8 - Söz (II)

75 39 2

Kuru çam yapraklarıyla dolu yolda yürürken Uras, Melis'in dirseğini kolunda hissedince birden bocaladı. Rahatsız olabileceğini düşünerek temas etmemeye özen gösterse de o küçük tesadüfi dokunuşlar Uras'ın içinde karşı koyamayacağı bir coşkuya neden oluyordu. Acaba okulun en gözdesi Melis'in aklından şuan neler geçiyordu? Bunu öğrenmek için dünyaları verebilirdi.

"Melis?" dedi Uras, kısa süren bir sessizliğin ardından.

"Efendim Uras." diye cevap verdi Melis, melodik bir sesle.

"Bu kasabada mutlu musun?"

"Yani işte... Sakin, huzurlu, temiz... Fena bir yer değil ama şehirdeki arkadaşlarımı çok özlüyorum."

"Şehir buraya göre daha hareketli tabi. Alışman zor olmuştur."

"Aynen. Hafta sonları daima bir programımız olurdu arkadaşlarla. Birbirimizin evlerine giderdik. Dışarı çıkardık. Sürekli birlikteydik yani. En çok onları özlüyorum."

"Okulun nasıldı peki? Güzel miydi?

"Güzeldi. Bu okula göre daha büyüktü. Ayrıca daha fazla öğrenci vardı."

"Orada da popüler olduğuna eminim."

"Saçmalama." diyerek güldü Melis. "Ben kendimi öyle görmüyorum."

"Ama öylesin. Bunu ilk benden duyduğunu söylemeyeceksin, değil mi?"

"Tamam... Olabilir, ama ben popülerliğin peşinden koşmuyorum."

"Ama o senin peşinden koşuyor. Tüm gözler senin üzerinde, Melis. Okuldaki kızların neredeyse hepsi seni ya kıskanıyor, ya da imreniyorlar. Erkekler ise..."

Melis tekrar güldü. Övülmekten hoşlanmadığını belli edercesine:

"Komikleşme." dedi.

"Burak'ın sana olan düşkünlüğünü de herkes biliyor."

"Ama ben ona karşı öyle hissetmiyorum. Onunla olacağıma ölürüm daha iyi."

"Neden peki? Burak'a hayır diyebilecek bir kızla karşılaşmamıştım bugüne kadar."

"Demek bu ilki yaşayacağın varmış. Ben Melis. Memnun oldum." diyerek elini uzattı Melis. Uras da Melis'e karşılık vererek elini uzattı.

"Ben de memnun oldum." dedi. Karşılıklı tokalaştılar.

"Burak'a bütün kızların bayılıyor olmasını önemsemiyorum." dedi Melis.

"Futbol takımının kaptanı olması da mı umurunda değil yani?"

"Evet, o da umurumda değil. Burak okula geldiğim ilk günden beri beni elde etmek için elinden geleni yapıyor. Bunu takıntı haline getirdi. Hatta artık bu durum benim için çirkinleşmeye başladı. Diğer kızlar onda ne buluyor anlamıyorum doğrusu. Zaten dün yaşananlardan dolayı kendimi hala suçlu hissediyorum. Sana öyle davranması beni kıskandığı içindi, biliyorsun. Onu az çok tanıyorum. Ne zaman bir erkekle konuşsam çıldırıyor."

"Lütfen kendini suçlu hissetme. Zaten Burak beni oldu olası sevmezdi."

"Ne kadar saçma şeyler bunlar? Sevmeyebilir ama kimsenin böyle davranmaya hakkı yok. Allah aşkına neredeyse seni öldürüyordu!"

Uras, dün yaşadıklarını gözünün önüne getirdi ve üzüntüyle yüzünü yere indirdi.

"Ben ise ona karşılık vermedim. Herkesin önünde yaptığı onca şeyden sonra bir şey bile söylemedim. Kim bilir hakkımda neler düşündün?"

"Sen yanlış bir şey yapmadın, Uras. Hangi devirde yaşıyoruz biz? Hatalı olan o ve cezasını çekecek. Dün sen okuldan gittikten sonra Okan Öğretmen ve müdür beni çağırdı. Bütün sınıf sussa da ben olan biteni olduğu gibi anlattım. İfademi yazdılar. Altına imzamı bile attım. Burak, yaptığının bedeli ödeyecek. Emin olabilirsin."

"Onu dün gördün mü hiç? Ben gittikten sonra..."

"Hayır, ama annesi ve babasını gördüm. Okula geldiler. Çok sinirli görünüyorlardı."

"İki gün okula gelmeyeceğim. Neler olup bittiğini öğrenince bana da haber verir misin?"

"Tamam. Umarım Burak'la bir daha yüzgöz olmazsın."

"Boş ver. Sonuçta olan oldu."

"Seni bir daha rahatsız etmesin de, gerisi önemli değil."

Uras, göz ucuyla bir süre Melis'i izledi. O sırada Melis, Uras'ın bakışlarından habersiz önüne bakıyordu. Alnının altında kibarca yükselen küçük burnu nazik bir kavis çizerek dudakları ile buluşuyordu. Bir kuğu gibi uzun boynunu, siyah ipli melek figürlü basit bir kolye süslüyordu. Melis, Tanrı'nın bir başyapıtı olmalıydı diye geçirdi Uras içinden. Onu saatlerce hatta günlerce izleyebilirdi, fakat onu gizli gizili süzüyor olduğunu anlamaması için kendini topladı ve bakışlarını çevirdi.

"Melis..." dedi Uras. "Tekrar teşekkür ederim; dün yaptıkların için."

Tatlı bir gülümsemeyle karşılık verdi Melis:

"Ne yaptım ki? Ama yine de bir şey değil."

Yürüdükleri yoldan denizin maviliği ağaçların arasından görülebiliyordu. Tatlı bir serinlikte esen rüzgâr, ağaç yapraklarına sürterek huzur verici bir hışırtıyla mavinin ve yeşilin ferahlatıcı kokusunu, Uras'a ve Melis'e kadar taşıyordu. Yanından geçtikleri, kasabanın en geniş ormanıydı. Ormanla kesişen yürüyüş yolundan, denize kadar devam eden eğimli arazinin her yeri çam ağaçları ile doluydu.

"Dün nereden denize düştün? Bana gösterir misin?" diye sordu Melis merakla.

"Bunun için ormana girmemiz gerekecek. Emin misin?"

"Benim için fark etmez. Ayakkabılarım uygun."

"Peki, okul ne olacak? Geç kalırsın. Hani baban duyarsa çok kızardı?"

"Sonuçta, ilk derse biraz geç kalabilirim, değil mi?"

"Peki, o zaman. Şimdiden söyleyeyim, orman yolu biraz zordur."

"Zor benim soyadım. Sorun değil. Haydi, göster bakalım."

Melis'in soy isminin gerçekten 'ZOR' olduğu hatırlayınca gülümsedi Uras. Yürümeye devam ettiler. Uras gidecekleri yönü biliyordu ve Melis'in elinden tutarak ona yardımcı oluyordu. Ormanın içlerine doğru ilerledikçe atmosfer değişmeye başladı. Karanlık ve nem artıyor, çam kokusu yoğunlaşıyordu. Melis başını yukarı doğru kaldırarak, uzun boylu ağaçların gökyüzünü nasıl örttüğünü inceledi. Güneş ışığının sadece çok azı, gür yapraklı ağaçların arasından süzülüp yere ulaşabiliyordu. Melis, alışık olmadığı orman serinliğini teninde hissedince birden ürperdiğini fark etti. Elleriyle, tüyleri diken diken olmuş kollarına dokundu.

"Burası ne kadar ilginç! Sanki başka bir gezegendeyiz." dedi Melis hayretle.

Kuş sesleri cıvıldıyordu her yerde. Uzaklardan gelen çeşitli hayvan inlemeleri kuşlara eşlik ediyordu.

"Daha önce gelmedin mi ormana? "diye sordu Uras.

"Hayır. Sen yanımda olmasan imkânı yok gelmezdim zaten. Sence de çok ürkütücü değil mi yoksa sadece bana mı öyle geliyor?"

"Ben doğayı seviyorum. Arada bir kafa dağıtmak için gelirim buralara. Eğer sen de bunu yaparsan zamanla seveceksin emin ol."

"Hiç zannetmiyorum." dedi Melis.

Uras ve Melis eğim boyunca birbirlerine tutunarak yürümeye devam ettiler. Melis'in böylesi doğal ortamlara alışık olmadığı hemen anlaşılıyordu. Varacakları yerin uzakta olmadığına şükretti Uras. Melis Uras'ın elini o kadar sıkı tutuyordu ki neredeyse çürüyecekti. Nihayetinde, geçen bir sürenin ardından uçurumun kenarına ulaştılar.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!