•Yalnız•

3.7K 391 454

   •••Alıntıdır.   

"Şurama batana..." Diyor şair;

Şurama batana özlem demeselerdi, bıçak derdim.."

•••

Bazı anlar olur. Yalnızsınızdır, boş boş bakarsınız duvarlara, çağresiz bir iç çekiş dolar soluk borunuza, ulaşır ciğerlerinize, usulca salarsınız o nefesi sonra. Kimsesizlikle dolup taşan odanızda ardı ardına sıkıntılı nefesler alıp verirsiniz. 'Kimsenin umrunda değilim.' Diye geçirirsiniz içinizden. İçiniz burkulur, tam göğsünüzün dağarcığında bir yumru oluşur ve usulca iner diğer yumruların üzerine. Sonra sizin kimleri umursadığınızı düşünmeye başlarsınız.

'Anne, baba, kardeş, sevgili veyahut en yakın arkadaş?' Sonra bir bakarsınız ki sizinde umursayacak kimseniz yok. Sorun, oldukları halde umursamamakta değildir halbuki, sorun tam olarak dibine kadar yalnız olmanızdır.

Kulaklarıma dolan müziğin tınısı başımı ağrıtıcak derecede olduğunda doğrulup ince küçük cihazı aldım ve küçük tuşuna basıp kapattım. Kaç şarkı değiştiğini bile bilmiyor, sadece zihnimdekileri bastırsın diye dinliyordum. Ama bir faydası olmadığı gibi, bir haftadır beni ara ara ziyaret eden ağrıyı tekrar çağırmıştı. Hiç bir şey iyiye gitmiyordu. Gitmeyecektide. Tam bir haftadır yalnızlığın dibinde kalan son lokmalarıda sıyırmış, kabuğuma tamamıyla gömülmüştüm.

Yanağımdan akan yaşı elimin tersiyle sildim yavaşça. Hareketsizlikten uyuşan bacaklarımı kıpırdatıp mutfağa doğru ilerledim. Buzdolabını es geçerek tezgahın altındaki çekmeceyi açıp paket çorbalara bakınmaya başladım, boğazımdan geçen tek şey sabahları çift kaşarlı küçük bir tost, akşamları ise küçük bir kase çorbaydı. Çekmeceyi rastgele karıştırdığımda stoğumun bittiğini fark etmem uzun sürmedi. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapatıp açtım. Dışarıya çıkmak zorunda kaldığım için ufak bir küfür mırıldandım.

Ayaklarımı sürüyerek dış kapıya doğru yöneldiğimde üzerime askıdaki gri hırkamı aldım ve yavaşça çökmüş omuzlarımın üzerine geçirdim. Çekmeceden bir miktar parayı siyah kotumun küçük cebine sıkıştırıp anahtarıda aldıktan sonra ışıkları kapatıp açtığım kapıdan dışarıya süzüldüm.

Saat 9 civarında olmalıydı. Gökyüzü siyaha bürünmüş, güneş aydınlığını üzerimizden çekmişti. Soğuk hava tenime saplanmaya başladığında kollarımı göğsümün üzerinde birleştirip ilerlemeye başladım.

Karanlık gökyüzüne kısa bir bakış attım, göğün boğuk sesi kulaklarıma dolduğunda hafif bir ürperti geçti cılız bedenimden. Başımı tekrar eğip yoluma devam ettim.

Markete girip uzun bir süre beni idare edebilecek kadar hazır çorba paketlerini küçük sepete doldurdum. Kasaya geldiğimde ödeme yapmak için cebime sıkıştırdığım buruşuk kağıt parçasını kıza uzattım, sarışın kız mavi gözlerini üzerimde kısaca gezdirdikten sonra buruşuk parayı aldı. Aldıklarımı poşete doldururken kızın uzattığı para üstünü alıp tekrar cebime sıkıştırdım. Nasıl gözüktüğümü sorgulama ihtiyacı hissettiren bakışlardan kurtulup çıkışa doğru yöneldim.

Otomatik kapı açıldığında soğuk tekrar yüzüme çarptı. Yanımdan geçmek üzere olan iki kişinin konuşmaları kulaklarıma dolduğunda bir an duraksadım.

"Kelebekli elbise giymişti, küçük bir kız çoçuğundan farksızdı kanka ya." Dedi biri. Biriyle alay ettiği kesindi.

"Dedim oğlum o kızla uğraştığına değmiyor diye sana." Dedi diğeri.

DAĞILMIŞ (Tamamlandı)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!