6 - Tatlı Bir Tebessüm (II)

74 38 2


Sıcak duşun ve derin bir uykunun ardından üvey annesi ve babasının karşısındaydı Uras. Maya yoktu yanlarında. Ya ders çalışıyordu ya da odasını toparlamakla meşguldü. Zaten konuşulanları duymasını da istemezdi Uras. Aralarında mükemmel bir bağ vardı ve bunun zarar görmesinden hiç memnun olmazdı.

Üvey babası Uygar, iki elini birbirine kavuşturarak gayet yumuşak bir ses tonu ile:

"Böyle olmasını istemezdik Uras. Başına gelenler için ikimizde çok üzüldük. Konuşmalarımızın hangi kısmına şahit oldun bilmiyoruz ama..." diye devam edecekti ki:

"Duymam gerektiği kadarını duydum." diyerek araya girdi Uras.

"Ama durum senin zannettiğin gibi değil." dedi Uygar. Duygularını kontrol altında tutuyor olması Uras'ın gözünden kaçmıyordu.

"Ne gibi mesela?" diye sordu Uras.

İlayda, eşinin aksine şefkatle bakıyordu Uras'a.

"Canım benim... Anneni ve babanı çok iyi tanırdık. Onlar bizim için kardeşten de öteydiler. Hiçbir şey sahip değilken tanıştım annenle. Sahip değilken derken, gerçekten yoktu. Eski eşim alkolikti ve beni terk etmişti. Yapayalnızdım. O zamanlar kaldığım derme çatma evin kirasını ödeyecek param bile yoktu. Maya bebekti. Kendime bile zar zor bakarken bir de bebekle tek başıma kalakalmıştım."

Uras, İlayda'yı dikkatle dinliyordu. İlayda devam etti:

"Henüz Uygar'la tanışmamıştık. Acaba daha kötüsü nasıl olabilir diye düşündüğüm yıllardı o zamanlar. Bir gün kapı çaldı. Kapıda iyi giyinmiş bir bayan ve bir de bay vardı. Güler yüzlülerdi. İçeri girdiler. Kendilerini tanıttılar. İşte annen ve babanla o gün tanıştım. Daha sonra bana bir takım sorular sordular. Kart bıraktılar. Kartın üzerinde adres ve telefon vardı. Adres şehir merkezini gösteriyordu. En kısa zamanda uğramamı rica ettiler ki ben de öyle yaptım. İlk otobüse atlayıp şehre gittim ve adresi buldum. Vardığım yer şık mobilyalarla döşenmiş bir iş merkeziydi. Baban ve annen benle özel olarak görüştüler. Bana şirketlerinde iş teklif ettiler. Nasıl sevinmiştim anlatamam. Eğer onlar olmasaydı... Maya ve ben bugün kim bilir nerelerdeydik."

İlayda'nın gözleri dolmuştu. Konuşmasına devam edemeden bir süre sustu. Kendisini toparladıktan sonra devam etti:

"Biliyorsun onlar bu kasabanın, hatta bu şehrin en zengin ve sayılır çiftiydi. Herkesin gözü onların üzerindeydi. Her yerde bağlantıları vardı. Doktorlar, savcılar, milletvekilleri, belediye başkanları... Her alanda söz sahibiydiler. Şehre katkılarından dolayı ödül üzerine ödül alıyorlardı. Ben ise başlangıçta sadece muhasebeden sorumluydum. Genelde annen ile muhataptım. Şirketin gelir ve giderlerini kayıt altına alıyordum. Boş zamanlarımda ise benden önceki senelere dönük kayıtlara bakıyordum. Bir gün kayıtlarda, bir firma ile yapılan anlaşmada bir hata tespit ettim. Annene gösterdim. Annen de şaşırmıştı. Aslında böyle bir hatayı nasıl yaptıklarına inanamıyordu. Bu tespitim sayesinde sözleşme yaptığımız şirketten geriye dönük tüm maliyetleri faizi ile birlikte geri alabildik. Bir hayli yüklü bir miktar... Annen ve baban beni ayrı ayrı tebrik ettiler. Çok gururlanmıştım. Başarılarımdan dolayı görevimi yükselttiler. İlk olarak muhasebe yönetimine geçtim. Yıllar sonra genel yönetim kadrosunda görev aldım. İlişkilerimiz gelişti. Birbirimizin evlerine gidip gelmeye başladık. Zamanla ilişkilerimiz daha da güçlendi. Artık birbirimizin en yakın dostları olmuştuk. Ben onların iş yerinde çalışan bir personel değildim sadece; onlar da benim patronlarım değildi. Birçok kişi bu durumu yanlış anladı, ama önemli değildi. Ben anneni ve babanı hiç kimsenin tahmin edemediği kadar çok seviyordum. Onlar... Onlar benim hayatımı kurtardı. Onlar melekti, Uras. Annen ve baban her gün birinin hayatını kurtarıyorlardı."

Uras, annesi ve babası hakkında duyduğu tüm ayrıntıları can kulağı ile dinliyordu.

"Ve bir gün kader onları hiç beklenmedik bir anda bu dünyadan kopardı. Yangın, koca malikâneyi küle çevirmişti. Şükürler olsun sen o ara evde değildin Uras. Evin tek oğlu olarak sadece sen kurtulmuştun. Yangından sonra hepimiz yıkılmıştık. O gün ne kadar üzüldüğümü ifade bile edemem. Şirket kapatıldı ve her şey sona erdi."

"Bana bunları anlatmanın nedeni nedir?" diye araya girdi Uras. "Daha fazla mı üzülmemi istiyorsunuz?"

"Uras. Demek istediğim... Anneni ve babanı ne kadar çok seviyorsak seni de o kadar çok seviyoruz. Sen bu ailenin bir parçasısın."

"Sabahki toplantınız bu yüzden miydi?" diye sordu Uras sinirli bir şekilde. Yüzündeki asık ifadeden taviz vermiyordu.

Üvey babası sükûnetini bozmayarak cevap verdi:

"Senin hakkında en mantıklı kararı vermeye çalışıyoruz Uras."

"Lütfen ne diyecekseniz deyin. Daha fazla burada durmak istemiyorum."

İlayda, Uygar'a döndü. Belli ki kendisi söylemek istemiyordu. Uygar eşi ile göz göze gelerek onaylarcasına kafasını salladı ve sonra Uras'a baktı.

"Uras..." diyerek başladı söze Uygar. "Bu sene liseden mezun oluyorsun, biliyorsun. Biz senin tahsil hayatına hiç ara vermeden devam etmen gerektiği fikrindeyiz. Annenle ben epey düşündük ve şuna kadar verdik: Önümüzdeki sene üniversiteyi yurt dışında okumanı planlıyoruz."

Uras bir süre sessizce bekledi. Halının desenlerini inceliyordu. Sonra başını yukarı kaldırıp:

"Neden?" diye sordu alçak bir ses tonu ile.

"Biliyorsun Uras. Çünkü biz senin eğitim hayatını..."

"Neden?" diye tekrarladı Uras, babasının sözünü keserek. "Neden siz? Neden siz beni evlat edindiniz de başka birileri buna talip olmadı?"

"Anlamıyorum Uras. Neden bunu soruyorsun?" dedi Uygar.

"Uras anlattığım gibi. Biz bir aileydik." diyerek araya girdi İlayda.

"O kadar seçenek varken neden siz? Amcam, halam, belki babaannem ya da herhangi bir akrabam değil de siz! Sizinle kan bağım dahi yok!" dedi Uras sesini yükselterek.

"Çünkü annen ve baban böyle istediler." dedi İlayda.

"Niçin böyle bir şey istesinler?" diye haykırdı Uras. Gözyaşlarına hâkim olamadı.

"Annenin ve babanın yerini hiçbir zaman tutamayacağımızı biliyoruz Uras. Fakat şunu unutma: Bu onların isteğiydi." dedi Uygar.

"Öleceklerini biliyorlar mıydı? Anlamıyorum. Neden böyle bir şey istemiş olabilirler ki sizden?" diye haykırdı Uras. Maya sesleri duymuş olmalı ki merdiven başında durmuş, şaşkın bir yüz ifadesiyle salonda olup bitenleri anlamaya çalışıyordu. İlayda ve Uygar ne söyleyeceklerini düşünüyorlar, birbirlerine bakıyorlardı. Mantıklı bir cevap alamayan Uras yerinden seri bir hareketle kalktı ve Maya ile göz göze gelmemeye özen göstererek yanından geçip, yukarı kata çıktı. Odasına girip kapısını kilitledi. Yatağına uzanıp yorganı boynuna kadar çekti.

Gece yarısına kadar hiç durmadan ağladı Uras. Annesini ve babasını aklından bir türlü çıkaramıyordu. Kafası karmakarışıktı ve kendini toparlamakta güçlük çekiyordu. Belki ilk defa İlayda'ya ve Uygar'a bu denli sert çıkışmıştı. Cevaplanması gereken soruları vardı. Ağladı Uras, hem de çok ağladı. Sahip olduğu tüm gözyaşlarını akıttıktan sonra yataktan kalmakta buldu çareyi. Pencereyi açtı ve derin bir nefes aldı. Bir süre dışarıyı seyretti. Gökyüzü her zamanki gibi açıktı. Ay, bahçeyi ve ormanı loş ışığı ile aydınlatıyordu. Deniz, çarşafı andırırcasına düzdü ve inci gibi parlıyordu. Pencereden içeri giren ılık havayı tekrar içine çekti. Ormanın ve denizin kokusunu ciğerlerine doldurdu. Yanağında kururken geride tatlı bir serinlik bırakan gözyaşları Uras'ı biraz olsun rahatlatabildi.

Birden bahçede bir karartı gördüğünü fark etti Uras. Çalıların arasında insan vücudunu andıran bir gölge vardı ve hareket etmiyordu. Odaya yönelip dolabını açtı, dolabın içinden irice bir el feneri aldı, sonra pencereye döndü. Feneri açıp gölgeyi en son gördüğü yeri aydınlattı. Karartı orada değildi. Hayal gördüğünden şüphelendi Uras. Belki bir göz yanılması da olabilirdi. Fenerin ışığını bahçenin içinde gezdirse de kimseyi göremedi Uras.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!