunu bilmem iyi oldu."

Burak, Uras'a doğru koştu ve sıçradı. Sağ bacağını kaldırdı ve ayağının tabanı ile Uras'ın karnına doğru güçlü bir tekme savurdu. Burak hızlıydı, fakat Uras daha hızlıydı. Usta bir çeviklikle ayağını kaldıran Uras, Burak'ın bacağına ayak tabanı ile dokunarak tekmesini yanında duran çöp tenekesine doğru yönlendirdi. Böylece Burak'ın hışımla çıkışı boşa çıkınca, Uras için ikinci bir fırsat doğdu. Burak'ın sağ kaşının üzerine art arda üç yumruk indirdi. Burak geriye yalpalasa da bu durum uzun sürmedi. Sağ yumruğu ile karşılık verdi Burak. Uras'ın dikkati Burak'ın omuz hareketlerindeydi, bu yüzden Burak'ın dev yumruğu, havayı dövmekten başka bir işe yaramadı. Bir anlık Burak'ın kör noktasında kalan Uras, Burak'ın başının arkasını –tıpkı hızla dönen su değirmeni gibi– ardı ardına yumruklamaya başladı. Ellerinin ikisini kullanıp göğüs hizasından çıkardığı her yumruk, Burak'ın kafasına çekiç gibi çarpıyor ve sersemletiyordu. Karşı koyma gayretleri nafileydi, çünkü o daha hareket edemeden yumrukların bir diğeri ile buluşuyordu. Uras, Burak'ın çapraz yönlerini ele geçirmiş, onu adeta kum torbası gibi dövüyor; Burak, ağırlaşıyor ve yere biraz daha yaklaşıyordu. Uras'ın son ve en güçlü yumruğu Burak'ın dizlerini yere değdirdi ve Burak bütün bilincini yitirmiş halde beklemeye başladı.

"Şimdi boyun o kadar da uzun değil." dedi Uras, sakince. Burak cevap veremedi; sadece Uras'ın kapanış olarak sağ ayağın iç tarafı ile – bir futbol topuna plase vurur gibi – yüzüne savurduğu tekmeyi çaresizce izlemekten başka bir şey yapamadı. Uras ayağını, Burak'ın sol yanağına öyle bir yerleşmişti ki darbe etkisi ile yere çarpan Burak, bilincini kaybetti.

Burak'ın bir dakika içinde gerçekleşen mağlubiyetine tanık olan arkadaşları, Melis'e telefonunu geri vererek telaşla sokağı terk ettiler. Uras yere doğru eğildi, elini Burak'ın burnuna doğru yaklaştırdı, bir süre bekledi, sonra elini çekerek doğruldu.

"İyi misin?" diye sordu Melis, telaşla. Koşarak Uras'ın yanına geldi.

"Bu soruyu bence ona sormalısın." dedi Uras, Burak'ı işaret ederek. Melis yerde kendinden geçmiş halde sırt üstü uzanan Burak'a baktı.

"Uras... Sen... Nasıl yaptın?"

"Sana zarar vermelerini istemedim sadece."

"Bunu yapmayı nereden öğrendin?"

"Bu kadar iyi olduğumu ben de bilmiyordum açıkçası."

"Onu bu halde bırakıp gidecek miyiz?"

"O iyi merak etme. Birkaç dakika sonra kendine gelir."

"Bir şey olmaz değil mi?"

"Bence gitsek iyi olur. Ayıldığında tekrar hırs yapabilir. Onu bir daha devirmek zorunda kalmak istemiyorum."

Melis, korkuyla Uras'ın koluna girdi. Dar sokağı geçerek ana yola çıktılar.

"Bir daha o sokağa beni kimse sokamaz." dedi Melis.

"Beni de..."

"Seni tanıyamadım orada biliyor musun? Burak'ı alt edebileceğin hiç aklıma gelmezdi." dedi Melis.

"Her şey birden oldu. Yani... Ne bileyim? Çok basitti."

"Burak'ı bu kasabada bilmeyen yoktur. İnsanlar onunla tartışmaya bile çekinirler. Yakında kıyamet kopacaktır."

"Doğru; İntikam için dönecektir."

"Beni esas korkutan şey ne biliyor musun?" dedi Melis durarak. Uras'a kaygıyla bakıyordu. "Burak'ın arkadaşlarından biri... Cep telefonuyla olan biten her şeyi kaydetti."

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!