14 - Miras (II)

76 36 2

Kendi odasını görmek istiyordu hemen ve burada daha fazla oyalanma niyetinde değildi. İçeride hâkim olan ağır kül kokusu boğazını yakmaya çoktan başlamıştı. Üst kata nasıl çıkacağı konusunda bir müddet kafa yordu. Merdivenler komple zemine çökmüştü ve salon ile üst katı birbirine bağlayan başka bir yol bulunmuyordu. Aklına bir fikir geldi. Çerçeveleri dökülmüş pencerelerden birine yaklaştı ve başını dışarı çıkararak yukarıya baktı. Evin dış cephesindeki metal borular sağlam gibi görünüyordu. Birkaç hamlede küçük bedenini pencereden dışarı çıkardı. Cam kırıklarına dikkat etse de nafileydi. Birkaçı çoktan ayağının altını çizmişti bile, fakat önemseyeceği yaralar değildi bunlar. Metal boruya sıkıca tutundu, sonra bütün ağırlığını boruya vererek yukarıya doğru tırmanmaya başladı. Haklıydı. Boru onun hafif ağırlığını kaldıracak kadar sağlamdı.

Üst katın penceresine ulaştı ve kendini içeri bıraktı. Ayaklarının zemine değmesinin hemen ardından müthiş bir acı hissetti Uras ve kendisi can havliyle yere attı. Bağırmamak için kendini zor tutuyordu. İri kırık bir camın sivri kenarı ayağının altına girmişti. Hissettiği acıya garip bir ıslaklık eşlik etmeye başladı. Elini götürdüğünde ıslaklığın sebebinin kan olduğunu anladı. Dişlerini sıktı ve cam parçasını tutarak ayağından yavaşça ayırdı. Korkuyordu Uras, fakat buna rağmen üzerindeki tişörtü soğukkanlılıkla çıkardı, ayağına sararak sıkı bir düğüm attı. Pes etmeyecekti. Yapması gereken bir şey vardı ve onu halletmeden geri dönmek niyetinde değildi.

Biraz yalpalayarak da olsa yerinden kalktı ve bir zamanlar ona ait olan odasının içine girdi. Perdelerden, yatağından, gardırobundan ve oyuncaklarından eser kalmamıştı. Odanın sol köşesinde duran gardırobu ile duvar arasındaki boşluğa doğru yürüdü ve dizlerinin üzerine çöktü. Ahşap parkenin altına sakladığı bozuk para kutusu yangından sonra ortaya çıkmıştı. Kutunun şekli her ne kadar bozulmuş olsa da içindeki metal paralar sağlam gibi görünüyordu. Kutuyu eline aldı ve odadan ayrıldı.

Artık Mustafa Amca'lara geri dönebilirdi Uras. Ufak zayiatlar vermiş olsa da operasyonu başarıyla tamamlamıştı sonuçta; paraları güvendeydi. Derken gözü babasının -bulunduğu yere uzakta olmayan- çalışma odasına takıldı. Bir zamanlar babasını ardından izlediği cam sürgülü kapı artık yerinde yoktu. Oda, evin geri kalanında olduğu gibi harabeye dönmüştü, fakat tek bir şey sağlam kalabilmeyi başarmıştı. O da daima babasının çalışma masasının yanında duran çelik kasasıydı.

Uras, eve dönme fikrini askıya alarak çalışma odasına dikkatlice girdi ve kasanın yanına kadar gelerek yere oturdu. Çelik kasanın kapağına etraflıca göz gezdirdi. Üzerinde birden yüze kadar rakamların olduğu mekanik bir kadran ve çekilerek açılması gereken çelik bir kol bulunuyordu. Nasıl kullanıldığını biliyordu Uras. Birkaç defa babası için kasayı açmışlığı vardı. Ellerinin yardımı ile kasanın ön yüzünü tamamen kaplayan toz ve is katmanını temizleyince üzerindeki işli rakamlar ortaya çıktı. Şifreyi hala hatırladığına sevindi Uras. Kadranın hiza çizgisini, rakamlara sırasıyla denk gelecek şekilde çevirdi. Birden kasanın içinden gelen bir mekanik ses duydu. Kadran sabitlenmişti ve artık dönmüyordu. Bir umut diye düşündü Uras. Hızlıca kolu çevirdi ve kasanın kapağı birden aralandı.

Nedense aralanan kapaktan çıkan aydınlığa anlam veremedi Uras. Heyecanla ağır kapağı eliyle tutarak sağa doğru çevirdi. Çevirmesiyle birlikte yüzü ışıklarla aydınlandı. Işıklar yuvarlak ve yamuk bir eşyadan geliyordu. Eline almak istedi ama çok ağırdı. Böylesine küçük bir şeyin bu kadar ağır olmasına şaşırdı Uras. Bu sefer iki elini kullandı. Sıkıca tutup kendine doğru çekti ve onu kasanın içindeki rafın üzerinde yuvarlayarak yere düşürdü. Gülle gibi yere çarpan eşyanın kırıldığını zannetse de hala sapasağlamdı. Eğer Uras onu ayağına düşürmüş olsaydı parmaklarını kırabilirdi.

Eşyanın her tarafı yamuk olmasına karşın sadece bir bölgesinde kusursuz düzlükte bir alan vardı. Bu düz alanın üzeri, bugüne kadar görmediği bir takım şekiller dizisi ile doluydu ve bu şekiller yuvalarından parlayarak karanlık odanın duvarlarını aydınlatıyorlardı. Eşya enteresan bir gece lambasını andırıyordu. Parmaklarını pürüzsüz bölgedeki şekillerin üzerinde gezdirdi Uras. Şekillerin kabarık kıvrımlarını parmak uçlarında hissedebiliyordu. Dokunduğu her şekil diğerlerine göre daha belirginleşiyor ve sonra tekrar eski parlaklığına kavuşuyordu. Her biri farklı renkteydi ve oldukça net bir parlaklığa sahipti. Elini yaklaştırıp ışıklarını avucunun doldurduğunda, parlaklıkları belirginleşiyor, elinin ten rengi ortadan kalkıyor, sanki ışığın değdiği yer sahip olduğu rengi ile boyanmışçasına aydınlanıyordu.

Uras, ayağının acısı ile zorlanarak oturduğu yerden kalktı. Emine Teyze'nin gece yatarken giymesi için ona verdiği pijama altını çıkardı ve yere çarşaf gibi serdi. Eşyayı, ayağının yardımı ile iterek yerdeki pijamayı ortalayacak şekilde yuvarladı. Teneke kutuyu hemen yanında koydu, pijamanın kenarlarından tutarak üzerleri kapattı ve elinden geldiğince düğümleyerek onu bir bohça haline getirdi. Yaptığıyla gurur duydu Uras. Yine de bohçayı eve kadar götürmesi uzun süreceğe benziyordu, fakat bir şekilde üstesinden gelebilirdi. İçinden gelen şu sese engel olamıyordu: "Belki sadece teneke kutuyu yanında götürmeliydin."

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!